☰
✕

BM’NİN KÜRESEL YANKILARI VE ANKARA’NIN GÖLGESİNDE KALAN SİYASET

Abone Ol

Gözümüz, kulağımız okyanusun ötesinde, New York’ta. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki yüksek tempolu ve stratejik hamlelerini soluk soluğa takip ediyoruz.

Cumhurbaşkanı’nın kürsüden tüm dünyaya haykırdığı mesajları, kritik ikili zirveleri ve diplomasi trafiğini izlerken, medyanın ve siyaset kulislerinin nabzı her zamanki gibi bir anda yerel bir depremle yön değiştirdi. Ankara’dan düşen son dakika haberi, tüm dikkatleri bir anda uluslararası masalardan iç siyasetin acımasız dehlizlerine çekti.

"Mansur Yavaş CHP’den istifa etti." Ardından gelen 8 ilçe belediye başkanının da partilerinden ayrılıp bağımsız kalmayı seçmesi, Ankara’da yaprak dökümünden öte, fırtınanın habercisi gibiydi.

Her yıl eylül ayında New York, dünya siyasetinin kalbinin attığı, krizlerin ve ittifakların masaya yatırıldığı dev bir sahneye dönüşür. Türkiye de bu sahneyi sadece var olmak için değil, küresel adaletsizlikleri haykırmak için en etkin şekilde kullanıyor. Bu yılki Genel Kurul’da atılan adımlar, sadece ulusal çıkarların ötesine geçerek tüm insanlığın vicdanına seslenen bir vizyon ortaya koydu.

Özellikle gelenekselleşen “Dünya 5’ten büyüktür” mottosunun bir adım öteye taşınarak, BM’deki “veto” sisteminin tamamen kaldırılması çağrısının yapılması son derece tarihi bir eşiktir. Artık karşımızda sadece kendi coğrafyasındaki sorunlarla hemhal olan değil, küresel sistemin tıkanıklıklarına parmak basan, adil bir dünya teklif eden bir Türkiye Cumhuriyeti var.

Elbette madalyonun bir de gerçekçi yüzü var. Güvenlik Konseyi’nin daimi ve veto hakkını elinde bulunduran beşli çetesi (ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) bu ayrıcalıktan vazgeçmeye yanaşır mı? Açık konuşmak gerekirse, bugünkü uluslararası sistemin krizlerinden beslenen bu aktörlerin kendi elleriyle veto yetkisinden feragat etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Zira dünyadaki birçok çatışmanın arkasında bizzat bu ülkelerin jeopolitik hesapları yatıyor. Ancak bu teklifin masaya konulması, adaletsizliğin tescillenmesi ve mazlumların sesinin en gür şekilde duyurulması adına paha biçilemez bir adımdır.

Ankara’da Yaprak Dökümü ve Soru İşaretleri

New York’ta bu büyük küresel hesaplaşmalar yaşanırken, Ankara’da yaşananlar adeta rol çalan bir tiyatro sahnesini andırıyordu. Mansur Yavaş’ın CHP’den istifası ve beraberindeki 8 belediye başkanının bağımsız kalmayı tercih etmesi (bilinçli bir hamleyle hemen Yeni Parti’ye geçmemeleri), Türk siyasetinde yeni bir fay hattının kırıldığını gösteriyor.

Peki, bu hamle ne anlama geliyor?

Yavaş siyasetten yavaş yavaş elini eteğini mi çekiyor?

Yoksa geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği temasların ardından yeni bir siyasi rotanın, hatta iktidar kulislerinin gölgesinde mi şekilleniyor?

Yoksa muhalif seçmenin ortak adaylık hayali bu istifayla birlikte tarihin tozlu raflarına mı kaldırıldı?

Mansur Yavaş’ın bu hamlesi ve arkasındaki fireler, onun cumhurbaşkanlığı yarışındaki iddialı konumunu büyük ölçüde zedelemiş ve bu ihtimali şimdilik rafa kaldırmış görünmektedir. Önümüzdeki günlerde yayımlanacak kamuoyu araştırmaları, bu kırılmanın tabandaki karşılığını çok daha net bir şekilde gözler önüne serecektir. Belki de Yavaş, uzun süredir maruz kaldığı siyasi gerilimlerden yorulmuş, köşesine çekilme kararını çoktan almıştır.
Bekleyip göreceğiz.

Muhalefetin santrafor krizi

Geriye dönüp baktığımızda, bu gelişmelerin aslında sürpriz olmadığını, taşların adım adım döşendiğini söylemek yanlış olmaz. Daha dün gibi hatırlarımızda; CHP lideri Özgür Özel, ellerinde cumhurbaşkanlığı için "iki santrafor" olduğunu gururla söylemişti. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı kasteden o iddialı cümlenin bugün geldiği noktaya baktığımızda, sahne oldukça ironik bir hâl aldı.

Görünen o ki, santraforlar cezalı duruma düştü ve inisiyatif yeniden teknik direktöre kaldı.
Ancak burada asıl mesele kimin aday olacağından ziyade, muhalefetin genel kondisyonudur. Siyaset sadece liderlerin popülaritesi veya hamleleriyle yürümez, derin bir vizyon ve halkın derdiyle dertlenmek gerekir. Boş laflarla, siyasi mugalatalarla ve kısır tartışmalarla seçim kazanılmadığı, sandık sonuçlarında defalarca görüldü.

Muhalefet eğer gerçekten bir başarı hikayesi yazmak istiyorsa, önce kendi içindeki hesaplaşmaları bitirmeli, ardından da laf üretmek yerine milletin gönlüne giden yolları yeniden inşa etmelidir.

Aksi takdirde, dünyada "Dünya 5’ten büyüktür" diyerek ezber bozan Türkiye’nin karşısında, kendi iç kısır döngülerini bile çözemeyen bir muhalefet tablosu izlemeye devam edeceğiz.