Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne, Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya uzanan jeopolitik eksende güç dengeleri kökünden değişirken, Türkiye'nin uluslararası diplomasinin merkezinde aktif bir strateji yürüttüğü tüm dünyanın gözünden kaçmamaktadır. Son dönemde Ankara merkezli Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın yürüttüğü baş döndürücü diplomasi trafiğini ve sahadaki stratejik hamleleri alt alta koyduğumuzda, fotoğrafın büyüklüğü tüm netliğiyle karşımıza çıkmaktadır:
· 7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması,
· Lübnan Başbakanı ve Cumhurbaşkanı’nın Ankara’da gerçekleştirdiği kritik temaslar,
· Mısır Savunma Bakanı’nın Türk savunma sanayii ve askeri makamlarıyla gerçekleştirdiği Ankara ziyareti,
· Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyareti ve TBMM Genel Kurulu’ndaki tarihi hitabı,
· Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın hem Trablus’u hem de Bingazi’yi kapsayan Libya çıkarması ve ardından Mısır’a yaptığı üst düzey ziyaret,
· Ve bizzat Hakan Fidan’ın, bölgesel çatışmaların sonlandırılmasına dair ilan ettiği o sarsıcı "radikal adımlar" açıklaması.
Tablo son derece nettir: Türkiye, küresel emperyalizmin bölgeyi etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla hallaç pamuğu gibi dağıtma projelerine karşı, sınırlarının çok ötesinde kurumsal bir güvenlik kalkanı oluşturarak bölgede kurduğu ekonomik ortaklıklarla da bu birliktelikleri pekiştirmeye çalışmaktadır.
Mekke’de atılan tarihi imza; Türkiye’nin üstün savunma teknolojisi ve NATO’nun en caydırıcı ordularından biri olma vasfını, Pakistan’ın nükleer kapasitesini ve Suudi Arabistan’ın küresel finansal gücünü tek bir potada eritmiştir. Ancak Ankara bu yapıyı asla üç ülkeyle sınırlı bir blok olarak tasarlamamıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da vurguladığı üzere bu mekanizma, bölgesel barış ve istikrara hizmet edecek tüm aktörlere açık geniş kapsamlı bir güvenlik şemsiyesidir.
Türkiye; sadece savunma paktları kurmakla kalmıyor, dışişleri ve savunma bakanlıkları ile istihbarat birimlerini koordine eden üst düzey mekanizmalar oluşturuyor, ortak askeri tatbikatlar planlıyor ve insansız sistemlerden hava savunmasına kadar uzanan ortak teknoloji hamlelerini hayata geçiriyor. Ankara’nın çizdiği bu stratejik rota, İslam dünyasında on yıllardır eksikliği hissedilen kurumsallaşmış kolektif güvenlik mimarisinin omurgasını oluşturmaktadır.
İşte Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın, bu devasa güvenlik vizyonunun hemen ardından gerçekleştirdiği Libya ziyareti, masada kurulan bu mimarinin sahaya nasıl ilmek ilmek işlendiğinin en net kanıtıdır. Trablus'ta başlayan ve Bingazi'ye uzanan bu tarihi ziyaret, dünya ve bölge gündeminin en kritik başlıkları arasında yerini almıştır.
Ziyaretin ilk durağı olan Trablus'ta, Türkiye ile doğrudan işbirliği içinde olan ve Ankara'nın desteklediği Ulusal Birlik Hükümeti (Dibeybe hükümeti) ile çok kritik temaslar kuruldu. Sayın Hakan Fidan burada, Başbakan Abdulhamid Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Muhammed Miftah Takala ile bir araya gelerek Libya'daki siyasi süreci, bölgesel gelişmeleri ve güvenlik meselelerini kapsamlı bir şekilde ele aldı. Diplomasinin yanı sıra güvenlik bürokrasisiyle de yakın temas sağlandı. Başbakan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim Dibeybe, Savunma Bakan Vekili Abdusselam Zubi, İçişleri Bakanı İmad et-Trablusi, Genelkurmay Başkan Vekili Selahaddin en-Nemruş ve Askeri İstihbarat Başkanı Mahmud Hamza ile yapılan görüşmeler, ikili askeri işbirliğimizin gücünü teyit etti. Bakan Fidan'ın, Trablus'taki Türk Silahlı Kuvvetleri Libya Görev Grup Komutanlığını bizzat ziyaret etmesi ise, askeri varlığımızın Libya'nın istikrarına sağladığı somut faydanın sahada mühürlenmesidir.
Ancak bu ziyaretin uluslararası sistemde deprem etkisi yaratan, en dikkat çekici ve dönüm noktası niteliğindeki adımı Çarşamba günü Libya'nın doğusunda yaşandı. Fidan, Bingazi'de Halife Hafter ve oğlu Saddam Hafter ile tarihi bir görüşme gerçekleştirdi. Havaalanında Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter tarafından karşılanan Fidan, daha sonra silahlı güçlerin lideri Halife Hafter, Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Agila Salih ve Kalkınma ve Yeniden İmar Fonu Başkanı Bilkasım Hafter ile masaya oturdu.
Buradaki "kırmızı halı" detayını çok iyi okumak lazım. 2019-2020 döneminde çatışmaların zirve yaptığı, Türkiye ve desteklediği meşru Batı hükümeti ile askeri olarak doğrudan karşı karşıya gelen Hafter'in, bugün Türk Dışişleri Bakanı'nı kırmızı halıyla karşılaması tarihi bir an olarak kayıtlara geçmiştir. Geçmişte Türkiye'yi düşman ilan edip fiilen savaş açan bir ismin, bugün devletimizi bu üst seviyede ağırlaması, sahada ve masada adım adım yürütülen Türk diplomasisinin ne denli büyük ve net bir başarı elde ettiğinin ispatıdır.
Hafter ile kurulan bu doğrudan temasın arkasında ise Libya'nın ve bölgenin kaderini belirleyecek 3 temel gündem maddesi yatıyor:
· 2019 Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması: Bu stratejik anlaşmanın tam anlamıyla hayata geçebilmesi için Hafter'e yakın konumdaki Doğu Temsilciler Meclisi tarafından resmi onayın verilmesi gerekiyor. Bu onay sağlandığı takdirde Türkiye ve Libya; Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail'in Doğu Akdeniz'de kurmaya çalıştığı kuşatma hattına karşı çok büyük ve sarsılmaz bir stratejik avantaj elde edecektir.
· Enerji ve Yeniden İnşa Çalışmaları: Libya'daki devasa petrol yataklarının yoğunluklu olarak ülkenin doğu kıyılarında bulunması, Hafter'in kontrol ettiği bu bölgeyi enerji ve ekonomi açısından son derece kritik kılıyor. Eğer Türkiye o en zorlu dönemde zamanında müdahale edip meşru Batı hükümetinin arkasında dağ gibi durmasaydı, bugün tüm bölge Hafter'in kontrolüne geçebilirdi. Ancak Ankara'nın uyguladığı o dengeli ve güçlü politika sayesinde, bugün ülkenin yeniden inşasında ve devasa enerji kaynaklarının yönetiminde Türkiye vazgeçilmez bir rol oynamayı sürdürüyor.
· Bütünleşik "Tek Libya" Politikası: Türkiye'nin krizin ilk gününden beri tavizsiz savunduğu "Tek Libya" politikası artık sahada karşılığını bulmuş; Suudi Arabistan, Mısır ve diğer bölge ülkeleri tarafından da kabul gören tek geçerli formül olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde, Türkiye diğer bölgesel aktörleri de sürece dahil ederek Libya'da dengeyi sağlayan ve tek parça bir devlet yapısını destekleyen mutlak ana aktör konumuna ulaşmıştır.