Komünizm yıkıldı.
Heykeller devrildi.
Marşlar sustu.
Ama Orta Asya’ya İslam gelmedi.
Duvarlar kalktı,
zihinler serbest kaldı,
camiler açıldı…
Fakat istikamet yerini bulmadı.
Bir imparatorluk çöktü.
Yerine bir düzen kurulmadı.
Ortaya sadece boşluk çıktı.
Ve boşluklar, tarihte hiç boş kalmadı.
Herkes geldi bu topraklara.
İyi niyetle gelen de oldu,
hesapla gelen de.
Ama olan şuydu:
Doğru İslamiyet anlatılmadı.
Onun yerine parçalar anlatıldı.
İslamiyetsiz bir Müslümanlık yayıldı.
İnancı vardı, yönü yoktu.
Risale-i Nursuz bir Nurculuk üretildi.
İsmi kaldı, derinliği kayboldu.
Tasavvufun ruhundan uzaklaşmış tarikatlar türedi.
Zikir vardı, istikamet yoktu.
Ortaya çıkan şey şuydu:
İsmi var, istikameti yok yapılar.
Gençler dinle buluşmadı.
Gençler yapılarla karşılaştı.
Soru sormayı öğrenemediler.
Ezber yapmayı öğrendiler.
İşte tam bu sırada, perde arkasından bir ses yükseldi.
Soğuk.
Net.
Amerikalı.
“İslam dünyasında
İslamiyetsiz bir Müslümanlık,
Risale-i Nursuz bir Nurculuk,
ruhundan koparılmış bir tarikat inşa etmeliyiz.”
Bu bir komplo teorisi değil.
Bu bir itiraf cümlesi.
Zaten sahada olan da buydu.
İçeride zemin dağılmıştı.
Dışarıdan müdahale gecikmedi.
Kazakistan’da yaşananlar bunun fotoğrafıdır.
Rakam kuru, manzara ağır:
500 bin genç.
İncil.
Arasına sıkıştırılmış dolarlar.
Bir yanda geçim sıkıntısı,
öbür yanda kimlik boşluğu.
Sonra şaşırıyoruz:
“Bu gençler neden savruldu?”
Çünkü komünizm gitti ama
yerine doğru İslamiyet gelmedi.
Çünkü boşluk bırakıldı.
Ve o boşluğu başkaları doldurdu.
Tarih basit bir kuralı hiç bozmadı:
Boş bırakılan yer, masum kalmaz.
Orta Asya bugün bunu yaşıyor.
Bir ideoloji gitti.
Ama yerine yol gelmedi.
Sadece boşluk kaldı.
Bunları uzaktan yazmıyorum.
Şu an Orta Asya’dayım.
Manzara tam olarak bu.
Selam ve dua ile
Fiemanillah