Böyle “AHBAP”lık Olmaz

Abone Ol

Değerli okurlarım,

6 Şubat depremleri, sadece binaları değil, toplumun dayanışma refleksini de büyük bir sınavdan geçirdi. Türkiye, devleti ve milletiyle birlikte bir taraftan asrın felaketinin enkazını kaldırmaya çalışırken, diğer taraftan yaraları sarmak için seferber oldu. Böylesine olağanüstü bir dönemde milletimizin yardımseverliği tüm dünyaya örnek olacak bir tablo ortaya koydu. Ancak ne yazık ki bu süreç, yardımların nasıl ve hangi kurumlar aracılığıyla yürütülmesi gerektiği konusunda ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.
O günlerde bazı çevreler, devlet kurumlarını sistematik biçimde itibarsızlaştırarak vatandaşları alternatif yapılara yönlendirdi. Yardımların önemli bir kısmı Ahbap Derneği üzerinden organize edildi. Depremzedelerin ihtiyaçlarının aciliyeti nedeniyle bu tartışmalar uzun süre geri planda kaldı. AFAD başta olmak üzere devlet kurumları bütün eleştirilere rağmen sahada büyük bir özveriyle görev yaptı. Kızılay’ın çadır satışı gibi toplum vicdanını yaralayan ciddi hatalar ise haklı olarak eleştirildi. Ancak bugün gelinen noktada Ahbap ve Haluk Levent hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar, o gün yaşananları yeniden değerlendirmeyi zorunlu kıldı.
***
İktidara muhalif olmayı devlete muhalif olmaya eşitleyen saplantılı bir anlayışın bugün yaşadığı yüzleşmeden ders çıkaracağına ihtimal vermesem de yine de bazı şeyleri söylemek gerekiyor.

Birincisi her ne olursa olsun hangi şart ve dönemde olursa olsun devletin tespit ettiği, teklif ve takdir ettiği bir şeyi sahiplenmek gerekir. İktidara güvenmiyoruz diyerek devlete alternatif herhangi bir çabanın istismara açık olduğunu çok iyi anlamak gerekir.

İkincisi yapılan yardımları şova çevirerek bağlamından ve anlamından koparıp günün sonunda sahnelerden başa kalkacak şekilde bir yanlışa düşmemek gerekir.

Üçüncüsü her ne olursa olsun milletin kendisine teveccüh ettiği ve bu doğrultuda yardımda bulunduğu kişilerin veya örgütlerin şahsi menfaatleri ve kişisel çıkarları uğruna büyük bir çabayı heba etmemesi gerekir.

Dördüncüsü tüm bu yaşananlardan sonra halen daha iktidarı suçlamak gibi hastalıklı bir ruh halini terk etmek gerekir.

Beşincisi “iktidar yiyene kadar ahbap yesin” diyecek kadar şirazeden çıkmış yeminli Erdoğan düşmanlığından kurtulmak gerekir.

Altıncısı milletin vermiş olduğu her kuruşun hesabını fitil fitil sormak gerekir.

Yedincisi o felaket gününde dahi yapılan yardımları ganyan bayilerinde tüketen cibilliyeti sakat kişileri, bu kişileri savunanları, bu tablo karşısında dahi “ama, fakat” diyenleri âleme faş etmek gerekir.

Sekizincisi sindikleri köşelerinde “yine Erdoğan haklı çıktı, yine Erdoğan kazandı” şeklinde mırıldanmasına rağmen, yaşananları görmezden gelenlerin kalemini kırmak gerekir.

Dokuzuncu bundan sonra sivil toplum olarak yardım süreçlerini şova dönüştürmeden, her şeyi kayıt altına alarak, denetlenebilir, şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde yürütmek gerekir.

Onuncusu her 10. yıl marşı söyleyenin, Atatürk rozetinin ardına saklananın, laik-atak geçirenin veya tam tersi her cübbeyi sırtına geçirenin, sakalın sarığın ardına gizlenenin, Mercedes’ten fakirlik vaaz edenin ardından bir avuç tuz alıp koşmamak gerekir.

Son olarak iktidarın, birileri niçin devlet kurumlarına değil de bu kumarbazlara güvendi diye bir düşünmesi gerekir.

Velhasıl kelam;

Herkesin şapkasını önüne alıp derin bir muhasebe yapması gerekir.

Zira böyle “AHBAP”lık olmaz.