Bu bir Ramazan’ı Şerif yazısı mı? Yoksa bir teknoloji yazısı mı? Siz karar verin..

Abone Ol

“Zor Ölüm” filmini hatırlamayan yoktur. Bir kaç seriden oluşan bir film. Bruce Willis ve Allan Rickman’ın başrollerinde oynadığı bir seri. Serinin ilk filmi 1988 yılında yapıldı. Noel gecesi eşinin çalıştığı ofise Los Angeles’a Noel partisine katılmak için gider. Sonra aksiyon sahneleri başlar.

ABD’liler yıllardır bu filmin bir Noel film mi ya da bir aksiyon filmi mi diye tartışır. Çok mu önemli? Değil tabi ki ama bir gerçek. ABD’liler konuyu tartışmaya devam etsin. Biz de kendi konularımızı tartışmaya devam edelim.

Bu bir akıl verme yazısı değil bu benim bugünkü teknolojiyi nasıl din bağlamında anladığım.. Aslında yazı başlığı bir ironi gibi dursada bir şeyleri paylaşmak, bir fikri anlatmak istiyorum bu mübarek ayda.. Bu yazacaklarım ilk defa mı söylendi ya da söylenecek? Tabi ki hayır. Ama herkesin bir yoğurt yiyiş şekli vardır ya hani. Ben de bu şekilde birazdan yoğurdumu yiyecem. Tabi iftar vaktinde.

Başlayalım

Günümüzde “her şeyin arkasında bir algoritma var” lafını o kadar sık duyuyoruz ki, artık şaşırmıyoruz bile. Telefonumuzdaki akış, izlediğimiz videolar, alışveriş önerileri, hatta trafik ışıkları bile bir algoritmanın kararına göre şekilleniyor. İnsanlar “algoritma böyle istiyor” diye şikayet ederken bile farkında olmadan o sisteme teslim oluyor.

Ama asıl büyük algoritmayı pek konuşmuyoruz. Kainatın algoritması.

Bir arı petek yaparken matematiksel olarak en verimli şekli altıgeni seçiyor, hem malzeme hem alan kazanıyor. Bir bebek anne karnında hücre hücre oluşuyor, her aşama tam zamanında, tam dozda gerçekleşiyor. Galaksiler dönüyor, atomlar titreşiyor, suyun donarken hacmi artması gibi tuhaf ama hayat kurtaran kurallar işliyor. Hiçbiri tesadüfen değil. Hepsi tek bir kaynaktan gelen, kusursuz uyumlu, hatasız çalışan bir sistemin parçası.

Bilim insanları bu düzeni çözmeye çalıştıkça daha çok hayret ediyor. “Neden bu kadar hassass?”, “Neden bu kadar optimize?” diye soruyorlar. Çünkü her yeni keşif, rastgelelik iddiasını biraz daha zorlaştırıyor.

Peki biz Müslümanlar bu ilahi algoritmayı görüp neden kendi aramızdaki düzeni aynı ciddiyetle kuramıyoruz?

1.8 milyar insan. 50’den fazla İslam ülkesi. Petrol, doğalgaz, nadir mineraller, genç nüfus, jeostratejik konum… Elimizdeki kaynaklar inanılmaz. Ama çoğu zaman bu potansiyel paralel çalışmıyor; ya seri bağlı gibi, biri durunca herkes duruyor, ya da birbirine zıt yönde çalışıyor enerji boşa gidiyor.

Allah’ın kainattaki algoritması bize birkaç şey öğretiyor aslında.

Her parça kendi işini yapıyor ama hepsi aynı büyük amaca hizmet ediyor.

Sistemde hata olsa bile düzeltme mekanizmaları çok güçlü. Tövbe, ıslah, yeniden başlama.

Ölçek fark etmiyor; bir hücredeki kural, bir galaksideki kural aynı mantıkla işliyor.
Değişime kapalı değil; şartlar değişince parametreler güncelleniyor ama ana kod bozulmuyor.

Bizim inanç algoritmamızda ise yıllardır biriken sorunlar var.

Herkes kendi “yerel sunucusunu” kutsal sayıyor, ortak bir “cloud” sistemine geçemiyoruz.

Geçmişten gelen eski kodlar (mezhep taassubu, dar milliyetçilik) hala çalışıyor ve sistemi yavaşlatıyor.

Dışarıdan gelen “API’lere” çok bağımlıyız. Faiz sistemi, silah teknolojisi, finansal araçlar.

Aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz, sanki “cache” temizlenmiyor.

Oysa çözüm o kadar karmaşık değil. Temel adımlar basit.

1.⁠ ⁠Önce ortak amacı netleştirmek. Allah’ın rızası ve ümmetin izzeti. Başka hiçbir otoriteye mutlak bağlılık olmayacak.
2.⁠ ⁠Küçük ama somut ortak projelerle başlamak. Mesela savunma sanayii, gıda güvenliği, dijital altyapı, enerji ticareti gibi alanlarda “ortak havuz” oluşturmak.
3.⁠ ⁠Zengin olanın fakire “bağış” değil, “ortak yatırım” mantığıyla yaklaşması. Pakistan’ın askeri birikimi, Türkiye’nin teknoloji ve üretim kabiliyeti, Körfez’in finans gücü yan yana konursa mucizeler çıkar.
4.⁠ ⁠Bilim ve teknolojide “açık kaynak” gibi çalışmak. Herkes katkı koyar, herkes faydalanır. Tek tek sıfırdan yapay zeka geliştirmek yerine ortak bir inanç ve millet veri havuzu, ortak modeller…
5.⁠ ⁠Sürekli iletişim ve güncelleme. Her yıl değil, her ay değil canlı bir sistem gibi, gerektiğinde anında toplantı, anında karar.

Bu bir hayal mi? Kesinlikle hayır. Neden mi, Bakın, 1400 yıl önce birkaç çöl şehri, birkaç yıl içinde üç kıtaya uzanan bir düzen kurdu. O günün yolları, haberleşme araçları, silah teknolojisiyle bugünü kıyaslayınca… bugün elimizdeki imkanlar karşısında o başarı çok daha küçük kalıyor.

Belki de mesele şu.
Biz hala kendi başımıza “sıfırdan kod yazmaya” çalışıyoruz. Oysa bize düşen, O’nun yazdığı ana koda uyumlu, temiz, verimli alt programlar olabilmek.

O zaman belki sosyal medya algoritması bize ne gösterirse göstersin, ilahi algoritma bizi birbirimize ulaştırır.

Allah’ın sistemi asla çökmez.
Çöken, bizim onu okuyamayıp kendi başımıza debug yapmaya kalkışmamızdır.

Şimdi soru net;
Yeniden derlenip, bu sefer doğru koda göre mi çalışacağız? Yoksa hala eski hatalı versiyonla mı devam edeceğiz?

Seçim bizim.
Ama zaman… hızla azalıyor.