Bu lig böyle tescil edilemez

Abone Ol

Türk futbolu yıllardır hakem tartışmalarıyla, kulüp borçlarıyla, yayın gelirleriyle, federasyon krizleriyle boğuşuyor. Fakat bugün önümüzde duran mesele bunların hiçbirine benzemiyor.

Çünkü artık sadece “kim düştü, kim kaldı” tartışması yapmıyoruz.

Bugün sormamız gereken soru çok daha ağır:

Bu sezon gerçekten temiz, güvenilir ve tartışmasız biçimde tamamlandı mı?

Eğer bu soruya toplumun geniş kesimleri gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyorsa, TFF’nin önünde tek makul yol vardır:

Ligler tescil edilmemelidir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na yönelik olarak aktarılan “Ligi tescil etmeyin. Bu kadar bahis, şike olan ortamda takımlar küme düşmesin. 21 futbol kulübüyle yola devam edilsin” çıkışı bu nedenle sıradan bir siyasi cümle değildir. Bu, futbolun mevcut krizini “idare edelim, geçelim” anlayışına karşı yapılmış çok net bir müdahaledir.

Bahçeli’nin çağrısının özü şudur:

Madem bu kadar ağır iddia, bu kadar şaibeli başlık, bu kadar tartışmalı dosya var; o halde sezonu hiçbir şey olmamış gibi mühürleyemezsiniz.

Bu yaklaşım, futbolun geleceği açısından hayati önemdedir.

Çünkü tescil, yalnızca puan tablosunun onaylanması değildir. Tescil, “bu sezonun bütün sonuçları meşrudur, güvenilirdir, tartışmasızdır” demektir. Eğer sezonun üzerinde bahis, şike, kayyum, çoklu kontrol, kulüp yönetimi ve müsabaka bütünlüğü gibi gölgeler dolaşıyorsa; TFF’nin elindeki mühür artık sıradan bir idari mühür değildir.

O mühür, Türk futbolunun vicdanıdır.

Ve o vicdan bugün rahatsızdır.

Kasımpaşa ve Eyüpspor örneği bu rahatsızlığın en somut başlıklarından biridir. Aynı sezonda iki Süper Lig kulübünün belirli bir süre TMSF kayyum yönetimi ve denetim alanında bulunması, futbol mevzuatı açısından görmezden gelinecek bir ayrıntı değildir. Çünkü futbol düzeninde kulüplerin bağımsızlığı, yalnızca kâğıt üzerinde yazılı bir ilke değil; rekabetin namusudur.

TFF Statüsü’nde kulüplerin yapısı, tescili ve bağımsızlığına ilişkin hükümler yer alıyor; Futbol Disiplin Talimatı da TFF düzenlemelerine aykırılık halinde kulüpler ve kişiler bakımından yaptırım kapısı açıyor. UEFA’nın 2025/26 Şampiyonlar Ligi düzenlemelerinde ise “müsabaka bütünlüğü / çoklu kulüp sahipliği” başlığı açık biçimde düzenlenmiş durumda; aynı kişi veya yapının birden fazla kulüp üzerinde kontrol ya da belirleyici etki sahibi olması yarışmanın bütünlüğü bakımından sorun kabul ediliyor.

Burada mesele şudur:

Bir kulüp sahada oynar.
Ama futbolun adaleti sadece sahada korunmaz.

Kulübün arkasındaki yönetim yapısı, para trafiği, karar alma mekanizması, idari bağımsızlığı ve diğer kulüplerle ilişkisi de rekabetin parçasıdır.

Eğer aynı ligde mücadele eden iki kulüp belli bir süre aynı kurumun yönetim ve denetim alanında kalmışsa, bunun “hiçbir sportif sonucu yoktur” denilerek geçiştirilmesi mümkün değildir.

Hele ki sezonun sonunda bu iki kulüp de ligde kalmışsa, tartışma daha da büyür.

Çünkü o zaman mesele artık sadece hukuki bir teknik konu olmaktan çıkar; küme düşen takımların, taraftarların, yayıncı kuruluşun, sponsorların ve bütün futbol kamuoyunun adalet duygusunu ilgilendiren bir mesele haline gelir.

Bu yüzden Bahçeli’nin “21 takımla devam” önerisi, ilk bakışta radikal görünse de aslında krizin büyüklüğüne uygun bir geçiş formülüdür.

Evet, 21 takımlı lig zordur.
Fikstür zordur.
Yayın planlaması zordur.
Kulüplerin maç takvimi zordur.

Ama şunu unutmayalım:

Zor olan, adaleti kurmaktır. Kolay olan, şaibenin üstüne tescil mührü basmaktır.

TFF bugün “normal sezon prosedürü” ile hareket edemez. Çünkü ortada normal bir sezon yoktur. Bahis ve şike tartışmalarının gölgesinde, kayyum yönetimi tartışmasının eklendiği, çoklu kontrol iddialarının konuşulduğu bir sezondan söz ediyoruz.

Böyle bir sezonda federasyonun yapması gereken şey, takvim baskısına teslim olmak değil; futbolun meşruiyetini korumaktır.

Tescil edilmemiş bir lig, geçici kriz doğurur.
Ama şaibeli biçimde tescil edilmiş bir lig, kalıcı güvensizlik üretir.

Türk futbolu zaten yıllardır güven krizinin içinde. Taraftar hakeme güvenmiyor. Kulüp federasyona güvenmiyor. Kamuoyu disiplin süreçlerine güvenmiyor. Her sonuçtan sonra komplo teorileri büyüyor. Her kararın arkasında başka bir hesap aranıyor.

İşte tam da bu nedenle TFF’nin şimdi vereceği karar, yalnızca bu sezonun değil, gelecek on yılın futbol iklimini belirleyecek.

Ya “ne olursa olsun takvimi kapatalım” denilecek…

Ya da cesur bir karar alınacak ve şu söylenecek:

Bu sezonun üzerinde bu kadar ağır gölge varken ligler tescil edilemez. Küme düşme kararları iptal edilmeli, Süper Lig 21 takımla devam etmelidir.

Bizim durduğumuz yer nettir.

Futbolun temizliği, takvim kolaylığından önemlidir.
Rekabetin adaleti, masa başı konforundan önemlidir.
Taraftarın vicdanı, federasyonun prosedüründen önemlidir.

Bugün TFF’nin önünde tarihi bir fırsat var.

Bu fırsat, kimseyi kayırma fırsatı değildir.
Bu fırsat, Türk futbolunu büyük bir şaibe döneminden çıkarma fırsatıdır.

Eğer gerçekten temiz futbol isteniyorsa, bu sezon öylece kapatılamaz.

Bu lig böyle tescil edilemez.