Bu ne hadsizlik böyle? Miting değil açıkça meydan okuma

Abone Ol

Diyarbakır’da Abdullah Öcalan’a Özgürlük mitingi yapılacaktı.. Şükür ki devlet aklı çalıştı ve bu açık meydan okumaya “dur” dedi..

Bir ülkede herkes her şeyi talep edemez.
Bir devlette her çağrı “ifade özgürlüğü” ambalajına sarılamaz.
Daha açık konşalım.. Bu memlekette, katillerin adına özgürlük mitingi yapılamaz.

Bugün Diyarbakır’da yapılmak istenen şey bir miting değildir.
Bu, doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti’ne, hukukuna, şehitlerine ve hafızasına karşı açılmış bir meydan okumadır.

Soruyu açık soralım:
“Öcalan’a özgürlük” diye miting mi olur?
Bu ne perhiz, bu ne hadsizlik?

Bu ülkede;

  • Bebek katilinin talimatıyla mayına basıp ölen askerler var,
  • Dağ yolunda kurşuna dizilen öğretmenler var,
  • Evladını toprağa vermiş analar var.

Ve siz çıkıp diyorsunuz ki:
“Öcalan’a özgürlük.”

Bu bir fikir değil.
Bu bir talep değil.
Bu, devletin sabrını test etmeye kalkışan bilinçli bir provokasyondur.

DEVLET BURADA DOĞRU YERDE DURMUŞTUR

Valilik yasağı tartışılmaz biçimde yerindedir.
Çünkü devletin görevi, terörü ifade özgürlüğü kılıfıyla pazarlayanlara alan açmak değildir.

Anayasa açık konuşur:
Toplantı ve gösteri hakkı vardır; ama suç işleme çağrısı yoktur.
Terör propagandası yoktur.
Suçluyu yüceltme yoktur.

Bugün bu mitinge izin verilseydi ne olacaktı?
Sloganlar atılacaktı.
Posterler açılacaktı.
Bir terör örgütünün lideri, meydanlarda “özgürlük” simgesine dönüştürülecekti.

Devlet buna göz yummaz.
Yummamalıdır.
Yumarsa devlet olmaktan çıkar.

ASLINDA NE İSTİYORLAR?

Mesele Öcalan değildir.
Mesele bir miting de değildir.

Mesele şudur:
“Devlet nereye kadar geri çekilecek?”

Bugün miting…
Yarın yürüyüş…
Sonra kampüsler…
Sonra sokaklar…

Bu zincirin nerede bittiğini bu ülke 2013–2015 arasında çok ağır bedellerle gördü.
Hendeklerde gördü.
Şehirlerin ortasında gördü.
Cenazelerde gördü.

O yüzden artık kimse masal anlatmasın.
Bu bir “demokratik hak” tartışması değil.
Bu, devletin sinir uçlarını yoklama girişimidir.

SON SÖZ: BAŞKA BİR EMRİNİZ VAR MI?

Bu ülkede miting yapılır.
Hak talep edilir.
Eleştiri yapılır.

Ama terörist için özgürlük talep edilmez.

Buna izin veren devlet olmaz.
Buna sessiz kalan millet olmaz.

Valilik doğru yapmıştır.
Devlet doğru yerde durmuştur.

Ve biz de buradan açıkça söylüyoruz:
Bu bir miting değil, bu bir had aşımıdır.
Bu bir özgürlük çağrısı değil, açık bir meydan okumadır.

Başka bir emriniz var mı?

Xxxxxxxxxx

KARTLAR DA DİJİTAL, SUÇ DA

Bir süredir yüksek sesle konuşulan ama herkesin etrafından dolandığı bir gerçek vardı:
Kara para artık çantalarda değil, uygulamalarda dolaşıyor.

Bugün Papel Elektronik Para AŞ’ye kayyum atanmasıyla birlikte devlet, bu gri alana net bir çizgi çekti. Ve iyi yaptı. Hatta geç bile kaldı.

Çünkü bu ülkede uzun zamandır şunu izliyorduk:
Kripto, fintek, elektronik para, dijital cüzdan…
Her şey “yenilik” başlığı altında sunuluyor, ama denetimsizlik bilinçli biçimde kutsanıyordu.

Oysa para dijitalleşirken suç ortadan kalkmadı.
Sadece şekil değiştirdi.

BU BİR ŞİRKET DEĞİL, BİR SİSTEM MESELESİ

Altını çizelim:
Mesele tek başına Papel değil.
Mesele, “finansal teknoloji” etiketiyle kurulan ama klasik kara para mekanizmalarına hizmet eden bir ekosistem.

Bu sistemde:

  • Kimlik gevşek,
  • Transfer hızlı,
  • İz sürmek zor,
  • Denetim “sonra bakarız” mantığında.

İşte tam da bu yüzden MASAK devreye girer.
İşte tam da bu yüzden savcılık “ticari faaliyet” masalını değil, para trafiğini inceler.

Ve eğer sonuç kayyumsa, bu keyfi bir karar değil; devletin muhasebesidir.

HEP AYNI CÜMLE: “BİZ SADECE TEKNOLOJİYİZ”

Ne zaman böyle dosyalar açılsa aynı savunmayı duyuyoruz:
“Biz sadece altyapı sağlıyoruz.”
“Biz kullanıcıyı tanımayız.”
“Biz özgürlükçüyüz.”

Kusura bakmayın.
Bu ülkede:

  • Banka “ben sadece kasayım” diyemez,
  • Döviz bürosu “ben sadece bozduruyorum” diyemez,
  • Fintek şirketi de “ben sadece uygulamayım” diyemez.

Çünkü para suçla buluştuğu anda, teknoloji masumiyetini kaybeder.

Bu operasyonla birlikte mesaj nettir:

“Dijital de olsanız, global de konuşsanız,
bu ülkenin mali egemenliğinin dışına çıkamazsınız.”

Xxxxxx

İTİRAF MI, HESAPLAŞMA MI?

CHP’de artık kimse kimseyi kandırmasın.
Bu yaşananlar “talihsiz bir açıklama”, “dil sürçmesi” ya da “siyasi gaf” değil.
Bu, parti içi bir güç savaşının açık sahaya taşmış halidir.

Son günlerde Özgür Özel’in İBB’ye ilişkin kullandığı ifadeler, bir muhalefet liderinin ağzından çıkmış sıradan eleştiriler değil; itiraf sınırında dolaşan cümlelerdir.
Ve asıl mesele şu:
Bu sözler dışarıya değil, içeriye söylenmiştir.

İBB DOSYASI, CHP’NİN FAY HATTI

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, CHP için artık sadece bir belediye değildir.
İBB, partinin:

  • parasıdır,
  • kadrosudur,
  • medyasıdır,
  • iktidar hayalinin finans merkezidir.

Ve tam da bu yüzden, orada yaşanan her dosya, her soruşturma, her iddia parti içi dengeleri sarsmaktadır.

Özgür Özel’in son çıkışlarını bu çerçeveden okumayan, siyaseti yüzeyden okuyor demektir.

ASLAN PAYI KAVGASI: KILIÇDAROĞLU GİTTİ, BARIŞ GELMEDİ

Kemal Kılıçdaroğlu gittiğinde CHP’ye barış gelmedi.
Aksine, örtülü rekabet açık savaşa dönüştü.

Bir tarafta:

  • İBB gücü,
  • belediye bütçeleri,
  • uzun süredir inşa edilmiş bir medya ağı.

Diğer tarafta:

  • Genel merkez,
  • parti teşkilatları,
  • ve kendi medyasını kurmaya çalışan yeni bir liderlik.

Evet, bunu da açık söyleyelim:
Özgür Özel, CHP içindeki mevcut medya düzeninden memnun değil.
Çünkü o medya, ona değil; başka bir merkeze çalışıyor.

Bir genel başkan neden kendi medyasını kurar?

Cevap basit:

  • Mevcut medya onu korumuyordur,
  • Mesajları çarpıtılıyordur,
  • Parti içi rakipler, medya üzerinden güç devşiriyordur.

Bugün CHP’de yaşanan tam olarak budur.
Ve Özgür Özel’in İBB’ye dair sözleri, aslında şu anlama gelmektedir:

“Bu yükü ben taşımayacağım.”

Bu bir savunma refleksi değil, pozisyon alma hamlesidir.

CHP’DE ARTIK HERKES AYNI GEMİDE DEĞİL

Bugün CHP’de yaşanan şudur:

  • Aynı partidekiler,
  • aynı hedefe bakmıyor,
  • aynı riski almak istemiyor,
  • aynı dosyanın altına imza atmıyor.

İBB merkezli güç alanı ile genel merkez arasında sessiz bir kopuş yaşanıyor.
Ve Özgür Özel’in son çıkışları, bu kopuşun ilk yüksek sesidir.

Bu daha başlangıç.
Dosyalar derinleştikçe,
sorumluluk büyüdükçe,
medya savaşları sertleştikçe…

CHP içindeki bu hesaplaşma,
dışarıdan izlenen bir kriz olmaktan çıkacak,
partinin kaderini belirleyen bir iç savaşa dönüşecektir.

Not düşelim:
Bu kavga ideolojik değil.
Bu kavga ahlaki değil.
Bu kavga tamamen güç, para ve kontrol kavgasıdır.

Ve henüz son perde açılmadı.