Değerli dostlar,
Bir Türkmen halısına baktığınızda yalnızca renkleri ve desenleri görüyorsanız, ona biraz daha yaklaşın. Çünkü o halının her ilmeğinde bir annenin emeği, bir ustanın sabrı, bir ailenin hatırası vardır. Tezgâhın başında geçirilen uzun saatler, yüzyıllar boyunca aktarılan bilgiyle birleşir. Ortaya çıkan şey, üzerine basılıp geçilecek bir eşya değil; yaşayan bir kültürdür.
Bugün bu kültürün yaşatıldığı yerlerden biri, İpek Yolu’nun kadim şehirlerinden Buhara. Solmaz Cumayeva’nın öncülüğünde kurulan SD Türkmen Halı dokuma merkezi ve Türkmen Halıları Müzesi, Türkmen halısını geçmişten bugüne taşıyan bir buluşma noktası hâline gelmiş durumda. Tezgâhlarda halılar dokunuyor; müzede ise ziyaretçiler bu sanatın tarihini ve Türkmen yaşamındaki yerini tanıma imkânı buluyor.
Bana göre bu çalışmanın en değerli tarafı, halıyı yalnızca üretim konusu olarak görmemesi. Solmaz Cumayeva, ustaların bilgisini yaşatırken eski motiflerin araştırılmasını, bilim insanlarının Buhara’da buluşmasını ve dünyanın farklı yerlerinden gelen insanların Türkmen kültürünü yakından tanımasını da hedefliyor. Bir desenin kökenini öğrenmek, onu yeniden dokumak ve gelecek kuşağa aktarmak; kültürel mirasa sahip çıkmanın en somut yollarından biridir.
Peki Buhara’da dokunan bir Türkmen halısı Türkiye’yi neden ilgilendirsin?
Çünkü Türk dünyasının şehirleri birbirinden uzak görünse de aralarında güçlü kültür bağları vardır. Buhara’da bir usta tezgâhın başına geçtiğinde, Anadolu’da halı dokuyan bir ustayla aynı emeği ve sabrı paylaşır. Motifleri, renkleri, teknikleri elbette bölgeden bölgeye değişir. Zaten bu çeşitlilik, ortak mirasımızın zenginliğidir. Birbirimizin sanatını tanıdıkça aramızdaki yakınlığı da daha iyi anlarız.
Türk birliği üzerine konuşurken sık sık ticaretten, ulaşımdan ve diplomatik toplantılardan söz ediyoruz. Bunların hepsi gerekli. Fakat kalıcı bir yakınlık için halkların birbirini tanıması da gerekir. Türkiye’de bir genç Türkmen halısının hikâyesini öğrenirse, Buhara’daki bir zanaatkâr Anadolu’daki dokuma geleneğini tanırsa, kurulan bağ resmî toplantıların ötesine geçer. O zaman Türk dünyası, yalnızca haritada yan yana duran ülkeler olarak görülmez; birbirinin emeğine ve kültürüne değer veren insanlar olarak hissedilir.
Bu noktada Türkiye’ye de görev düşüyor. Üniversitelerimiz, müzelerimiz, sanat tarihçilerimiz ve zanaatkârlarımız Buhara’daki çalışmalarla daha yakın ilişkiler kurabilir. Ortak sergiler açılabilir; eski halılar birlikte incelenebilir; genç dokumacılar karşılıklı eğitim programlarında buluşabilir. Türkiye’de bir Türkmen halısı sergilendiğinde onun yalnızca güzelliği değil, kim tarafından, nasıl ve hangi gelenek içinde dokunduğu da anlatılmalı. Aynı şekilde Anadolu’nun dokuma mirası da Türk dünyasının farklı şehirlerinde daha görünür olmalı.
Solmaz Cumayeva’nın girişimi bu bakımdan dikkat çekici. Bir kültürün korunması için yalnızca geçmişe hayran olmak yetmez. Ustaya çalışma alanı, gence öğrenme fırsatı, araştırmacıya inceleme imkânı sunmak gerekir. Buhara’daki merkez, bu imkânları büyütebildiği ölçüde Türkmen halısının geleceğine de katkı sağlayacaktır.
Ben Türkmen halısına baktığımda bir ülkenin sınırları içine sığmayan bir emek görüyorum. Onun renklerinde Türkmenistan’ı, dokunduğu şehirde Özbekistan’ı, taşıdığı kültürel yakınlıkta ise Türkiye’yi ve bütün Türk dünyasını düşünüyorum. Bu mirasın değeri, hepimizin aynı desenleri dokumasında değil; farklı desenlerimizin hikâyesini birbirimize anlatabilmemizde.
Buhara’da atılan her ilmek, bizi bu hikâyeyi dinlemeye davet ediyor. Solmaz Cumayeva’nın açtığı kapıdan daha çok usta, bilim insanı ve genç geçerse, Türkmen halısı hem kendi yurdunda yaşamaya hem de Türk dünyasının ortak kültürünü zenginleştirmeye devam edecektir.
Değerli dostlar son sözüm değişmez;
Allah vatana millete devlete zeval vermesin.
Vesselam.