Geçen hafta Özbekistan’da idim. Türk devletlerinin bulunduğu bölgenin haritasına baktım. Özbekistan’ın haritası hangi mantığa göre çizilmiş bir türlü anlayamadım. Garip girinti ve çıkıntılardan oluşan bir harita duruyor karşımızda. Nitekim diğer Türk Cumhuriyetlerinin haritaları da tuhaflıklar içeriyor. Güney komşumuz Suriye, Irak ve Lübnan haritalarının masa başında çizildiğini biliyoruz. Galiba Türk devletlerinin haritaları da masa başında çizilmiş ve sonra sıkıntı çıkması için gri alanlar da bırakılmış.
Yaklaşık 70 yıl Sovyet rejimi altında büyük sıkıntılara duçar olan devletler, 1991 yılında rejim çökünce bağımsızlığına kavuştular. 35 yıldır Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan bağımsız devletler olarak varlıklarını ispatladılar. Sovyet döneminde Rus faşizmine maruz kalan devletler sonrasında kendi dillerini, inançlarını daha rahat yaşama fırsatı buldular.
Kötü Sovyet tecrübesinden bir ders çıkarmak gerekirse, parçala-yönet mantığını tersine çevirerek bu defa gönülden gelen bir birlik oluşturma zamanı geldi. Bunun adına Büyük Türkistan Devleti dense ne güzel olur. Amerika ve İngiltere birçok milleti birleştirerek büyük devlet oluştururken aynı millete sahip; dini, dili ve tarihi bir olan milletin bir araya gelerek birlik oluşturmasından daha tabii ne olabilir. Daha sonra buna Türkiye, Kıbrıs, Tacikistan ve Pakistan da eklenerek dünyanın en güçlü devletlerinden biri ortaya çıkar.
Merkezi Asya diye de ifade edilen Türkistan’da kurulan bu devlet, dünyada dengeleri değiştirecek emperyalizme karşı büyük duruş sergileyecektir. Bunun tarihte çok sayıda müşahhas örneği bulunmaktadır. Bu devlet, dünyanın en zengin devleti olur. Çin Seddi’nden Viyana’ya kadar yaklaşık 1000 yıl bu coğrafya da hüküm süren Türkler; adaletin, barışın ve bir arada yaşamanın temsilcisi olmuşlardır. Savaş zamanları dışında hiç kimsenin dinine, diline ve yaşayışına müdahale etmemişlerdir.
Bu büyük devlet tarihte olduğu gibi Rus, Çin ve Amerikan yayılmacılığına dur diyecektir. Müslüman Türk’ün “i‘lâ-yi kelimetullah” uğruna verdiği haklı ve hakkaniyetli bir insani duruş ortaya çıkacaktır. Bu duruş sadece Türkler için değil, Müslüman milletler için de bir umut ışığı olacaktır. Siyonistlerin kan gölüne çevirdiği Filistin için de çözüm olacaktır. Emperyalistlerin yanı sıra Siyonistler ve onların yardakçıları da artık soykırım işlemeyecek, bütün halklar Osmanlı’da olduğu gibi barış içinde ve bir arada yaşayacaktır. Siyonist İsrail ve Amerikan’ın eşkıyalığına son verilecektir. Aslında mezhep taassubunu aşsa ve İran da bu işe dâhil olsa koca bir “imparatorluk” ortaya çıkacaktır. İran bu büyük fotoğrafın bir parçası olur mu ondan çok emin olamıyorum.
Çok şey mi istiyorum? Çok zor bir şeye mi talibim? Hayır… Türkistan’ı dolaştım. Bölgedeki devletlerde yaşayan insanların sonradan yapılmış suni sınırlar ve kültürlerin oluşturduğu küçük detayların dışında aralarında bir fark yok. Bölgeye, yöreye dayalı geleneksel farklar var ve bu bir zenginlik. Yedi yabancının bir araya gelmesinden Avrupa Birliği, Amerika Birliği ve İngiliz Birliği oluşuyor, buna şaşırmıyoruz da bir milletin evlatlarının yıllar sonra bir araya gelmesine niye şaşıralım.
Pakistan ve Tacikistan dil konusunda farklı olsa da tarih ve din birliğinin bir araya gelmeyi kolaylaştıracağını düşünüyorum. Kaldı ki 1000’li yıllardan 1850’li yıllara kadar Pakistan, Bangladeş ve Hindistan’ı da içine alan coğrafyayı Türkler yönetti. Bu geniş coğrafyada Müslümanlık ve Türklük ortak değer olduğu için bir araya gelmeyi kolaylaştıracaktır. Pakistan gezimde benzeri konuşmalar yaptığım çeşitli kesimlerde konuya sıcak yaklaşıldığını gördüm. Pakistan’ın fikir babası Allame Muhammed İkbal’ın Mevlana’ya olan sevgisini yeniden yeşertmenin zamanı gelmiştir. Pakistanlı Müslümanların kurtuluş savaşında maddi manevi desteklerini de unutmayalım.
Batılıların yaptığı birliklere gıpta ile baktık. Hiç dönüp kendimize bakmadık. Şöyle bir alıcı gözle bakın, bu işin ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz. Zihnimizdeki bariyerleri kırarsak fiziki sınırları kolay aşarız.