Çakarın Ardındaki Karanlık: Suçun Kamuflajı ve Siyasetin Maskesi

Abone Ol

Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik operasyonlar derinştikçe, yapının altındaki kirli ilişkiler ağı ve firar taktikleri de birer birer dökülüyor.
Konya Ereğli cezaevine gönderilen Alihan Kuriş’in ardından, örgütün "karakutusu" olarak bilinen ve aranan 49 kişiden biri olan kardeşi Tuna Hilmi Kuriş de Marmaris’te kıskıvrak yakalandı. Ancak bu yakalanma operasyonu sadece sıradan bir adli vakadan ibaret değil.
Yıllardır bu ülkenin damarlarına kadar işleyen, trafikte ve siyasette çürümüş bir sistemi yeniden yüzümüze çarpıyor.

Daha önceki yazılarımda da sesimin ulaştığı her yerde haykırdım.
Alihan Kuriş ve ekibi, İstanbul’dan Marmaris’e ellerini kollarını sallayarak geçerken ve yurt dışı kaçış planları yaparken hangi zırhı kullanıyordu biliyor musunuz?
Tabii ki çakarlı araçları.
Örgütün bütün parasal ve uluslararası kirli işlerini yürüten Tuna Hilmi Kuriş, polisin gözünü boyamak, denetimlerden elini kolunu sallayarak geçmek için bu imtiyazı kullanmayı seçti.
Çünkü maalesef çakar, bu ülkede suçlular için en konforlu kamuflaj haline gelmiş durumda.

Trafikte İmtiyaz Değil, Vicdanı Gasp Ediyorlar

Bu meseleyi artık geçiştiremeyiz; ortada çok net bir milli güvenlik ve huzur sorunu var. Televizyon ekranlarından, gazete sütunlarından bıkmadan usanmadan yazıyorum.
Çakarlı araçlar, masum vatandaşın yoldaki seyahat özgürlüğüne vurulmuş kelepçedir, açık bir hak gaspıdır.
Kanunun sadece belirli devlet görevlilerine tanıdığı bu geçiş üstünlüğünü üç beş torpilli ismin, çakma kabadayıların ya da milletvekillerinin birer kibir göstergesine dönüştürmesini kabul edemeyiz.
Vekiller çıkıp "Biz bu adaletsizliğe ortak olmayacağız, çakar kullanmıyoruz" diye meydanlarda haykırmalıdır.

Sadece onlar mı? Dün bilmem hangi partide ilçe başkanlığı yapmış, bugün esamesi okunmayan lüzumsuz tiplerin lüks ciplerinde bile çakar lamba fırıl fırıl dönüyor.
İtfaiye, ambulans ve asil görevdeki resmi polis araçları haricindeki bütün çakarlar yarın sabah sökülüp atılmalıdır. Yollarda maganda gibi esip gürleyen, milleti siren sesleriyle taciz eden bu görgüsüzlük medeni bir ülkeye yakışmaz. Daha önce de söyledim, gerekirse bu düzen bozulana kadar sivil itaatsizlik çağrımı yineliyorum, kimse bu çakarlı araçlara yol vermek zorunda değil.
Bu imtiyaz balonu artık patlamalıdır.

Koltukta Oturmanın Değil, Adam Olmanın Bedeli

Mesele sadece sokaktaki trafik magandalığı olsa bir şekilde çekilir ama işin içine devletin en mahrem makamları, emanete hıyanet ve kamu malı girdiğinde cümlenin bittiği yere geliyoruz.

Devlet sana güvenmiş, altına makam aracı ve korumalar tahsis etmiş. Sen ne yapmışsın? O büyük makamı kendi küçük hesaplarına kalkan yapmışsın. Daha da acısı ne biliyor musunuz? Şahsınıza tahsis edilen o resmi aracın, neredeyse üç kuruşluk gayri meşru kiralarla başkalarına peşkeş çekildiği belgeleniyor.
Ve skandal patlak verdiğinde o koltuklardan dökülen yüz kızartıcı savunma hep aynı: "Benim haberim yok."

Sen bu ülkenin en kritik makamında İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturmuş bir adamsın. Devlet adabı ne demek, kamu malı ne anlama gelir, bakkal çırağı bile bilmesi gerekirken senin bilmeme lüksün var mı?
Mesele sadece hukuki bir dosya değil, namus ve emanet meselesidir. Milletin dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerle alınan o araca sahip çıkamıyorsan, o "haberim yok" lafı ancak senin acziyetini ve sorumluluktan kaçışını tesciller.

Belli ki Erdoğan’a duyulan o hastalıklı siyasi öfke, gözünüzü de vicdanınızı da kör etmiş. İktidar hırsı ve hıncı, insanı şeytanla bile ortak masa kurmaya götürüyor.
Ama unutmayın siyasi kavgalar, menfaat hesapları biter, fakat kamu malına uzanan o kirli ellerin hesabı mahşere kalmaz. Herkes susar, kulaklar sağır olur ama kul hakkı baki kalır. O malların asıl sahibi bu aziz millettir.

Siz şimdi köşelerinizde takla atmaya, menfaat çevrelerine yaranmak için eğilmeye bükülmeye devam edin. Tarih de vicdan da bu ucuz oyunları yazdı.
İlk seçimde de bu hesapları tek tek görecek.