CHP’de meydan muharebeleri: Salı günü saat kaç?

Abone Ol

Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin en hareketli ve en sancılı dönemlerinden birini yaşıyor.
Yaşanan son hukuki ve siyasi gelişmelerin ardından ortaya çıkan o "Mutlak Butlan" tablosu, CHP içindeki fay hatlarını tetikledi. Parti, tek bir çatı altında ama tamamen iki farklı kutba bölünmüş bir şekilde yoluna devam etmeye çalışıyor.
Bir tarafta genel başkanlık koltuğunu korumaya ve kendi çizgisini oturtmaya çalışan "Özelciler", diğer tarafta ise delege ve tabandaki gücünü konsolide ederek geri dönüş sinyalleri veren "Kılıçdaroğlucular".

Şu anki manzaraya dışarıdan bakıldığında Özgür Özel taraftarlarının sayısı daha fazlaymış gibi görünüyor ya da en azından medyadaki sesleri çok daha gür çıkıyor. Tabii bu durumu fırsat bilen kamuoyu araştırmacıları ve anket şirketleri de hemen sahne aldı.

Ortalık "Butlan kararından sonra falan partinin oyu uçtu, filan adayın desteği düştü tarzı" analizlerden geçilmiyor.
Fakat dürüst olmak gerekirse, bu anketlerin geçerliliği ve güvenilirliği son derece tartışmalı. Geçmiş seçimlerde, kritik siyasi kırılma anlarında o çok güvendiğimiz anket şirketlerinin nasıl çuvalladığına, tahminlerinin nasıl sandığın altında kaldığına defalarca şahit olduk. Dolayısıyla anketler bu sürecin sadece geçici bir süsü, asıl enstrümanı değil.

Bizim asıl odaklanmamız gereken gerçek CHP içindeki o amansız "meydan muharebeleri".

Birinci ve İkinci Muharebe:

Bu iç savaşın ilk muharebesi, CHP Genel Merkezinin adeta fiziki ve siyasi olarak ele geçirilmesi sürecinde yaşandı. Bu raundu deneyimli hamleleriyle Kemal Kılıçdaroğlu kazandı ve genel merkezdeki ağırlığını hissettirdi.
İkinci muharebe ise siyasi tarihe geçecek cinsten, "bayramlaşma" maskesi altında gerçekleşen bir gövde gösterisi savaşıydı. Kılıçdaroğlucular, CHP Genel Merkezi’nin önünde devasa bir kalabalık topladı. Kılıçdaroğlu kürsüye çıktı, adeta eski günlerdeki gibi taraftarlarına seslendi ve hafızalara kazınan o konuşmayı yaptı; geçmişte attığı bazı adımlardan, yaptığı bazı icraatlardan dolayı açıkça özür diledi.
Bu, tabana yönelik çok net bir "Buradayım ve gitmedim" mesajıydı.

Aynı saatlerde Özgür Özel ve ekibi ise Ankara Güvenpark’ı mesken tutmuştu. Onlar da kendi "bayramlaşma" organizasyonlarında gövde gösterisi yaptılar. Özel, Güvenpark’ta oldukça sert, tabiri caizse gemileri yakan bir konuşma yaparak parti içindeki destekçilerini bir araya getirmeye, saflarıı sıklaştırmaya çalıştı.

Üçüncü Meydan Muharebesi: Meclis Grubu

Şimdiyse herkesin nefesini tutarak beklediği üçüncü meydan muharebesine yaklaşıyoruz. Bu seferki çatışma adresi sokaklar veya genel merkez değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki CHP Grup Toplantı salonu olacak.
Geçen haftaki grup toplantısında kürsüde Grup Başkanı sıfatıyla Özgür Özel vardı. Kemal Kılıçdaroğlu o gün son derece sakin, bilge bir lider profili çizerek Özel’in konuşmasına ses çıkarmadı, adeta alanı ona bıraktı. Ancak Kılıçdaroğlu, önümüzdeki salı günü yapılacak grup toplantısında konuşma yapacağını tam iki kez üst üste açıkça ilan etti.
Siyasette iki kez söylenen söz tesadüf değildir.

Bu hamle üzerine Özel cephesinden ilginç bir taktik geldi. Özel, önce önümüzdeki salı günü Manisa’da önceden planlanmış programları olduğunu, vefat eden eski bir belediye başkanının ölüm yıl dönümü anmasına katılacağını belirterek grupta yer almayacağını çıtlattı. Fakat siyaset senaryosu hızla değişti ve Özgür Özel akşam saatlerinde programını güncelleyerek Manisa’daki programa geç katılacağını, Salı günü Meclis’te olacağının sinyalini verdi.

Gelinen noktada durum şu, hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de Özgür Özel, o gün salonda olacak. İkisi de kürsüye çıkmak, ikisi de partiye ve ülkeye yön veren o kritik konuşmayı yapmak isteyecek. Perde arkasında ise büyük bir panik ve diplomasi trafiği var. İki tarafın da yakından tanıdığı, partinin yıpranmasını istemeyen uzlaşmacı milletvekilleri, belediye başkanları şu an iki lider arasında adeta mekik dokuyor. Bir orta yol, bir anlaşma zemini bulmak için nefes almadan çalışıyorlar.

Netleşen üç temel sonuç var, birinci senaryo (Uzlaşı):
Arabulucu milletvekillerinin ya da belediye başkanlarının çabası sonuç verir, bir formül bulunur. Kürsüye önce eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu çıkar, ardından Özgür Özel konuşur ve ortak, birlik beraberlik mesajı veren bir grup toplantısı icra edilir.

İkinci Senaryo (Kaos): İki lider de geri adım atmaz. Özelciler ve Kılıçdaroğlucular salonu doldurur, liderler kürsüye çıktığında karşılıklı protestolar, yuhalamalar ve slogan savaşları patlak verir.

Üçüncü Senaryo (Büyük Rahatsızlık): Eğer ilk seçenek gerçekleşirse parti bu virajı nispeten kazasız atlatır. Ancak ikinci seçenek gerçekleşir ve o salondan bir kaos görüntüsü çıkarsa, zaten uzun süredir bu iç çekişmelerden, koltuk kavgalarından yaka silken, bıkıp usanan CHP seçmeni ve taraftarları çok büyük bir hayal kırıklığı yaşayacak. Bu durum CHP kimliğine, kurumsal hafızasına çok ağır bir darbe vuracak ve parti bu meseleden devasa bir yara alacaktır.

Peki seçmen ne bekliyor?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin artık bu girdaptan acilen çıkması, kendini toparlaması gerekiyor.
Vatandaşın, asgari ücretlinin, emeklinin, gencin derdi çığ gibi büyürken CHP'nin seçmenine dönüp gür bir sesle, "Ben kendi iç kavgalarımla değil, Türkiye’nin makus talihi için, bu ülkenin gerçek sorunlarını çözmek için buradayım" diyebileceği o vizyoner noktaya gelmesi şart.
Parti içi hırsların, tüzük kavgalarının, genel başkanlık hesaplarının artık ardının arkasının kesilmesi gerekiyor. Türkiye'nin güçlü bir muhalefete ihtiyacı var, iç hesaplaşmalarla boğulan bir yapıya değil.

CHP bu virajı nasıl ve ne kadar hasarla dönecek bilmiyorum ama şu da bir gerçek. Salı günü o salonda ne olursa olsun, asıl hesap seçmenin defterinde tutulmaya devam edecek.
Ve o defter sandıkta açılacaktır.
Tarih, kendi seçmeninin feryadına kulak tıkayıp iç hesaplaşmalarında boğulan partilerin hazin sonlarıyla doludur.

Salı günü Meclis koridorlarında dananın kuyruğu kopacak. Sadece bir grup toplantısı değil, belki de partinin gelecekteki kaderi oylanacak.
Bakalım sağduyu ve ülkenin gerçek gündemi mi galip gelecek, yoksa kişisel hırsların doğurduğu yepyeni bir siyasi enkaz filmi mi izleyeceğiz?
Günün sonunda perde nasıl kapanırsa kapansın, asıl büyük jüri kararı sandıkta verecektir.