CHP’yi Bekleyen Tehlike: Vefa Krizi, Kaos Riski ve Siyasi Sorumluluk

Abone Ol

Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Son günlerde CHP içerisinde yaşanan gelişmelere baktığımızda, partiyi oldukça sancılı bir sürecin beklediğini görüyoruz. Zannedersem muhalefet, CHP’nin başına mutlak butlan kararı ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi halinde yaşanabilecek gelişmeleri doğru okuyabilmiş değil.

Ben açıkça ifade etmek isterim ki, Sayın Özgür Özel’in bilinçli olarak bir sokak hareketi veya provokasyon peşinde olduğuna inanmıyorum. Ancak kendisini CHP’li gibi gösteren, marjinal çizgide hareket eden bazı yapıların; DHKP-C, MLKP benzeri aşırı grupların böyle bir karışıklık yaratmaya çalışabilecekleri ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir.

Bu noktada en büyük görev CHP seçmenine düşmektedir. CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın son derece dikkatli, uyanık ve sağduyulu davranmaları gerekir. Türkiye’nin huzurunu bozacak hiçbir girişime fırsat verilmemelidir.

Öte yandan Sayın Özgür Özel ve ekibine yönelik bazı eleştirilerimi de ifade etmek isterim.

Bugün Özgür Özel siyasi kariyerini, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ise belediye başkanlıklarını büyük ölçüde Kemal Kılıçdaroğlu’na borçludurlar. Özellikle son genel seçim öncesinde Ekrem İmamoğlu’nun, Mansur Bey’i tenzih ederek söylüyorum, Kemal Bey’in adaylığının açıklanmasını aylarca geciktiren sürecin önemli aktörlerinden biri olduğu yönünde ciddi değerlendirmeler yapılmıştır.

Bu süreçte özellikle Meral Akşener ile yürütülen siyasi temaslar, kulis faaliyetleri ve Cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları CHP içerisinde ciddi kırılmalara neden olmuştur. Yine Ekrem İmamoğlu’na yakın olduğu iddia edilen bazı gazeteci, yazar ve yorumcuların da Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yoğun eleştirilerle adeta bir itibar suikastı yürüttükleri, güven vermediği yönünde algı oluşturmaya çalıştıkları görülmüştür.

Oysa olması gereken farklıydı.

Ekrem İmamoğlu’nun, kendisini keşfeden, aday gösteren ve Türkiye siyasetine taşıyan Kemal Kılıçdaroğlu’na güçlü şekilde sahip çıkması gerekiyordu. Hatta ilk açıklamaları yaparak CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu net biçimde ifade etmesi gerekirdi.

Vefaya da, sadakate de yakışan davranış budur.

Bugün gelinen noktada ise iddia edildiği üzere, bizzat CHP’lilerin CHP içerisinde yaşandığını öne sürdükleri yolsuzluk tartışmaları ve Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen yargı süreçleri nedeniyle parti ciddi bir parçalanma riskiyle karşı karşıya kalmış görünmektedir. CHP, tarihinin en önemli iç hesaplaşmalarından birini yaşamaktadır.

Ben geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu’nu da eleştirdim. Özellikle Nuşirevan Elçi gibi danışman tercihleri ve “iktidara gelirsek yerel yönetimler üzerinden özerklik ilan edeceğiz” şeklinde kamuoyuna yansıyan söylemler nedeniyle kendisine yönelik eleştirilerimi televizyon programlarında açıkça dile getirdim.

Ancak aynı zamanda, Kemal Bey’in siyaset sahnesine taşıdığı bazı isimlerin onu zaman içerisinde yalnızlaştırdıklarını, alttan alta itibarsızlaştırdıklarını ve adeta sırtından hançerlercesine bir tutum içerisine girdiklerini gördüğümde de üzüldüğümü yine canlı yayınlarda ifade ettim.

Şimdi bazıları şöyle diyebilir:

“Cumhur İttifakı da Abdullah Öcalan ile müzakere yürütüyor.”

Hayır, benim gördüğüm tablo bu değildir.

Cumhur İttifakı’nın ortaya koyduğu yaklaşımın temelinde, kayıtsız ve şartsız silah bırakılması, terör faaliyetlerinin tamamen sona erdirilmesi ve Türkiye’nin üniter yapısını tartışmaya açacak hiçbir özerklik ya da bölünme modeline izin verilmemesi bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgidir. Terörün tamamen sona ermesi hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar ile Türkiye’nin birlik ve beraberliğini zedeleyecek talepler aynı şey değildir.

Bu nedenle hem CHP içerisindeki gelişmelerin hem de Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren süreçlerin sağduyu ile değerlendirilmesi gerekir.

Siyasette vefa önemlidir. Sadakat önemlidir. Ama her şeyden önemlisi Türkiye’nin huzuru, birliği ve istikrarıdır.

Allah devletimize, milletimize zeval vermesin.

Vesselam.