İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bazı temaslar kapsamında geldiği memleketi Konya'da, Kontv canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
Görev anlayışı ve felsefesinin "önce insan" noktasında olduğunu vurgulayan Çiftçi, "Bizim medeniyetimizde, önce insan sonra nizam anlayışı geçerlidir. Batı ülkelerinde bu biraz değişiyor. Batı ülkelerinde önce nizam, sonra insan anlayışı var. O yüzden ABD'de bazen polisin insanlara yaklaşımında, tutumlarında veya Fransa'da bugünlerde görüyoruz, bazen çok acımasız davranabiliyorlar. Bizim yaklaşımımız öyle değil. Biz 'önce insan.' diyoruz." diye konuştu.
Terörsüz Türkiye sürecine değinen Çiftçi, "İçişleri Bakanlığı olarak, Terörsüz Türkiye sürecinin akamete uğramaması için süreci son derece hassasiyetle, titizlikle takip ediyoruz. Burada bir pazarlık yok. Terör örgütüne karşı verilmiş bir taviz de yok. Burada devletimizin, Cumhurbaşkanımızın iradesi var. Ülkemiz inşallah 50 yıllık terör belasının üstesinden gelmiş olacak. Çünkü bunun için çok şehit verdik. Sürecin en büyük başarısı, iki senedir hamdolsun hiçbir şehit haberi yok. Anneler ağlamıyor, eşler dul kalmıyor, çocuklar yetim kalmıyor." ifadelerini kullandı.
"Yurt dışına kaçmakla elimizden kurtulacaklarını sanmasınlar"
Çiftçi, sokak çeteleri, yeni nesil suç örgütleri ve uyuşturucuyla mücadelenin de kararlılıkla sürdüğünü dile getirdi.
Bu örgütlenmeleri tamamen yok etmek ve faaliyet alanlarını daraltmak için kararlı bir mücadele başlattıklarını aktaran Çiftçi şunları kaydetti:
"Eylül sonu itibarıyla, yeni nesil suç örgütlerine yönelik 625 suç örgütüne 1741 operasyon yaptık. Burada bazı yeni nesil suç örgütlerine yönelik birden fazla operasyon yaptığımız için sayı 1741'e ulaştı. Neticede 8 bin 170 kişinin tutuklanmasını ve cezaevine gönderilmesini sağladık. Yeni nesil suç örgütleri sadece Türkiye'de faaliyet göstermiyor. Bunlar başları sıkıştığında hemen yurt dışına kaçıyorlar. Geçtiğimiz aylarda Bulgaristan'a bununla ilgili bir ziyaret düzenledim. Daha sonra Gürcistan'a gittim, Gürcistan İçişleri Bakanlığıyla görüştüm. Perşembe günü Yunanistan'daydım. Yine Yunanistan'ın Vatandaşı Koruma Bakanı ve Göç ve İltica Bakanı ile iki ayrı görüşme gerçekleştirdim. Konumuz tamamen güvenlik diplomasisiyle, yeni nesil suç örgütleriyle, yurt dışında bunların kaçıp saklandıkları yerlerle ilgili. Yurt dışına kaçmakla elimizden kurtulacaklarını sanmasınlar. Dünyanın hangi ülkesine kaçarlarsa kaçsınlar, nereye saklanırsa saklansınlar, hangi deliğe girerlerse girsinler, devletimizin kudret eli onları mutlaka kaçtıkları yerde bulacak, Türkiye'ye getirecek, adalete teslim edecek ve yaptıklarının hesabını Türk yargısı önünde verecekler."
Bu kapsamda ilerleyen günlerde Almanya ve İtalya'ya da ziyaretler yapmayı düşündüğünü anlatan Çiftçi, "Bu yılın ilk 9 ayında, 736 kişinin yurt dışından iadesini sağladık. Bu kişiler, Türkiye'de suç işleyen, yurt dışına kaçan ve orada elimizden kurtulacaklarını sanan kişilerdi. Önümüzdeki günlerde yaptığımız ziyaretlerle, güvenlik diplomasisiyle bu sayıyı daha da artırmış olacağız. Hepsini tek tek tek tek yakalayıp Türkiye'ye getireceğiz." dedi.
"Uyuşturucu sadece şu anda Türkiye'nin değil, bütün dünyanın problemi"
Yeni nesil suç örgütlerinin uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, düzensiz göçmen, dolandırıcılık ve asayiş suçları gibi birçok alanda suç işlediklerini belirten Çiftçi, "Bunların finans kaynaklarından birisi de uyuşturucu ticaretiyle kendi varlıklarını devam ettirmek. Çünkü asıl bunların beslendiği kaynak uyuşturucu ticaretinden elde ettikleri yasa dışı gelirler. Göreve geldiğimizde ikinci mücadele alanımızı da uyuşturucuyla mücadele alanı olarak belirlemiştik. Uyuşturucu sadece şu anda Türkiye'nin değil, bütün dünyanın problemi. Çünkü geleceğimizi doğrudan ilgilendiriyor. Buradan gelir elde ediyorlar ama bir yandan da gençliğimizi zehirlemeye devam ediyorlar. Biz de bunların finans kaynaklarını kesmek için elimizden geldiği kadar mücadeleye devam ediyoruz." diye konuştu.
Çiftçi, bu yıl uyuşturucuyla mücadele konusunda düzenlenen 42 bin 377 operasyonda 35 bin 819 kişinin tutuklandığına dikkati çekerek Türkiye'de cezaevlerinde 432 bin kişi bulunduğunu, bunların yüzde 36'sını uyuşturucu suçundan hüküm giyenler veya tutuklananlar oluşturduğunu söyledi.
Operasyonlar sonucunda 39 ton uyuşturucu madde, yaklaşık 104 milyon sentetik uyuşturucu ele geçirildiğine işaret eden Çiftçi, 20,8 milyon kök Hint keneviri ele geçirildiğini bildirdi.
"Devletimiz hiçbir zaman vatandaşını mağdur etmedi"
Çiftçi, fon soruşturmasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesini ortaya koyarak "Haksız kazanç elde eden kişilerin hesabını ilk önce Türk mahkemelerinde, sonra da Mahkeme-i Kübra'da vereceklerini" açık ve kesin bir dille ifade ettiğini hatırlatarak şöyle konuştu:
"Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında bir fon kurulu da oluşturuldu. Fon kurulu çalışmalarına devam ediyor. Burada şunu ifade etmek lazım, devletin hazinesinden, bütçeden kesinlikle bu konuyla ilgili herhangi bir para ödenmeyecek.' Haksız kazanç sağlayanlardan elde edilen paralarla, oradan gelir elde etmiş kişilerden alınmış fonla mağdur olan kişilerin paraları ödenmiş olacak. Bu konuda vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Bugüne kadar devletimiz, milletimiz nice badireleri atlattı. Fon mağduriyeti dediğimiz hususta fon piyasalarının tamamını ilgilendiren bir alan değil. Yüzde 5'lik sınırlı bir alanla ilgilendiriyor ve önümüzdeki günlerde somut adımlar da atılacak. Bununla ilgili bir yasal düzenleme hazırlığı olduğunu da biliyorum. Önümüzdeki hafta bununla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir yasa önerisi de gelecek. Onunla birlikte bu işin yol haritası biraz daha netleşmiş olacak. Devletimiz hiçbir zaman vatandaşını mağdur etmedi. Bundan sonra da etmeyecek. İnşallah o mağduriyet yaşayan kişilerin de en azından belli oranlarda mağduriyetleri giderilmiş olacak. Bu da devletin, milletin, bütçenin herhangi bir şekilde kaynaklarını kullanılmadan yapılacak."
"Hepimizin yüreği yandı"
Çiftçi, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Manisa ve İstanbul'da okullarda yaşanan saldırıları hatırlatarak, şöyle devam etti:
"Bu milletimiz nezdinde de büyük bir infiale sebebiyet verdi. Hepimizin yüreği yandı işin doğrusu. Çünkü millet olarak ilk defa bu tür hadiselerle yüzleşiyoruz. Daha önceden bunu Amerika'da, Batı ülkelerinde duymuştuk ama Türkiye'de hiç bu tür olaylar yaşanmamıştı. Bizim ülkemizde de bu olaylar yaşanmaya başladı. Biz bununla ilgili Kahramanmaraş'taki saldırıdan sonra Milli Eğitim Bakanlığımızda alınması gereken tedbirler konusunda yakın bir çalışma yürüttük. Hatta diğer bakanlıklarımızı da bu işin içerisine ortak ederek onların da desteğini almak suretiyle Manisa'daki saldırıdan bir gün önce Sayın Milli Eğitim Bakanımızla bir protokol da imzaladık. Yedi bakanlık da buna imza koydu. Bizim oradaki muradımız şuydu, 'Aldığımız okul güvenliği ile ilgili tedbirler sadece bu olayların önüne geçmek konusunda yeterli değildir. Yani polisiye tedbirleriyle, güvenlik tedbirleriyle biz okul saldırılarının önüne geçemeyiz. Peki ne gerekiyor? Zaten Milli Eğitim Bakanlığımız bu işin içerisinde. Onun dışında eğer çocuğun bir rahatsızlığı varsa, tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlığı varsa Sağlık Bakanlığımız da bu işin içerisinde olsun. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız bu işin içerisinde olsun. Yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız, Gençlik ve Spor Bakanlığımız, yani bütün bakanlıklar bir araya geldik ve geniş katılımlı bir protokol imzaladık. Aslında orada amacımız bir sistem kurmaktı. Herhangi bir sızıntı olması durumunda bunu okul idaresi, kolluk, sağlık teşkilatı hemen müdahil olsun. Olaya müdahil edelim. Alınması gereken tedbirleri zamanında alalım, bu tür üzücü hadiseler yaşamayalım diye. Bu önümüzdeki günlerde inşallah etkisini gösterecek. Yani çünkü çok geniş düzenlemeler yaptık."
Ailelere de çağrıda bulunan Çiftçi, "Şimdi soruyorum sizlere, halkımıza soruyorum. Bu çocuk, bu silahı, babasının silahını kolaylıkla alabiliyor, çantasına koyup okula getirebiliyor? Yani burada babanın silahına sahip çıkacak olan da herhalde devlet değildir, polis değildir. Burada ailelerimize düşen bir görev de yok mu? Elbette var. Yani silahlarını, çocuklarının ulaşamayacakları yere koyacaklar. Ya kilitli bir dolaba koyacaklar veya yüksek bir yere koyacaklar. Çocuklar bunu kolaylıkla getiremesin diye. Silaha sahip çıkmak, çocukları kontrol etmek biraz da ailelerin görevi olsa gerek." ifadelerini kullandı.
Bakanlık olarak çocukların huzur içerisinde okula gitmeleri, eğitim görmeleri, okuldan çıktıktan sonra da güven içinde evlerine dönebilmeleri konusunda gereken tedbirleri aldıklarını anlatan Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Okul bahçesinde, okul dışında da gerekli tedbirler alıyoruz. Bu sene biliyorsunuz 31 bin bahçe görevlisi de aldık. Bunun dışında yine bekçilerimizi okullarda görevlendiriyoruz. Okulun etrafında, okulun giriş ve çıkış saatlerinde bizim devriyelerimiz de var. Asayiş uygulamalarımız, narkotik uygulamalarımız, güvenlik uygulamalarımız, çocuk şubenin uygulamaları devam ediyor. Onun dışında internet kafelerde, oyun salonlarında, metruk yapılarda bizim kontrollerimiz devam ediyor. Devam edecek de. Bundan sonra uygulamalarımızı daha da arttıracağız. Ama okullarımız aynı zamanda bir cezaevi değil. Geçenki okul saldırısına tekrar dönecek olursak orada 10. sınıfta okuyan çocuk kendi okul formasının üzerine siyah bir tişört giyiyor. Sebebi de gideceği, saldırıda bulunacağı okulun öğrencileri de siyah forma kullanıyor. Şimdi şöyle düşünelim. Biz buraya bahçe kapısına 2-3 polis versek, orada çocukları okula girişlerini kontrol etseler. 1000 öğrenci var. O çocuğun acaba o okulda mı yoksa başka bir yerden geldiğini bilebilirler mi? 1000 çocuğun içerisinde nasıl tespit edecekler? Burada okula düşen görevler var. Zaten Milli Eğitim Bakanlığımız gerekli tedbirleri alıyor. Ailelerimiz üzerine düşeni yaparsa, belediyelerimiz, diğer sivil toplum kuruluşları, devletin diğer kurumları aynen narkotik suçlarda olduğu gibi üzerine düşenini yaparsa bence sokaklarımız, okullarımız daha güvenli hale gelecek. Bizim bununla ilgili projelerimiz var. Mesela 'Şefkat Kalkanı' diye bir projemiz var. Bunu açıklayacağız. En İyi Narkotik Polisi Anne diye İçişleri Bakanlığımızın geçmişte uygulamaya koyduğu bir proje vardı. Çünkü bir çocuktaki değişikliği en önce annesi fark eder. Eve geldiği zaman çocuğun hal ve hareketlerinden yani herhangi bir rahatsızlığı var mı? Hastalığı var mı? Çocuk normal davranışlar sergiliyor mu? Anne bunu bilir. Buna benzer Şefkat Kalkanı diye bir projemiz var. İnşallah önümüzdeki günlerde bu projemizi de yürürlüğe koyacağız."
"Suriyelilerin sayısı şu anda ülkemizde 2,2 milyona düştü"
Çiftçi, düzensiz göçmenlerle ilgili, düzenli göçün yönetilmesi ile ilgili çalışmaların devam ettiğini belirterek, göç politikasının insani, vicdani ve hukuki olmak üzere üç temel ilkeye dayandığını söyledi.
2021'de Türkiye'de sayısı 3,7 milyon Suriyeli olduğunu hatırlatan Çiftçi, "Bugün itibarıyla Suriyelilerin sayısı şu anda ülkemizde 2,2 milyona düşmüş durumda. 8 Aralık Suriye'deki rejim değişikliğinden sonra yeni yönetimin iş başına gelmesinden sonra ülkemizden Suriye'ye güvenli gönüllü ve onurlu dönüşlerin sayısı 755 bini buldu. 2016'dan bugüne kadar 1,5 milyon Suriyeli memleketlerine geri döndü. Biz bir yandan düzenli göçü yönetmeye çalışırken düzensiz göçle mücadele ederken bir yandan da ülkemizdeki Suriyelilerin veya diğer ülkelerden gelenlerin gönüllü geri dönüşlerini de teşvik ediyoruz." dedi.