Dünya orduları içerisinde büyüklük açısından kıyaslamalar bulunuyor. Bu kıyaslama sayısal üstünlüğü ifade etmesi açısından önem taşır ancak günümüzde teknoloji daha fazla öne çıkıyor. Uluslararası kurumlar birçok şekilde orduları kıyaslıyor ve açık kaynaklardan global ölçekli bir sıralama yapıyor. Buna göre dünyanın en güçlü ordusu teknolojik açıdan ABD olarak öne çıkıyor. Özellikle hava ve deniz kuvvetlerinde ABD neredeyse bütün aktörleri sayısal çoğunlukla geride bırakıyor. Soğuk Savaşın kazanan tarafı olan ABD ordusu rakibi olan Sovyetler Birliğini kansız şekilde saf dışı bıraktı. Kendi içerisinde parçalanan ve birçok devlete bölünen Sovyetler Birliği Rusya Federasyonu şekline büründü. Ordunun ve mirasın büyük kısmını devir alan Rusya örneği, Çin Halk Cumhuriyetini yöneten Çin Komünist Partisi (ÇKP) için kritik bir örnek haline geldi. ÇKP, Sovyetler Birliği gibi Batı dünyasıyla askeri ve siyasi olarak rekabet etmek yerine işbirliği ve birlikte kalkınma yolunu tercih etti. 1978’de başlayan dışa açılım politikası Çin’in iktisadi yapısını büyük ölçüde dönüştürdü. Günümüzde 20 trilyon doları aşan milli geliri ve dünyanın en büyük ihracatçısı olarak Çin dönüşümünü tamamlamak üzere. Elde edilen dış ticaret fazlası 1,2 trilyon doları aşarken elde edilen rakam birçok ülkenin ekonomik büyüklüğünden daha büyük. Böylesi bir dönüşümün yansıdığı diğer bir alan Çin ordusunun modernleşmesi. Çin ordusu kendi içerisindeki yapısıyla diğer dünya devlerinden ayrışıyor.
Çin ordusu, ÇKP’nin silahlı gücü olarak tasarlanırken asker sayısı 2 milyonu aşmış vaziyette. Ordudaki generaller doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına değil ÇKP Genel Başkanına bağlı. Parti bütün siyasi, askeri ve iktisadi yapıların üzerinden yer alan bir konumda. Xi’nin iktidara gelişiyle partinin özel sektör firmaları da dahil olmak üzere birçok yapı üzerindeki kontrol ve denetimi arttı. ABD’li düşünce kuruluşları bu durumu açıklarken ÇKP’nin global gücünün kuvvetlendiğine dikkat çekti. ABD siyasi elitleri de benzer açıklamalarda bulunurken ÇKP’nin dizginlenmesi gerektiğini vurguladılar. Benzer şekilde Avrupa Birliği üyeleri Çin ile ticaret, sanayi ve diğer alanlarda rekabet için daha fazla korumacı önleme başvurdu. Çin’in global ölçekli bir imalat sanayine dönüşmesi ise tüm dengeleri derinden etkiledi. Küresel sanayi üretiminin artık yüzde 35’e yakınını üreten Çinli firmalar global ölçekli teknoloji rekabetine katılıyor. ABD’li devleri üretim ve talep yönlü olarak geçiyor, Sovyetler Birliğinin yapamadığı iktisadi rekabette öncü olabiliyorlar. Bu perspektiften hareketle Çin’in iktisadi yükselişi beraberinde çatışma, rekabet ve üstünlük gibi olguları getirdi. ÇKP’nin en temel prensibi olan ABD ile askeri ve siyasi karşı karşıya gelmeme stratejisi bu nedenle aşınmaya başlandı. Özellikle Tayvan Meselesi ve Güney Çin Denizindeki anlaşmazlıklar tarafları askeri ve siyasi olarak karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyor.
Tüm süreç içerisinde ÇKP’nin emri ve komutasında yer alan ordunun üst düzey generallerini tutuklama veya görevden uzaklaştırma meselesi önem kazanıyor. Generaller Tayvan’a müdahale konusunda çekincelerini belli ederken ÇKP Genel Başkanı Xi her kurumdan mutlak ortak hedefe odaklanma bekliyor. ÇKP’nin ülke, kurum ve kişiler üzerindeki mutlak üstünlüğü ve yönetme görevi verilen işlerin sorgusuz şekilde yapılmasını gerekli kılıyor. Geçtiğimiz günlerde Xi’nin ordu tarafından gelebilecek darbe iddialarına karşı uyarılması da süreçten bağımsız değil. İktisadi olarak global ölçekli bir güce dönüşen Çin askeri ve siyasi genişleme isteğinin sancılarını yaşıyor. Sonuç olarak Çin Kızıl Ordusundaki tasfiyeler Tayvan Meselesinin yakın bir zamanda gerçekleşme ihtimaline işaret ediyor.