Değerli dostlar değerli okuyucular,
Siyaset sandıkta kazanılır ama sandığa giden yol güvenle, adaletle ve toplumsal huzurla döşenir. Bugün Cumhur İttifakı’nın yeniden güçlü bir destekle iktidara gelmesi, sadece muhalefetin hatalarına bağlı değildir; kendi içinde yapacağı cesur muhasebeye ve atacağı yapısal adımlara bağlıdır. Millet artık sadece slogan değil, somut icraat görmek istemektedir. Duygusal bağlılıklar yerini rasyonel değerlendirmelere bırakmıştır. Bu gerçeği görmek, ilk adımdır.
Her şeyden önce siyasette tek bir bölgeye, tek bir kültürel kümeye yaslanan görüntü ortadan kaldırılmalıdır. Türkiye 85 milyonluk bir ülkedir; Karadeniz’den Ege’ye, Doğu’dan Trakya’ya kadar her rengin temsil edildiği bir siyasi kadro ortaya konulmalıdır. Özellikle “tek yöre ağırlıklı kadro” algısı kırılmalı, kapsayıcı bir vitrin oluşturulmalıdır. Bu sadece görüntü meselesi değil, temsil adaleti meselesidir.
Geçmişi, yakın çevresi ya da ticari ilişkileri kamuoyunda sürekli tartışılan, muhalefete malzeme veren isimler cesurca tasfiye edilmelidir. Siyaset yük kaldırma yeridir; yük olma yeri değildir. Kamu vicdanında soru işareti bırakan hiçbir figür korunmamalıdır. “Bizden” olduğu için değil, “temiz” olduğu için tercih edilen bir siyasal kadro inşa edilmelidir.
Devlet ciddiyeti ile karanlık yapılar arasında en ufak bir gölge dahi bırakılmamalıdır. “Devlet meselesi” denilerek suç örgütleriyle, yasa dışı yapılarla ya da şaibeli ilişkilerle iç içe olan kim varsa sistem dışına çıkarılmalıdır. Devlet kutsaldır; ama bu kutsiyet, kişisel ilişkilerin kalkanı haline getirilemez. Devletin itibarı bireylerin üstündedir.
Külhanbeyi üslubu, kaba kuvvete meyilli, toplumu geren siyasi figürler öne çıkarılmamalıdır. Sertlik başka, vakar başka şeydir. Millet bağıranı değil, güven vereni tercih eder. Gerginlik üzerinden siyaset dönemi artık geride kalmıştır. Toplum ekonomik sıkıntı içindeyken kavga değil çözüm görmek istemektedir.
Yıllarca duruşunu bozmadan Cumhur İttifakı’na hizmet eden, herhangi bir torpili olmayan, halkın içinden gelen dava adamları bizzat Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli tarafından onure edilmeli ve görev verilmelidir. Sadakat sessizdir; gösterişli değildir. Bu insanlar teşkilatın omurgasıdır. Onları görünür kılmak hem teşkilat motivasyonunu artırır hem de adalet duygusunu güçlendirir.
Medya dili de yeniden şekillenmelidir. Sivri, korku salan, karşı tarafı aşağılayan üslup yerine; veriye dayalı, özgüvenli, objektif zeminde mücadele eden isimler öne çıkarılmalıdır. Muhalefetle dişe diş ama seviyeli bir mücadele yürütülmelidir. Tartışma kazanmak başka, toplum kazanmak başkadır.
Atatürk çizgisi sadece söylemde değil, uygulamada da belirginleşmelidir. Cumhuriyetin kurucu değerleri ile muhafazakâr hassasiyetler çatıştırılmadan, devlet aklı içinde sentezlenmelidir. Bu yaklaşım hem merkez seçmeni rahatlatır hem de “devlet partisi” algısını güçlendirir. Atatürk’e sahip çıkmak, siyasi rekabet malzemesi değil; milli birlik meselesidir.
Muhalefetten belediye başkanı transferleri gibi kısa vadeli hamleler durdurulmalıdır. Siyasi etik, geçici kazançların önüne geçmelidir. İlkesizlik algısı, uzun vadede ağır bedel ödetir.
“Terörsüz Türkiye” hedefi sadece slogan olarak kalmamalı; somut verilerle, görünür sonuçlarla desteklenmelidir. PKK’nın etkisizleştirildiği, terörün minimize edildiği net biçimde anlatılmalı ve bu başarı gündemde tutulmalıdır. Güvenlik politikası hamasetle değil, sonuçla ölçülür.
Ekonomi en hayati başlıktır. Hayat pahalılığı kalıcı biçimde düşürülmeden hiçbir siyasi başarı sürdürülebilir değildir. Gıda fiyatları kontrol altına alınmalı, kira artışları dengelenmeli, konut kredi faizleri makul seviyeye çekilmeli ve ev sahibi olmak yeniden ulaşılabilir hâle getirilmelidir. Krediler üretime, ihracata ve istihdama açılmalıdır. Gençlere iş, ailelere nefes, esnafa umut verilmelidir.
Halkın sevmediği, kibirli ve ulaşılamaz siyasetçiler açık şekilde tasfiye edilmelidir. Bu tasfiye aleni olmalı ve mesaj net verilmelidir: “Millete tepeden bakan bu yapıda yer bulamaz.” Siyaset halkın ayağına gitmektir; halkın ayağına gelmesini beklemek değil.
Uyuşturucu ile mücadele ölümüne yürütülmelidir. Bu mesele bir güvenlik dosyası değil, nesil meselesidir. Gerekirse özel mahkemeler, özel birimler, ağır yaptırımlar devreye sokulmalıdır. Aileler bu konuda devletten güçlü ve net bir irade görmek istemektedir.
Devletten kredi alıp ödemeyen, kamu kaynaklarını suistimal eden iş insanlarının üzerine gidilmelidir. Her ihaleyi alıp vergisi silinen ayrıcalıklı yapıların dönemi kapanmalıdır. Bu süreç medya önünde şeffaf biçimde yürütülmelidir. Kim olursa olsun hesap vermelidir. Adaletin terazisi şaşarsa sandığın yönü değişir.
Devletin kimseyi korumadığı, hukukun herkes için eşit uygulandığı algısı güçlendirilmelidir. “Gereken yapılıyor” duygusu toplumda hâkim olursa güven geri gelir. Güven gelirse yatırım gelir, istikrar gelir, oy gelir.
Bunlara ilave olarak gençlerin umudu yeniden inşa edilmelidir. Beyin göçü durdurulmalı, teknoloji ve savunma sanayii başarıları daha görünür kılınmalı, üniversite mezunlarının işsizlik kaygısı azaltılmalıdır. Genç seçmen kazanılmadan kalıcı iktidar mümkün değildir.
Sonuç olarak seçim sadece propaganda ile değil; adalet, ekonomi, liyakat ve tevazu ile kazanılır. Cumhur İttifakı bu başlıklarda güçlü ve samimi bir dönüşüm gösterirse sandık zaten gereken cevabı verir.
Değerli dostlar son sözüm değişmez,
Allah vatana millete zeval vermesin.
Vesselam…