CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ İÇİN REVİZYON ÖNERİLERİM

Abone Ol

Değerli Okurlarım,

Türkiye, 2017 referandumu ile hukuken, 2018 seçimleriyle ise fiilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçmiş olsa da hükümet sistemi tartışmaları bir türlü nihayete ermedi.

1876'dan itibaren başlayan ve özellikle 1908 sonrasında gelişen parlamenter tecrübe, Türkiye'de demokratik kültürün uzun yıllar boyunca bu sistem etrafında şekillenmesine zemin hazırladı. Sivil ve askerî bürokrasi tarafından vesayet altına alınan demokrasi, zaman zaman darbelerle kesintiye uğrasa da iki ileri, bir geri şeklinde varlığını sürdürmeye devam etti.

1982 Anayasası'nın güçlü yürütme anlayışı, 367 krizi sonrasında cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmesi, halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı ile Meclis arasında ortaya çıkan meşruiyet tartışmaları ve başbakan ile cumhurbaşkanı arasındaki yetki sorunları derken, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından hükümet sistemi tartışmalarının başkanlık sistemiyle sonlandırılmasına karar kılındı.

Ancak ilk günden itibaren muhalefetin parlamenter sisteme dönüş çabaları ve mevcut sistemin aksayan yönlerine ilişkin revizyon talepleri varlığını sürdürmekte.

Kıymetli Okurlarım,

İki kısa cevapla devam edeyim:

Türkiye parlamenter sisteme dönmeli mi? Hayır.

Başkanlık sisteminde revizyon yapılmalı mı? Evet.

Bu coğrafyada güvenlik, özgürlükten; istikrar ise müzakereden önemlidir. Ehemmi mühimme tercih etmemiz bundan. Bunu bir kenara not ettikten sonra revizyon önerilerimi sıralayayım.

Sistemin adı değiştirilmelidir

“Türk tipi” veya “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” gibi ifadeler yerine doğrudan ve yalnızca “Başkanlık Sistemi” ibaresi kullanılmalıdır.

Zira hükümet sistemlerinin temel çerçeveleri bellidir. Bunun dışında geliştirilen özgün isimlendirmeler ve yapılandırmalar, sistemi daha başlangıç aşamasında tartışmaya açık hâle getirmektedir. Bu tür tanımlamalar, sistemin kişiye veya ülkeye özgü, üstünkörü, istisnai ve iltimaslı bir model olduğu yönünde bir izlenim oluşturabilmektedir. Böylece sistemin yerleşik ve geçerli bir hükümet sistemi olup olmadığı tartışmaya açılmaktadır.

%50+1 ilkesinden taviz verilmemelidir

Başkanlık sistemi, yürütmenin meşruiyetini doğrudan halktan aldığı bir sistemdir. Bu nedenle %50+1 ilkesi, başkanlık sisteminin özüdür ve kırmızı çizgisidir.

Türkiye'de parlamenter sistem tecrübesinin üzerine inşa edilen başkanlık sistemi bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Başkanlık sistemi esas itibarıyla iki veya iki buçuk partili bir siyasal yapı öngörürken, Türkiye'de ciddi bir siyasal parti enflasyonu bulunmaktadır. Bu durum, salt çoğunluğa ulaşabilmek amacıyla geniş ittifakların kurulmasına neden olmuş; küçük oy oranlarına sahip partiler, sistem içerisinde etkilerinin üzerinde bir pazarlık gücü elde edebilmiştir. Özellikle son yıllarda “küsurat partilerin” siyasal pazarlık kozu bu tartışmayı daha görünür hâle getirmiştir. Ancak bu partileri sistem açısından bir ayak bağı olmaktan çıkarmak amacıyla seçim barajını %40 seviyelerine indirmek veya en yüksek oyu alan adayı başkan kabul etmek açık bir meşruiyet sorununa yol açacaktır. Unutmamak gerekir ki meşruiyet yoksa iktidar da yoktur!

Cumhurbaşkanı yardımcıları iki kişiyle sınırlandırılmalı ve pusulada yer almalıdır

Cumhurbaşkanı yardımcıları, cumhurbaşkanının yurt dışı ziyareti, hastalığı veya ölümü gibi durumlarda kısa süreli de olsa ülkenin yönetiminde sorumluluk üstlenmektedir. Bu nedenle yardımcıların atanmış değil, seçilmiş olmaları meşruiyet açısından daha doğru olacaktır. Ayrıca yardımcı sayısı net biçimde belirlenmeli, bir veya iki kişiyle sınırlandırılmalıdır. Altılı Masa örneğinde görüldüğü üzere, bu konuda istismara açık belirsizliklere izin verilmemelidir.

Bakanların ve üst düzey kamu görevlilerinin atanması Meclis onayına sunulmalıdır

Başkan tarafından doğrudan atanan bakanlar ve üst düzey kamu görevlileri için Meclis'in onay yetkisi bulunmalıdır. Böylelikle yasama organı güçlendirilecek ve yürütmenin atama yetkisi üzerinde demokratik bir denetim mekanizması oluşturulacaktır.

Bütçe hakkı istisnasız Meclis'e ait olmalıdır

Bugünkü sistemde bütçenin Meclis tarafından onaylanmaması hâlinde bir önceki yılın bütçesi üzerinden yola devam edilmektedir. Siyasal ve ekonomik krizlerin önlenmesi amacıyla benimsenen bu yöntem, uygulamada Meclis'in bütçe üzerindeki yetkisini dolaylı biçimde bypass etmektedir. Oysa bütçe hakkı parlamentoların en önemli tarihsel ve siyasal işlevlerinden biridir. Yasamanın yürütme üzerindeki denetimi açısından hayati nitelikte olan bu yetki, amasız ve fakatsız biçimde Meclis'in uhdesinde bulunmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler farklı yıllarda yapılmalıdır

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin aynı tarihte yapılması yerine farklı yıllarda gerçekleştirilmesi daha sağlıklı olacaktır. Bu sayede seçmen, yasama ve yürütmenin performansını birbirinden bağımsız biçimde değerlendirme imkânına sahip olacaktır. Başkanın başarılı veya başarısız olması, doğrudan Meclis seçimlerine; yasamada başarılı veya başarısız olan partilerin çalışmaları da doğrudan başkanlık seçimlerine yansıyacaktır. Böylelikle seçmen, tercihini siyasal performansa göre yapabilecektir.

Siyasal Partiler Kanunu revize edilmeli ve dar bölge seçim sistemine geçilmelidir

Siyasal Partiler Kanunu, başkanlık sisteminin gerektirdiği siyasal rekabet ve temsil anlayışına uygun biçimde yeniden düzenlenmelidir.

Ayrıca dar bölge seçim sistemine geçilmelidir. Milletvekillerinin siyasal kaderi parti genel başkanlarının tercihine ve liste belirleme yetkisine bağlı olmamalıdır. Milletvekili, öncelikle kendi seçim çevresine ve seçmenine karşı sorumlu olmalıdır. Güçlü milletvekili güçlü meclis, güçlü meclis güçlü kuvvetler ayrılığı, güçlü kuvvetler ayrılığı, güçlü denge-denetim, güçlü denge denetim ise güçlü hükümet sistemi inşa edecektir.

Başkan siyasi olmalı ancak parti ile ilişkisini kesmelidir

Başkanlık sisteminde başkanın “tarafsız” olması gerçekçi bir beklenti değildir. Ülkeyi yöneten kişinin siyasal görüşü, programı ve hedefleri olmalıdır. Seçmenin karşısına da bu siyasal vitrinle çıkmalıdır. Ancak seçilen başkanın partiyle organik ilişkisini sürdürmesi, özellikle de parti genel başkanı olması, yasama organı üzerinde dolaylı bir kontrol oluşturmaktadır. Bu nedenle başkan siyasi olmalı; ancak seçildikten sonra parti yönetimiyle olan ilişkisini sona erdirmelidir. Aksi hâlde kuvvetler ayrılığı ilkesi gölgelenmektedir.

Milletvekillerine bakanlık yolu kapatılmalıdır

Genel seçimlerde seçmenden oy alarak Meclis'e giren bir milletvekili, öncelikle yasama görevini yerine getirmelidir. Meclis, bakanlık görevine geçişin ön kabul merkezi hâline getirilmemelidir. Başkanlık sisteminin gerektirdiği sert kuvvetler ayrılığı bu noktada da kesin biçimde uygulanmalıdır. Meclis'in güç kaybetmesine izin verilmemeli ve yasama organının itibarı korunmalıdır.

Cumhurbaşkanlığının bürokratik yapısı güçlendirilmelidir

Meclis ile birlikte başkanlık bürokratik yapısı da güçlendirilmelidir. Yetki ve sorumluluk karmaşasına yol açmayacak, görev alanları açık biçimde belirlenmiş, şeffaf ve denetlenebilir bir siyasi-idari yapı inşa edilmelidir.

Güçlü, uyumlu ve kalıcı ittifaklar kurulmalıdır

Başkanlık sisteminin gerektirdiği iki veya iki buçuk partili siyasal yapı, Türkiye'de ittifaklar aracılığıyla inşa edilmelidir. Gönül isterdi ki Türkiye bu sisteme üç partinin pusulada yer aldığı 1983 seçimleri ile geçmiş olsaydı. O zaman ittifaklara gerek kalmayacak, siyasal altyapı tam da başkanlık sisteminin arzu ettiği hazır bulunacaktı. Neyse ki durum bugün farklı. Yine de ittifak ile koalisyon kavramlarının aynı şey olmadığını izah etmek gerekiyor. İttifak seçim öncesi sandıkla; koalisyon seçim sonrası iktidarla ilişkili bir olgu. Örneğin MHP bugün ittifak içinde ancak iktidar dışındadır. Kaldı ki başkanlık sisteminde iktidar başkanın kendisidir ve ortaklık zaten mümkün değildir.

Siyasal kültürümüz göz önüne alındığında muhafakarlar, muhafazakar-milliyetçiler, liberal demokratların(AK Parti, MHP, BBP, YRP vb) birinci blok; ulusalcı, sosyal demokrat, seküler milliyetçilerin (CHP, YENİ, İYİ, Zafer vb.) ikinci blok ve sosyalistlerin (DEM, TİP) üçüncü blok (buçuk bloğu) şeklinde konumlandığı ittifak sistemi kalıcı hale getirilmeli başkanlık sistemi için gerekli siyasal altyapı inşa edilmelidir.

Karşılıklı fesih veya seçim yenileme yetkisi kaldırılmalıdır

Yasama ve yürütmenin birbirine karşı “parmak sallama” ihtimali ortadan kaldırılmalıdır. Başkanlık sisteminin asli gerekliliklerinden biri olan fesih yasağı olmalı her ikisi de meşruiyetini halktan alan erklerin karşılıklı müdahalesine kapı kapatılmalıdır.

Muhtemel siyasal krizlerin aşılması amacıyla yasama ve yürütmeye karşılıklı olarak seçimleri yenileme yetkisi tanımlansa da bu durum, yasama ve yürütmenin görev sürelerini birbirleri üzerinde baskı aracı olarak kullanabilmesine yol açmakta ve kuvvetler ayrılığı ilkesini tartışmaya açmaktadır. Ayrıca seçim yenileme kararının başkanın görev süresi ile ilişkilendirilmesi sistemin bir başka sorunudur. Başkan, en fazla iki dönem seçilebilmeli ve görev süresi istisnai durumla değişmemelidir.

Dipnot

Siyasal kültür kadar siyasal dilin de değişmesi gerekmektedir.

AK Parti Hükümeti veya 67. Hükümet değil “II. Erdoğan Hükümeti”

Bakanlar Kurulu değil “Kabine”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değil “Başkanlık Sistemi”;

Saray değil “Külliye”

Cumhurbaşkanı değil “Başkan”

İktidar-muhalefet ilişkisi değil “Yasama-Yürütme İlişkisi”

Hükümet politikası değil “Başkanlık politikası”

Hükümeti kurmak değil “Kabineyi oluşturmak”

vs vs.

Kalın sağlıcakla.