ABD İsrail şer ittifakı, İran’a saldırıyı, rejimin en kudretlisi Ali Hameney’i katlederek başlattılar. Siyaset bilimciler, Hamaney’in sığınağa gitmek istemeyişini, bir liderin güvenlik rasyonalitenin dışına çıkması olarak, döne döne anlatıyorlar. Bu anlamda bir örnek olarak ders kitaplarına gireceğini de kuvvetle tahmin edebiliriz.
Hamaney, Humeyni’den bu yana kesintisiz iş başındaydı, son söz sahibiydi. Vefatı, İran için kesin bir kırılma, yeni bir dönemin başlangıcı.
HÜSEYİN OLMAK
İran seyahatimiz sırasında sokak arasında bir küçük dükkana girmiştim. Bakkal benzeri bir yerdi. Duvarda dükkanın küçüklüğüyle orantısız büyüklükte bir tablo vardı. O resimdeki iki güzel suretin Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e ait olduğunu biliyordum. Hasan ile Hüseyin’i, hayallerinde canlandırdıkları halleriyle çiziyorlar, onlarla, göz göze yaşamak istiyorlardı. Biraz da yarenliğin kapısını açmak için, hangisinin Hasan, hangisinin Hüseyin olduğunu sordum. Bunu hiç düşünmemiş gibi durdular. Demek ki; ikisine ‘bir’ bakıyorlardı. Kendi aralarında tartışmaya başladılar. Konuşmalar hararetlendi. Ancak ortak bir karara ulaşamadılar. İkisi de Hasan idi, ya da ikisi de Hüseyin. Zaten ikiz gibi resmedilmişlerdi.
İşte Ali Hameney zihinlerine ve tabloya ikiz gibi resmettikleri iki peygamber torunundan şehit olan Hüseyin’i seçmişti. “Hasan mı olmak istersin, yoksa Hüseyin mi?” sorusunu kendisine sorup, cevabı böyle vermişti.
Halkı ne kadar güvenlik içindeyse, kendisine de o kadarını yeterli görüyordu. Daha güvenli bir yerde yaşamayı aklına yatıramadı. Sevabıyla, günahıyla göçtü bu dünyadan.
EVET
Evet, ekonomi kötüydü. İran’ın kaynakları halka adil dağıtılmıyordu. Evet, rejim, halkının bir bölümüyle kavgalıydı. Dışa kapalılık toplumu geriletiyordu. Sistem hantaldı. Evet, ‘Devrim muhafızları’ adıyla eşi benzeri olmayan bir silahlı yapı, sistemin her yerindeydi, kendi adına rant oluşturmuştu.
Evet, bütün bunlarda Hamaney’in de payı vardı. Üstelik reform yapamıyor, reform için yolları açacak kadar kendisini yenileyemiyordu.
Evet Hamaney’i ve onun kurduğu, bugüne getirdiği düzeni eleştirenler haklıdırlar. Ancak eleştirmek başkadır, iki haydutu, ABD’yi ve İsrail’i haklı çıkartacak yerde konumlanmak başkadır.
BİR İMZA, BİR İDDİA
Gözden kaçırmayalım, unutmayalım, unutturmayalım. ABD/İsrail saldırılarında, İran’da 165 kız çocuğu okullarında katledildiler. Bu alçaklık, dünyaya meydan okuyan canavar İsrail’in kanlı imzasıydı. “Ben buradayım” diyordu, “bu caniliği, benden başka kim yapabilir!”
Bir de şu var. Siyonist İsrail’in, açıklanmayan Epstein dosyalarını ortaya dökmekle tehdit ederek, Trump’a bu hamleyi yaptırdığına dair teoriler konuşuluyor. Hiç de yabana atılır iddialar değil. İğrençlikleri bu boyuta ulaşmışken, neden olmasın!
SÜLEYMANİ
İran’ın, İran dışında vekil güçler oluşturması ve onları kullanması, Hamaney’in çok önem verdiği bir projeydi. İran’ı olduğundan büyük gösteriyor, rejimin etki sahasını genişletiyor, anavatan İran’a güç, enerji ve özgüven devşiriyordu. Rejim, genişleyerek ya da genişleme motivasyonuyla kendisini koruyordu.
Kasım Süleymani, İran’ın sınırları dışındaki vekil güçlerinin başındaydı. Kestirmeden söylersek; içerde Hamaney, dışarda Süleymani vardı.
3 Ocak 2020’de öldürülünce, İran rejiminin sınır dışına uzanan dalları kesilmiş oldu. Devrim ihraç etmenin stratejik, aynı zamanda silaha dayalı yolu sonuna kadar kapandı. Bu, Hamaney için de sonun başlangıcı demekti.
İRAN’IN FARKI
İran, vekil güçleri budanmışken, içerde işler iyi değilken, bir de liderini kaybetmenin sarsıntılarını yaşıyor. Yönetim, kurulduğu 1979’dan bu yana yaşadığı, en derin travma ile baş etmeye çalışıyor.
Ancak “İran farklıdır” diyenleri haklı çıkaracak manzaralar da yaşanıyor. Olaydan sonraki Türkiye-İran sınır kapısının görüntüsü çok şey anlatıyordu Her zamanki kadar, belki her zamankinden bile sakindi. Hâttâ Türkiye’den İran’a gidenlerin, gitmeye çalışanların sayısı daha fazlaydı.
Ölüm korkusunu yenmiş kalabalıklar sokaklardalar. Yas tutuyorlar, isyan ediyorlar.
Muhalif İranlılar da bir onur testinden geçiyorlar. İran dışındaki birkaç İranlının taşkın sevinç gösterileri, sosyal medyanın prizmasında, büyük gösterilmeye çalışılıyor olabilir. Onlar, görmezden gelinince bir şey kaybedilmeyecek kadar küçük, densiz gruplar. Omurgasız yaşayan bu kadar kişi, her devirde, her toplumda görülür. Onları geçebiliriz.
BUGÜN
İran’a, ‘molla rejimi, başına gelenleri hak etmiştir” özetlemesiyle bakanlar var. Oraya sabitlenmişler. Konumlarını, bakışlarını sorgulamamakta ısrarlılar.
Bir de ABD/İsrail cephesi ile İran arasında, iki tarafa da eşit mesafede durduğunu söyleyenler var. Bu koordinata, çok derinlikli analizler sonucu ulaştıkları havasındalar.
Oysa olana olduğu gibi bakabilmek önemli. Düne dün bakıyorduk. Başka bir yerdeydik. Yarın, yine başka bir yerde olabiliriz. Bugün, dün kıyasıya eleştirdiklerimize, yarın eleştirme hakkımızı saklı tutarak, sahip çıkacağımız bir aralıktayız.