Deprem

Abone Ol

2 Ekim 2019 tarihinde yine bu köşede yayımlanan, üzerinden 3 yıldan fazla süre geçmiş olan aşağıdaki yazımı, büyük bir üzüntü ile bir kez daha paylaşıyorum. Depremde hayatını kaybetmiş olanlara Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

-*-

Biz depremin sarsıntısını ve acısını yüreğinde hissetmiş bir milletiz.

Biz depreme canından can vermiş, büyük bedeller ödemiş bir milletiz.

Bunca acıya rağmen gerekli dersi çıkardık, depreme gerektiği gibi hazırlandık mı acaba?

Geçtiğimiz hafta İstanbul depremle bir kez daha sallandı.

Bir kez daha acı hatıralarımız üşüştü zihinlerimize.

Deprem sarsmaya, bizi kendimize getirmeye devam ediyor.

Deprem sallamaya, kendisine hazırlıklı olup olmadığımızı yoklamaya devam ediyor.

Deprem bizi imtihan etmeyi sürdürüyor.

Şimdi ne kadar kendimizdeyiz, ne kadar hazırız ve böyle bir imtihandan alnımızın akı ile çıkabilir miyiz, ciddi bir şekilde bunu sorma ve sorgulama vaktidir.

Bizim coğrafyamızda deprem acı ile özdeşleşmiş durumda adeta.

Çünkü sevdiklerimizi, on binlerce canımızı deprem sebebiyle kaybettik.

Kimi anne ve babasını, kimi çocuklarını, kimi eşini kaybetti; kimisinde ise tüm aile fertleri hayatını yitirdi.

Mal mülk yerine tekrar gelir; fakat canımızdan bir parça bildiğimiz sevdiklerimizi geri getiremiyoruz.

Birkaç saniye sürecek sarsıntı dahi geçmişte yaşadığımız acıları hafızamıza yığmaya yetiyor.

17 Ağustos 1999 depreminin sembolü olmuş bir fotoğraf karesi vardı hani.

Üzerinden 20 yıl geçti ama o fotoğraf karesi hala aklımızda, hala taze, hala sarsıcı.

Bir eliyle ekmek tutan, diğer eliyle gözyaşlarını silen bir amca vardı; yüzünde ise çaresizlik, acı ve derin bir hüzün...

Geçmişte deprem sebebiyle onca acıyı yaşamış bir milletin ne yapması beklenir?

Elbette tüm bir toplum olarak seferberlik ilan edip depreme her yönüyle hazır hale gelmek değil mi?

Fikri, siyasi ve ideolojik hiçbir farklılığımız deprem karşısında ciddi olmaya mani olmamalı, samimi adımlar atmayı engellememeli.

Geçmişte deprem sebebiyle yaşadığımız acılarımız hala taptaze iken, deprem gündeminde bir ceviz kabuğunu doldurmayacak siyasi tartışmalara girmek, depremde neler yapacağımızı, nerelerde eksiklerimiz olduğunu değil de, siyasi rakibimizi alt etmek için çabalamak depremden gerekli dersi çıkarmamakla eşdeğerdir.

Acı yaşayan, acıyı yüreğinde hisseden insanlar tali konulara, boş tartışmalara girmez.

Depreme karşı adım atacak sorumluluk sahibi herkesten beklenen bu olmalıdır.

Yoksa düşünmesi bile ürkütücü, acı sonuçlar yaşayama devam ederiz.

Biz depremin acısını ta yüreğinde hissetmiş bir milletiz.

Biz depremin, kendisini ta yüreğinden vurduğu bir milletiz.

Geçmişte yaşadığımız acı tecrübelerden ders çıkarmazsak veyl olsun bize.

Geçmişi unutup gerekli adımları atmaz isek yazıklar olsun bize.

Lüzumsuz konularla uğraşıp vakit kaybedersek yuh olsun bize.

Vakit tartışma vakti değil; vakit depreme ciddi bir şekilde hazırlanma vaktidir.