Deprem, dayanışma ve Türkiye

Abone Ol

Geceden günün aydınlığına geçilen bir vakitte telefonunuz acı acı çalarak sizi uyandırıyorsa nasıl bir endişe ve tedirginlikle yatağınızdan fırlarsınız? 6 Şubat 2023’te böyle uyandırıldım. Türkiye yeni bir güne depremle uyanıyordu. Merkezi Maraş’ın Pazarcık ilçesi ve şiddeti yedinin üzerinde olan deprem: Kahramanmaraş, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay'da büyük yıkıma yol açmıştı. Kardeşimi aradım ulaşamadım. Yeğenimle yaptığım görüşmede iyi olduklarını, herkesi Eskimalatya’daki eve toplamaya çalıştıklarını söyledi. Kardeşlerimi arayıp haberdar etmek istedim. Onlar da haber almış, Türkiye’de yaşanan telaşa aileyi merkeze alarak dâhil olmuşlardı bile.

Antep ve Maraş’taki dostlarımı aradım ulaşamadım. Mesaj yazdım, haber beklerken Maraş’ta ikamet eden aziz dost Cevdet Kabakçı’nın damadı, kızı ve torununun enkaz altında olduğunun haberi ulaştı, bir süre sonra da vefat haberleri. Ölümün sıradanlaştığı büyük felaketlerden birini daha yaşıyorduk. Oturduğumuz yerden utancı ve bir şey yapamamanın ezikliğiyle.

Öğlen saatlerinde merkezi Elbistan olan ikinci bir deprem daha büyük bir yıkıma sebep oldu. İlk depremde kolonları gevşeyen ve çatlayan binaların canlı yayınlarda çöküşlerini ve enkaz hâline gelişlerini gözlemledik. O binaları yapan müteahhitlerin, inşaat mühendislerinin, ruhsat veren ve denetlemeyen belediye personelinin, yapı kullanım belgesini imza eden mühendis unvanlı kifayetsizlerin moloz yığınlarına yüzükoyun kapandıklarını gördük. Enkaz; utancı gizleyen değil, belgeleyen ve teşhir eden bir göstergeye dönüştü. Üzülerek yıkılan binaların yarısından fazlasının 1999 Deprem Yönetmenliğinin yürürlük tarihinden sonra inşa edilen ve bir kısmının daha altı ay önce teslim edilen binalar olduğunu öğrendik. Bu Türkiye gerçeği bizi şaşırttı mı? Küçük istisnalarla dünyada en çok müteahhit ruhsatını haiz ve bir o kadar da niteliksiz müteahhide sahip bir ülkede olmak ne büyük bir çelişki. Üstelik bu amele takımının amelini teşhirde de oldukça mahir olduğunu bildiklerimiz var. Kimi dairelerini Kuran kursu veya öğrenci evi olarak ayırıp zekatla da gıda ve diğer temel ihtiyaçları karşılayan cinsten. Hak yiyerek ve haram biriktirerek din-dar bir nesil yetiştirmeye ve büyük paralar karşılığı lüks mezar/tabut istihsal eden bir müteahhitlik anlayışı! Bu iki yüzlülükten kurtulmanın aracı olarak Allah’ı sahtekarlığına aracı edip kader ve alınyazısı diyerek bundan sıyrılma çabası. Doğru mühendislik ve malzeme ile aynı tarihte yapılan bina dimdik dururken; Allah’ı sahtekârlığına ortak etme yüzsüzlüğüne sığınan adamın binası, onun cezaevinde ölmesi için ‘kaderi’ olsun.

Aziz ülkemin, ülkem insanlarının yaşadıkları küçük kıyamet vaktini günahkârlıkla anlatma ahmaklığından vazgeçmeyen cahillerin cehaletlerine aldanmadan bilinmelidir ki vakit; bir olmanın, dayanışmanın, paylaşmanın ve insanca yaşamak için el ele vermenin ve acıları hissederek yaşamanın vaktidir. Ve bilinmelidir ki "Eğer Allah, insanları [hayatta] işledikleri [kötülükler]den dolayı [hemen] hesaba çekseydi, yer üzerinde tek bir canlı varlık bırakmazdı. Ama Allah, onlara [Kendisi tarafından] belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet tanır: vadeleri dolunca da [anlarlar ki] Allah kulların[ın kalplerindekin]i görmektedir" (Kuran:35/45).

Gün fırsat kovalama ve yozlaşmada öncülük etme vakti değildir. Krizden fırsat devşirmek için fırınında iki gün önce beş liraya sattığı ekmeği on dört liraya satan kişi insan suretinde bir mahluk olsa da insaniyet ve insanlıktan uzak bir şeydir (eşya). Ve sosyal medya aracılığıyla depremzedelerle alay eden, ülkesinde mazlum, mağdur, mülteci ve muhacir olan insanlarla ‘kafa bulmak’ kafasızlığını gösteren kişinin yaptıkları not edilecek ve insanlık haysiyetine, onuruna yakışmayan paylaşımları yakın gelecekte bir ibret ve utanç vesikası olarak boynuna asılacaktır.

**

Charlie Hebdo

Küstah, cahil ve kutsalı olmayan bol fareli Paris’te bir grup fobik mahlukun çıkardığı dili ve muhtevası kentin yeraltı haşeratı ile özdeş; şehirlilik kültürüne, medeni varlık ideallerine yabancı bir mevkutede deprem ve depremin sebep olduğu yıkım üzerinden Türkiye’ye sataştı. Kan ve acıya hoyratça ekmek banarak insanlığa ve insanlık ideallerine yabancı mevkutenin yazar ve çizerlerini “özgürlük ve fikirlerini açıklayan” masum (!) insanlar olarak sahip çıkanları da Paris’in yeraltı mezarlarının fareleriyle eş görme hakkımızı da fikir açıklama olarak kabul ederler mi?

Şehir yıkıntılarını çizerek/karikatürize ederek ve enkaz altında yitip giden hayatların, hayatta kalanlara yaşattığı dram ve trajediyi görmezden gelen hiçbir metin ve çizgi, fikrî ve insanî bir değer taşımaz. Bu durum dünyanın her yerinde insan onuru ve haysiyetine saldırıdır. Bu saldırının müelliflerini onursuz, haysiyetsiz ve insanlık ideallerinin düşmanları olarak lanetliyorum. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar insan ve kutsallarına saygısı olmayanları insanlık ailesinin bir parçası kabul etmediğimizin altını kalın bir çizgi ile çiziyorum.

***

Geçmiş olsun Türkiyem. Geçmiş olsun feryatları gök kubbede biriken, üşüyen, acıkan, göz yaşını gönlüne akıtan acılı kardeşlerim. Yaşasın Türkiye için el ele veren, her acıyı acısı bilen, coğrafyanın etnik ve dini aidiyetlerini gözetmeden yardım eden aziz insanlar. Selam olsun size ve rahmet olsun yitip giden canlara.