DEVLET BAHÇELİ’YE “HAİN” DİYENLER TARİH ÖNÜNDE MAHÇUP OLACAK! O, TÜRK DEVLET AKLININ KAHRAMANI OLARAK ANILACAK

Abone Ol

Değerli dostlar, değerli okuyucular,

Türkiye bugün sıradan bir siyasi tartışmanın içinde değildir. Konuşulan mesele bir parti meselesi, bir seçim hesabı ya da günübirlik polemik değildir. Konu doğrudan devletin bekası, milletin güvenliği ve terörle mücadelenin nihai sonucudur. Bu nedenle “umut hakkı” başlığı üzerinden koparılan fırtına, ya bilinçli bir çarpıtmanın ya da meseleyi kavrayamayan bir refleksin ürünüdür.

Açık ve net konuşmak gerekir: “Umut hakkı” denilen şey bir af değildir, bir teslimiyet değildir, bir pazarlık hiç değildir. Bu başlık, mutlak kapalı infaz rejimlerine dair teorik bir hukuk tartışmasıdır ve sahadaki fiilî gerçeklikten bağımsız değildir. Devlet, silah bırakmayanla hukuk konuşmaz. Devlet, kendini feshetmeyenle müzakere etmez. Devletin dili nettir: Önce silahlar gömülür, önce örgüt dağılır, önce tehdit ortadan kalkar.

Devlet Bahçeli’nin bu başlığı gündeme taşıması, duygusal bir çıkış değil; terörle mücadelenin en kritik safhasında alınmış stratejik bir devlet kararıdır. Burada hedef sözler değil, sonuçtur. Burada hedef niyet beyanları değil, geri dönülmez adımlardır. Bu hamle, örgütü çözmeye, silahı anlamsızlaştırmaya ve yıllardır bu millete ödettirilen bedeli sıfırlamaya yöneliktir.

Bugün kolayca “hain” diye bağıranlar şunu bilmelidir: Devlet aklı sokak sloganlarıyla işlemez. Devlet, risk alır. Devlet, gerektiğinde zor kararlar alır. Devlet, alkış için değil, sonuç için hareket eder. Bahçeli’nin durduğu yer tam olarak burasıdır. Bu bir konfor siyaseti değil, bedel siyaseti; bu bir popülizm değil, milli güvenlik refleksidir.

Elbette bu sürecin hassasiyetleri vardır. Şehitlerin hatırası, milletin vicdanı, devletin kırmızı çizgileri tartışma konusu yapılamaz. Tam da bu yüzden bu mesele kişiye özel bir lütuf gibi değil, devletin mutlak denetimi altında, şartlı ve sonuç odaklı bir strateji olarak ele alınmaktadır. Devletin elinde silah varken değil, silah gömüldüğünde konuşulur.

Dış aktörler üzerinden yürütülen “dayatma” söylemleri de bu çarpıtmanın bir parçasıdır. Türkiye’nin güvenlik politikaları dış başkentlerde yazılmaz. Bu devlet neyi ne zaman yapacağını, kiminle ne kadar konuşacağını ve nerede duracağını çok iyi bilir. Sahada sonuç üretmeyen hiçbir sözün, Ankara’da hükmü yoktur.

Gerçek şudur: Türkiye terörle mücadelenin askeri safhasını kazanmıştır. Şimdi mesele, bu kazanımı kalıcı güvenliğe dönüştürmektir. Kalıcı güvenlik ise ancak örgütün tamamen tasfiye edilmesiyle mümkündür. Bu hedefe hizmet eden her hamle serttir, risklidir ve bedel ister. Devlet Bahçeli bu bedeli üstlenmiştir.

Sonuçta tarih bugünün bağıranlarını değil, sonuç üretenlerini yazacaktır. Türkiye bu süreci tamamladığında, silahlar sustuğunda ve tehdit ortadan kalktığında, bugün Bahçeli’ye hain diyenler susacak; devletin yükünü sırtlayanlar konuşacaktır. O gün geldiğinde Devlet Bahçeli, günübirlik ithamlarla değil, Türk devletinin en zor döneminde sorumluluk almış bir lider olarak anılacak; millet hafızasında hain değil, kahraman olarak yerini alacaktır.

Değerli dostlar ;

Son sözüm değişmez.

Allah vatana millete zeval vermesin.

Vesselam.