Geçtiğimiz günlerde 18 yıllık faili meçhul bir dosya sümen altından cesurca sümen üstüne çıkarıldı...
Bir diğeri, Gülistan Doku cinayeti. 6 yıl önceki cinayet gün yüzüne çıktı, konuyla alakalı olduğu belirlenen Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel Tutuklandı…
Bu haberleri okuyunca bir tarafım deli heyecanlandı, diğer yarımda fena hayıflandı. Heyecanlandı çünkü kahraman bir hukuk adamı, hâkimliğinden itibaren cesurca verdiği kararlarla kendinden bahsettiren Sayın Akın Gürlek şimdide Bakanlığı sürecinde kimsenin cesaret edemediği “Faili Meçhul” cinayetleri aydınlatmak için düğmeye bastı.
Gelelim hayıflandığım tarafa.
Yıllar sonra çözülen cinayetler bir gerçeği ortaya çıkardı: İmkân var. Peki, irade, en kritik dosyalar için de var mı?
Bazı gerçekler vardır, inkâr edilemez.
18 yıl önce işlenmiş bir cinayet aydınlatılabiliyorsa, bu artık bir ihtimal değil, kanıtlanmış bir gerçektir: Devlet isterse oluyor. Bu bir başarıdır. Net. Tartışmasız. Ama her başarı, beraberinde daha büyük bir sorumluluk getirir.
Türkiye’nin yakın tarihine damga vurmuş, sadece birer olay değil adeta birer dönüm noktası olan dosyalar var:
Muhsin Yazıcıoğlu… Uğur Mumcu… Adnan Kahveci… Eşref Bitlis… Cem Ersever… Gaffar Okkan. Ve daha bunun gibi onlarcası. Bu dosyalar sıradan değil.
Bu dosyalar çözülemiyor değil. Belli ki kasıtlı olarak çözülmemiş.
Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek, ortaya koyduğunuz bu performans, Türkiye’de adalet mekanizmasının geçmişin en derin noktalarına kadar uzanabileceğini göstermiştir. Bu, önemli bir eşiktir.
Aynı irade, aynı kararlılık ve aynı şeffaflık, Türkiye’nin en kritik ve en hassas dosyaları için de gösterilecek mi?
Çünkü mesele artık teknik imkân meselesi değildir. Mesele, tercih meselesidir.
Türkiye’nin hafızasında yer etmiş, yıllardır tartışılan tüm faili meçhul dosyalar yeniden açılmalıdır. Ama bu kez gerçekten açılmalı. Eksiksiz, müdahalesiz ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde.
Bu ülkede gözümüzün içine baka baka faili meçhul cinayetler işlendi. Hem de o faili meçhuller öyle kendi halinde, evinde etliye, sütlüye dokunmayan insan cinayetleri değildi. Bu ülkenin bekası için, içimizdeki hainler ve hainliklere sessiz kalmayıp konuşan, haykıran, dönemin bilinen devletli insanlarıydı.
Bu suikastların önünün kapatılmasının Ana sebeplerinden birisi, Türkiye'nin içeride ve dışarıda yakalayacağı güç ve bağımsız bir Türkiye'nin istenmemesiydi. Buna aykırı duran kim varsa hedefe kondu, "senmisin bizim ülkenizi yıkmak için kurduğumuz oyunu bozmaya uğraşan..."
Çünkü önemli suikastların kurbanlarının, ölmeden önce kavgasını verip haykırıp söylediklerine dönüp bakarsanız, içerideki oynanan oyun ve hainlikleri haykırdıkları görülecektir.
Ve neredeyse hepsi Türkiye'nin basiretinin içeriden ve içerideki satın alınmış hainlerin eliyle nasıl, kimler tarafından yapıldığını haykırmışlardı bolca yaptıkları cinayet ve eylemlerle...
Geçmişimizdeki önemli sis perdelerinin kaldırılması yarınlarımızın güçlü, aydınlık olması açısından tabi ki çok önemliydi.
Bugün o insanlar susturulmuş olmasalardı, o süreçte gerçekten basiretli, devlet menfaatleri için uğraşan insanlar, yöneticiler olsaydı, belki biz yıllar önce savunma sanayisinde atağa kalkmış olacaktık, biz yıllar önce kendi topraklarımızdaki petrolümüzü, gazlarımızı çıkarıp, tüm dünyaya yetecek yer altı zenginliklerimizi yer üzerine çıkarıp tam bağımsız bir devletiz diye haykıracaktık…
Güneydoğu’da binlerle günahsız vatan evladı ölmemiş, büyük bir halk devletine küsmemiş olacaktı! Vs. vs. vs…
Bilmem anlatabildim mi?
O yüzden evet bu ülkede haksız yere öldürülüp sümenaltı edilen her faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı.
Ama koca bir döneme yayılmış hainlikler ve hainlerde ortaya çıkarılmalı. Çıkarılmalı ki biz yarınlarımıza bu aklanmayla gidebilelim. Çıkarılmalı ki bu toplum akla karayı görsün.
2 tane vesikalık resimle 30-35 yıl, hem de devletin neredeyse bütün İstihbarat Teşkilatları tarafından kullanıldığı, bu süreçte bir sürü şeylerin perde arkasına şahit olmuş bir adam, (Adı Mahmut Yıldırım)saklanmış, öldü denilmiş ölüsü ortada yok, dirisi ortada yok, öldüyse mezarını bilen hiç yok! Şahit oldukları sümenaltı edilmiş…
Yani diyorum ki, koca bir toplumu iki vesikalık resimle kandırma cüreti gösterenler de çıksın o sümenin altından. Çıksın ki o Mahmut Yıldırım hangi hainliklere şahit olup alet olmuş aydınlansın!
Tanık koruma programı kapsamına alınıp, yeni kimlik yeni hayat verdiyse, o sürecin kendini devlet zanneden insanları patır patır çıksın ortaya!
Çıksın ki ölüsü ya da dirisinden hesap sorulsun bazı adamlardan…
Susurluk kazasından sonra dönemin Milletvekili Sedat Edip Bucak akli dengesini kaybetti diye lanse edilerek sümen altına konulmuştu. Oysaki o Sedat Edip Bucak ile kazadan aylar sonra (7-8) Ankara Tandoğan’da bulunan kendisine ait inşaat şirketinde kendisiyle bir araya geldiğimde akli dengesi gayet yerindeydi, çay içip sohbet edebilmiştik!
Susurluk demişken, bir de kazayı yapan kamyon şoförü vardı, sahi ona ne oldu? Adam o günden sonra tıpkı diğerleri gibi ortadan kayboldu! Onu da tanık koruma programına aldılarsa ona da şaşırmam!
Susurlukla ilgili, üstü saglam kapatılan bir başka detayıda şimdilik not olarak düşelim buraya, çıkartılırda dosya sümen altından işe yarasın diye. O kaza yapan mersedesin içinde öyle sıradan insanlar yoktu! Türkiye’nin dışında da düşman devletlerinin fırsatını kolladığı insanlar vardı, örneğin Sedat Edip Bucak gittiği her yere koruma ekibiyle giderdi, diğerleri de ondan geri kalmayan insanlardı. Yani diyorum ki, kazanın olduğu günde kazayı yapan Mercedes yolda tek başınamı gidiyordu? Yok muydu önünde arkasında koruma araçları? Ya da yol bomboştu da bir tek Mersedes mi geçiyordu da kamyon şoförü nokta atışı kaza yaptı?!
Demem o ki, bir dönemimizi karartan, vatan ve devlet için hayatlarını kaybe denlerin ruhunu rahatlatma sorumluluğumuzu da göz ardı etmeyelim… (ilerleyen süreçte o dönemlerdeki bazı büyük ilizyon, yani toplumsal kandırmacaları da yüreklice haykıracağım.)