Dini cinayete alet etmek

Abone Ol

Washington Post gazetesi yazarlarından Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda kaybolmasından bu yana Riyad ve yandaşları, gerçekleri gizleyebilmek için büyük çaba sarf ediyor.

Önce tümüyle inkâr ettiler ve ünlü yazarın işlemlerini bitirip başkonsolosluktan çıktığını söylediler.

Hatta Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, Bloomberg’e verdiği röportajda, “Türkler isterlerse başkonsolosluk binasını arayabilirler” dedi.

Kaşıkçı’nın binadan çıktığını gösteren güvenlik kamerası görüntülerinin talep edilmesi üzerine de “Kameralar kayıt yapmıyordu” bahanesini ileri sürdüler.

Fakat bu yalanlara kimse inanmayınca başka bir senaryoya sarıldılar.

Yeni yalan, gerçeklerin küçük bir kısmını itiraf edip ve sorumluluğu bir başkasına yükleme üzerine kurulu.

New York Times’a göre o “günah keçisi”,Yemen’e müdahalede bulunan koalisyonun sözcüsü olarak tanıdığımız General Ahmed Asiri olacak.

Asiri’nin Kaşıkçı’yı yakalamak için sözlü yetki aldığı ancak ya bu yetkiyi yanlış anlayarak ya da yetkilerini aşarak gazeteciyi öldürdüğü ileri sürülecek.

Bu hikâyenin de elle tutulur bir yanı yok.

Mızrak çuvala sığmıyor.

Çünkü İstanbul’a gelip cinayeti işleyenler Veliaht Prens’in en yakın adamları ve bu işi kendisinden habersiz gerçekleştirmeleri mümkün değil.

Suçüstü yakalanan Riyad can havliyle çıkış yolu arıyor.

Şaşkınlık ve telaş, Suudi Arabistan medyasını da esir almış durumda.

Ne yapacaklarını bilmez bir halde sağa sola saldırdığı için fahiş hatalara imza atıyor.

Kaşıkçı’nın nişanlısını hedef tahtasına oturtan El-Arabiya televizyonu, Hatice Cengiz’in İHH’yla bağlantılı olduğunu ve İHH’nın da teröre destek verdiğini iddia eden bir haber yayınladı.

Fakat kısa süre sonra haberi yayından kaldırdı.

Çünkü El-Arabiya’ya İHH’nın Kral Selman Yardım Merkezi’yle ortak projeler gerçekleştirdiği hatırlatılmış, yayınladığı haberin dolaylı olarak Suudi Arabistan resmi yardım kuruluşunu teröre destek vermekle suçladığı uyarısı yapılmıştı.

Riyad bu arada en iyi bildiği bir şeyi daha yapıyor ve dini duyguları kullanıyor.

Mağdur rolü oynayarak kutsal mekânların hedefte olduğu algısı oluşturmaya çalışıyor.

Suudi Arabistan Genel Müftüsü Abdülaziz Âl Eş-Şeyh, son günlerdeki gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, dindarlığı, huzur ve güven ortamı, birlik ve bütünlüğü nedeniyle ülkelerinin ve yönetimlerinin “haset edildiğini” öne sürdü.

Sanki Kaşıkçı ülkelerinin başkonsolosluk binasında Veliaht Prens’in ölüm timi tarafından katledilmemiş gibi, “Bizi çekemedikleri için aleyhimizde yalan haberler yayınlıyorlar” mesajı verdi.

İslam dünyasının dört bir yanında Riyad tarafından finanse edilen yapılar da benzer açıklamalar yapmak üzere harekete geçirildi.

Makedonya’dan, Avustralya’dan, Hırvatistan’dan, Malezya’dan, Etiyopya’dan ve daha başka ülkelerden dernekler ve cemaatler “Haksız saldırılara karşı Suudi Arabistan’ın yanındayız” şeklinde bildiriler yayınlamaya başladı.

Tabii bütün bunlar ortaya çıkan gerçekler karşısında herhangi bir değer ifade etmiyor.

Mekke ve Medine’nin Suudi Arabistan sınırları içinde olması Kaşıkçı cinayetine karışanları, infaz emrini verenleri ve uygulayanları dünyada da ahirette de aklayacak değil.

Riyad-Abu Dhabi ekseninin Müslüman Kardeşler’e ve “Siyasal İslam” diye niteledikleri cemaatlere yönelik en büyük suçlamalarından biri “dini siyasete alet etmek” idi.

Suudi Arabistan’ın şu an yaptığı dini siyasete alet etmekten de öte bir şey.

Riyad’ın kutsal mekânlar üzerinden algı oluşturarak katili gizlemeye çalışması düpedüz “dini cinayete alet etmek”.

Suçsuz bir insanın vahşice katledilmesini savunmaları için “din adamlarının” devreye sokulmasına başka bir isim bulamıyorum.