Diplomasi ve “yumuşak güç” kullanımı niçin gerekli? (II)

Abone Ol

Kalathıl’ın ifadesiyle; kültürel ve tarihi değerler, kurumlar, dış politika tercihleri, ekonomi, bilim ve teknolojide gelişmişlik seviyesi, sanatta ve edebiyatta gelişmişlik gibi araçlar yumuşak gücün başvurduğu bilindik araçlardır. Bu araçlar, ABD, İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya ve hatta Avusturya tarafından bile en etkili şekillerde kullanılıyor. Dil öğrenimi gerekçesi kültür merkezleri üzerinden kültür ve sempati alanları oluşturmanın en kestirme yollarından. Amerikan, İngiliz, Fransız, İspanyol kültür merkezleri veya Goethe enstitüleri gibi kurumlar çok uzun süredir bu işi profesyonelce yapıyorlar.

Bunun yanında, mesela sinema sektörü yalnızca gelir olarak değil, kültür ihracının ve propagandanın gizli olmayan güçlü bir aracı olarak kullanılıyor. Hollywood filmlerinin gelişmişlik, vazgeçilmezlik ve direnilemezlik algısı oluşturma yanında, küresel kültürü şekillendiren bir kültür taşıyıcısı olduğu bir sır değil. Çin’in döğüş sanatları filmleri ve son dönemlerdeki tarihi filmleri üzerinden Çin’i kendi perspektifiyle dünyaya tanıtması çoğumuzun dikkatini çekmemiş olabilir.

Bu konuda çok da planlanmadan da olsa Türk dizilerinin Türkçe’yi sevdirme ve Türkiye’ye olan ilgiyi artırma gibi bir katkısının olması sevindirici bir gelişme. Bununla birlikte gönül, Türkiye’yi ve Türkleri doğru tanıtacak dizi filmlerle dünyada görünmeyi istiyor.

Yumuşak güç araçları kullanılarak haber ve bilgiyi paylaşma, bir ülkede gündemin oluşmasına katkı sağlama ve gündemi yönlendirme, ülkenin önceliklerini belirleme ve gerektiğinde kendi ülkeniz lehine kamuoyu oluşturmak gibi araçlara başvurulur. Geçmişten bu yana Türkiye’nin bütün bu bahsigeçen araçlara maruz kaldığını söylemeliyiz. Bugün ise Türkiye bütün bu araçları diğer ülkelerde ülkemiz aleyhine bilgi kirliliğini engellemek ve kendi lehine gündem oluşturmak için kullanmaya gayret ediyor.

Yetişmiş insan envanterinden haberdar olmak, eksik sahalarda insan yetiştirmek, toplam personel sayısı, bütçe vb. yumuşak gücünüzü kullanma yeterliliğinizi ve sonuçta başarınızı belirler. Şüphesiz devletler, öncelikleri ve arzu ettikleri ile sınırları arasında sıkışabilirler ve “yumuşak güç”leri çoğu kez mali güçleriyle orantılı kalır. Bunun sebebi, bu araçların kullanılması için insan, ekipman ve maddi yatırım gerektirmesidir.

Türkiye’nin “yumuşak güç” kaynaklarına bakılırsa ortak kültür, dil benzerlikleri, tarihi ortaklıklar gibi bağlarla Çin’den Avusturya sınırlarına kadar büyük avantajlara sahip olduğu görülür. Fakat Balkanlardaki çalışmalarda ulaşılan kısmi başarılar dışında bunun öteden beri optimal ölçekte kullanılabildiğini söylemek oldukça güç. Bu bölgelere, tarihi, kültürel, etnik, dil, din gibi hiç bir ortaklık taşımayan irili ufaklı birçok ülkenin şaşırtıcı bir ilgisinin olduğunu söylemeliyiz. Bu ülkelerin, Ortadoğu’dan Afrika’ya Orta Asya’dan Kafkasya’ya kadar sıcak çatışma alanlarında bile devamlılık arz eden kültür çalışmaları, STK çalışmaları ve kültür diplomasisin her aracını kullandıklarını biliyoruz.

Türkiye’ninbazı devletlerin ve örgütlerin propagandalarına karşı propaganda geliştirebilmesi,klasik diplomasiyle birlikte ilgili olduğu bölgelerde uzun vadeli ticari ve sosyo-ekonomik politikalar izlemesi ve değerler üzerine kurulu tutarlı bir çizgide devam edebilmesi asıl meselemiz olmalı.

Büyükelçiliklerimiz yanında Türkiye bu diplomasisini, TİKA ve Yunus Emre Enstitüleri üzerinden kısıtlı kaynak ve asgari personelle yürütmeye çalışırken işler çoğu kez bir kaç yalnız kahraman üzerine kalıyor. Diyanetin yurtdışı faaliyetleri Türkiye’nin İran veya Arap ülkelerinden yaklaşım farkını ortaya koyacak, ideolojik olmayan, mezhep takıntısı taşımayan, medeni ve insani bir anlayışla bütün bu bölgelerde bulunması açık bir ihtiyaç olarak görünüyor.

Bu konuda, son dönemlerin en değerli yatırımlarının TRT tarafından yapıldığını düşünüyorum. Dünyaya TRT World, Türk Dünyasına TRT Avaz, Arap âlemine TRT Arabia ile açılmayı başarmak ve bölge dillerinde yayın yaparak aleyhte propaganda yapan devlet ve örgütlere karşı cevap verebilmek, bütün bu coğrafyaya yönelik ortak kültür unsurlarına vurgu yapmak gerçekten son derece önemli adımlar.

Bugünlerin sıcak gündemi olan Afrin’e konuyu bağlarsak; bölgede yaşayan herkesin, özellikle de Kürt halkının menfaatlerinin, 1100 yıldır yan yana yaşadıkları ve bundan sonra da yaşayacakları Türk, Arap ve Farslar’la bir olduğu; kaderlerinin ortak yazıldığını anlatmak için bütün bu araçlar kullanılmalı. Bölge halklarının tarihi kaderlerindeki, kültürlerindeki ortaklık vurgusunu daha sofistike bir dille işleyebilmeliyiz. Bu yön, işin “yumuşak güç” tarafıyla daha fazla ilgili. İşin diplomasi tarafın da ise bölgede aktif olan devletlerle temasın günbegün sürdürülmesi, tezleri anlatabilmek ve ikna süreçleriyle bölgede terörün yerleşmesini engellemek hayati önem taşıyor.

Türkiye, son operasyonlarının meşru müdafaa hakkından ve terörle mücadele kapsamında uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkı olduğunu ve operasyonların Kürt halkına karşı değil, aynen DAEŞ gibi diğer güçlerin taşeron örgütü olarak kullanılan terörist gruplara karşı olduğunu bütün dünyaya öncelikle anlatmaya devam etmeli.

Haklı olmak, sonuçların sizden yana olacağı anlamını taşımıyor. Bunu idrak için, Kırım Savaşının Kırım ahalisini korumak için yapıldığını, kazanılan açık zafere rağmen, 1856 Paris Antlaşması’nın Kırım ahalisinin yarımadadan boşaltılmasının yolunu açtığını unutmayalım. İşte muhtaç olunan diplomasi ile açık kastımız bu…

Diplomasi ve “yumuşak güç” kullanımı niçin gerekli? (I)