Dirilişin muştusudur Ayasofya Camii

Abone Ol

15 asır evvel inşaa edilen Ayasofya’nın ilk adı “Ha Megala Ekklesia.” Yani, “Büyük Kilise.”

Efsanelerden bir tanesinde Hz. Ali’nin (r.a) Ayasofya’yı başparmağıyla kıble yönüne döndürmesi rivayet edilir…

İslam peygamberi (s.a.v) , İstanbul’un fethedileceğini müjdeliyordu fakat bu kudsi müjde acaba ne zaman gerçekleşecekti?…

O niyetle nice seferler yapıldı ama bu müjde ancak miladi 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle gerçekleşecekti…

Bediüzzaman bu önemli tarihsel olayı şu şekilde anlatır:

*Hem, nakl-i sahih-i kati ile,“setuftehul kostantiniyyetu feniğmel emiru emiruha veniğmelceyşu ceyşuha” deyip, İstanbul’un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih’in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş. (MEKTUBAT, 19. Mektup)

*Mekke’nin fethi, Kostantiniye’nin alınması gibi hadisattan haber vermiştir. Sanki o zâtın cesedinden tecerrüd eden ruhu, zaman ve mekânın kayıtlarını kırarak istikbalin her tarafına uçup gezmiş ve gördüğü vukuatı söylemiştir ve söylediği gibi de vukua gelmiştir. (İ. İ’CAZ)

***

Fatih, Osmanlılarda bir gelenek olarak devam eden ve asırlardır uygulanan kurala göre, şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya’yı camiye çevirmişti. İlk minaresi o zaman yapılmıştı.

Bugün bize ters gelse de o dönemin ruhuna göre, ülkeler ya seferlerle işgal edilir veya fetih edilirdi. İşgal demek yakıp yıkmak, can ve mala zarar demekti. Fetih ise, o coğrafyanın el değiştirmesi demekti. Yaşayanların canları, malları ve namusları korunurdu.

İslam’da fetihler hep böyle olur. Mekke’de böyle olmuştu, Endülüs’te de, İstanbul da böyle olmuştu.

…Ve Fatih’in hocası Akşemseddin, Cuma hutbesi okudu ve ilk Cuma namazını kıldırdı.

Fatih Sultan 1 Haziran 1453’te Ayasofya için bir vakıf kurar ve aşağıdaki vakıf senedini yazdırır:

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir.”

Bediüzzaman da Ayasofya’nın İslam dünyası için ne anlamlar taşıdığını şöyle anlatır:

*Kahraman bir milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada bir pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve antika bir yâdigârı olan Ayasofya Camii (ŞUALAR, 14.Şua)

O tarihlerde Ayasofya henüz müze değildir, Bediüzzaman’ın M. Kemal’e bundan ima yollu bahsetmesi çok manidardır. Bu konunun geçtiği yazısının bir bölümü aşağıdadır:

*Meselâ, Ayasofya Camii, ehl-i fazl ve kemalden mübarek ve muhterem zatlarla dolu olduğu bir zamanda, tek tük, sofada ve kapıda haylâz çocuklar ve serseri ahlâksızlar bulunup camiin pencerelerinin üstünde ve yakınında ecnebîlerin eğlence-perest seyircileri bulunsa, bir adam o cami içine girip ve o cemaat içine dahil olsa; eğer güzel bir sadâ ile, şirin bir tarzda, Kur’ân’dan bir aşir okusa, o vakit binler ehl-i hakikatin nazarları ona döner, hüsn-ü teveccühle, mânevî bir dua ile o adama bir sevap kazandırırlar. Yalnız haylâz çocukların ve serseri mülhidlerin ve tek tük ecnebîlerin hoşuna gitmeyecek.

Eğer o mübarek camiye ve o muazzam cemaat içine o adam girdiği vakit, süflî ve edepsizce fuhşa ait şarkıları bağırıp çağırsa, raksedip zıplasa, o vakit o haylâz çocukları güldürecek, o serseri ahlâksızları fuhşiyâta teşvik ettiği için hoşlarına gidecek ve İslâmiyet’in kusurunu görmekle mütelezziz olan ecnebîlerin istihzâkârâne tebessümlerini celb edecek. Fakat umum o muazzam ve mübarek cemaatin bütün efradından bir nazar-ı nefret ve tahkir celb edecektir. Esfel-i sâfilîne sukut derecesinde nazarlarında alçak görünecektir. (MEKTUBAT, 29. Mektup, 6. Risale olan 6. kısım, 1. desise)

***

1930 yılına gelindiğinde Ayasofya, Cumhurbaşkanı olan M. Kemal’in emriyle restorasyon çalışmaları nedeniyle 1935 yılın kadar halka kapatılır. Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla artık müzeye çevrilir. 1 Şubat 1935’te ziyarete açılan müzeyi M. Kemal, 6 Şubat 1935 tarihinde ziyaret eder.

Bediüzzaman, ezanın asli şekline döndürülmesi ve Ayasofya’nın tekrardan eski hali olan camiye çevrilmesi için ölünceye kadar bu yeni dönemde de teşviklerde bulunmuştur:

*…Ezan-ı Muhammedî’nin (asm) neşriyle demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi; Ayasofya’yı, beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek ve halen İslâm’da çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm’ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, yirmi sekiz sene mahkemelerin muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraetine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestîsini dindar demokratlar ilân etmeli ve bu yaraya bir nevi merhem vurmalıdırlar. O vakit âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zalimane kabahatları onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zâtların hatırları için, otuz beş seneden beri terkettiğim siyasete bir-iki saat baktım ve bunu yazdım. (E.LAHİKASI)

Ancak Türkiye çok partili sisteme rağmen uzun yıllar vesayetler altında kalmıştır. Ülkemizde son yıllarda vesayetler tek tek kırılmaktadır.

Umarız ki kırılan bu vesayetler Ayasofya’nın tekrardan asli haline döndürülmesiyle taçlandırılacaktır.

Ve İstanbul’u fetheden asker ne kadar şanlı ise Ayasofya’yı da tekrar camiye çevirebilecek siyasal iktidar o kadar şanlı olarak tarihe geçecektir.

Kutlu dirilişin işaretlerindendir Ayasofya’nın yeniden camii olarak ibadete açılması…

Vakti gelince eminiz ki bunu göreceğiz… İnşaallah…