Siyaset dünyasında zaman zaman öyle söylemlerle karşılaşırız ki, arkasındaki zihniyet kodlarını okuduğunuzda dehşete düşmemek elde değildir. Yeni parti genel başkanı Özgür Özel’in dile getirdiği bir iddia var: Türkiye’nin demokratik ve kurumsal gelenekten uzaklaştığını öne sürerek, kendi yönetimlerinde sağlanacak "demokratik ortamın" dış politikaya olumlu yansıyacağını savunuyor. Hatta hızını alamayıp, "Demokratik bir Türkiye, Avrupa ve Akdeniz için de daha güvenilir bir ortak olacaktır" diyerek meseleyi uluslararası alana taşıyor.
Şimdi sormak lazım: Sayın Özel, Türkiye’de eksik olduğunu iddia ettiğiniz ve dış politikaya yansımadığını savunduğunuz o "demokratik ortam" tam olarak nedir? Ve daha da önemlisi, dış politikada "demokrasi" veya "güvenilirlik" Batı’nın gözlükleriyle bakılarak mı tanımlanır?
Bir devletin dış politikadaki gücü ve meşruiyeti, başka başkentlerin veya uluslararası kulüplerin dağıttığı "demokrasi karnelerinden" değil; millî çıkarlarını kararlılıkla korumasından, bağımsız karar alabilme iradesinden ve doğrudan milletinden aldığı güçten gelir.
Avrupa’nın veya Batı’nın vizyonuna uyum sağlamayı "güvenilir ortaklık" olarak sunmak, en hafif tabiriyle tam bir teslimiyetçiliktir. Kendi ülkesinin kurumlarını ve egemenlik haklarını sürekli olarak yabancı odakların muhataplığı üzerinden meşrulaştırmaya çalışmak, bu milletin köklü devlet geleneğine yapılmış büyük bir haksızlıktır. Batı’ya "Sizin istediğiniz standartlara geleceğiz, yeter ki bize onay verin" mesajı taşımak, tarih boyunca bağımsızlığıyla var olmuş bir devletin siyasetçisine asla yakışmayan bir aşağılık kompleksinin tezahürüdür.
Avrupa’nın veya Akdeniz’deki aktörlerin Türkiye’yi "güvenilir" bulmasının kriteri çoğu zaman bellidir: Kendi jeopolitik emellerine direnmeyen, Ege’de, Doğu Akdeniz’de veya sınır ötesi güvenlik hatlarında kendi haklarını savunurken pasif kalan bir Türkiye! Eğer "demokratik dış politika" anlayışınız, Batı’nın çıkarlarıyla çatışmamak ve onların onayını almak anlamına geliyorsa, burada adı konmamış bir vesayet özlemi var demektir.
Türkiye Cumhuriyeti, dış politikasını Brüksel’in ya da Washington’ın takdirine göre değil, Ankara merkezli millî menfaatlerine göre çizer. Kendi ülkesinin devlet yapısını ve dış politikasını Batı’ya şirin görünme malzemesi yapmak, demokrasiyi savunmak değil; millî iradeyi ve devletin vakarını uluslararası dengelerin pazarlık masasına yatırmaktır.