DÖRT DENİZ GİRİŞİMİ VE TÜRKİYE-I

Abone Ol

İsrail’in Filistin’e karşı başlattığı 7 Ekim saldırılarından sonra Orta Doğu’da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı herkesin malumu olan bir konu haline gelmiş durumdadır.

Uzun yıllardır Filistinli kardeşlerimiz üzerinde baskı ve zulmü her geçen saniye artıran İsrail dünya kamuoyunun önünde giriştiği haksızlıklara her an bir yenisini ekleyerek hayatına devam etmektedir.

Çocuk, kadın, genç, yaşlı ve engelli ayrımı yapmadan insanların üzerlerine bomba yağdırmaya devam eden İsrail askeri güçlerine bir de Yahudi yerleşimciler eklendiğinde Filistinli kardeşlerimiz için mücadele edecekleri alan daha da artmış olmaktadır.

Bir tarafta Filistin diğer tarafta ise İran üzerinde oynanan oyunların ardı arkası kesilmeden artmakta ve bu artış bölgede yeni güçlerin oluşumunun da önü açılmaktadır.

Yeni güçlerin oluşum zemini ile birlikte Orta Doğu’da yaşanan güç mücadelesi bölgede ki tüm ekonomi politikalarının yeniden oluşturulması zorunluluğunu ortaya koymuş oldu.

Girişilen bu mücadeleden sonra bölge ülkeleri dost ve düşman bildikleri ülkeleri yeniden düşünmek zorunda kalmışlardır.

Eski dostlar yeni düşman; yeni düşmanlar ise eski dost konumunda olabileceği için aradaki ayrımın çok kesin çizgilerle ortaya konulması bölge ülkeleri için bir zorunluluk konumuna gelmiştir.

Bölgenin yeni ekonomi politiğinin oluşmasındaki en büyük sebep dünyanın en önde gelen petrol üreticisi konumundaki ülkelerin savaş döneminde yaşanan Hürmüz Boğazı gerginliğinden ötürü ürettikleri petrolü satamaması dolayısıyla girdikleri ekonomik bunalımdır.

Düşünün her gün milyonlarca varil petrol üretiyorsunuz ama bu petrolü satamıyorsunuz.

Bölgede ki gerginlik sadece bölge ülkelerini değil dünyanın en büyük ekonomilerini bile derinden etkilemiş durumdadır.

Öyle ki enerji maliyetlerindeki artış sebebiyle Çin bile birçok üretim konusunda çok ciddi aksamalar yaşamıştır.

Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaşın devam etmesine ek olarak Orta Doğu’da direkt enerji maliyetlerini artıran İran-İsrail-ABD savaşı Avrupa Birliği ülkelerini de çok ama çok derinden etkilemiştir.

Enflasyon olgusuna yabancı olan Avrupa ülkelerinin birçoğu ciddi enerji maliyeti artışıyla karşı karşıya kalmış buna ek olarak karşılaşılan doğalgaz ve petrol sıkıntısı ülkelerin içinden çıkamayacağı bir halin oluşmasına sebep olmuştur.

Diğer taraftan savaşın tarafı olan ABD savaşın büyük maliyetleri sonucunda enflasyon etkisiyle karşı karşıya kalarak birçok ekonomi politikasında ciddi değişiklikler yapma yoluna gitmiştir.

Savaşın bu ekonomik sonuçları Orta Doğu’da ortaya konan güç mücadelesinde birtakım planların ve girişimlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Bu plan ve girişimlerden en önemlisi etkilediği ülkelerin sayısı, bölgede bulunan ülkelerin ekonomik yönelimlerinin nereye gittiğini belirlemesi ve ciddi siyasi etkileri anlamında Dört Deniz Girişimi olarak adlandırılan girişim olarak karşımızda durmaktadır.

Dört Deniz Girişimi adı verilen projenin tarihi gelişimine baktığımızda 2017 yılında yapılan G20 Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı konuşmasında özellikle altını çizdiği Üç Deniz Girişimi yaklaşımıyla ilk defa duyulduğunu ifade edebiliriz.

Üç Deniz Girişiminde amaç Rusya’nın Avrupa’yı olumsuz etkilemesinin önüne geçilmesi durumu vardır.

Bunu yapabilmek içinde Adriyatik, Baltık ve Karadeniz çizgisinde bulunan 12 ülkenin bir araya getirilmesi bulunmaktadır.