Dubai’de bir heykelin bana anlattıkları

Abone Ol

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) turizm şehri Dubai’de televizyon içerikleri fuarına 4 yıl aradan sonra yeniden gelmek nasip oldu. İstanbul Ticaret Odası olarak milli katılım sağladığımız fuarın bu sene 5.si düzenleniyor. Fuara 15 Türk firması katılıyor. Türk dizilerinin estirdiği rüzgarla diğer yapım türleri de pazarda yerini alıyor. Özellikle animasyon sektöründe iyi gelişmeler var.

Birleşik Arap Emirlikleri, petrol imkanını en başarılı bir şekilde ekonomiye dönüştüren ülkelerin başında geliyor. Bu zenginliği başkent Abu Dabi ve Dubai’de yakından gözlemleme imkanı buldum. Daha önce kitap fuarı ve Expo nedeniyle Abu Dabi’ye gitmiş, başkentin sembol eseri Şeyh Zaid Camii'ni ziyaret etmiştim. Burası camiden çok bir külliye, müze havasında bir mekan... Türk mimarisi de dahil olmak üzere İslam mimarlığının farklı örneklerinden esinlenerek yapılmış. Uzaktan bakınca da bir tepe üzerine kurulmuş çölde bir inci gibi görünüyor.

Dubai, alışveriş ve eğlence üzerine markalaşmış bir şehir. Dünyanın en lüks markalarını almak üzere dünyanın en yüksek binası Burç Halife’nin eteklerinde bulunan Dubai Mall tıklım tıklım dolu. Dünyanın her yerinden gelen fazla kazananlar, burada harcama yapma yarışına girmişler. Bir ellerinde telefon, diğer ellerinde kredi kartı dünya umurlarında değil...

Ümmetin hal-i pür-melalini düşündüm de içimi bir garip hüzün kapladı. Filistin, Gazze, Sudan, Doğu Türkistan… Bir tarafta Dubai’deki ışıklı rengarenk gökdelenler, diğer tarafta yok edilmiş şehir ve acından ölen insanlar… Çıkamadım işin içinden... Kafam karıştı, huzurum kaçtı ama kimin umurunda!

Alışveriş merkezinde insanlara baktım; mekanlar mı insanlara ruh veriyor yoksa insanlar mı mekanlara bir neticeye varamadım. Semiz insanlar, aşırı şık kıyafetlerle adeta defile yapıyorlar. Para insanları bu kadar öz güvenli yapar mı? Ataların dediği gibi zengin yolunu dağdan aşırırken yoksul düz ovada yolunu mu şaşırıyor. İçimden şöyle haykırmak geldi “Hey gidi yalan dünya. Sultan Süleyman’a kalmayan dünya size mi kalacak? Varın biraz daha oyalanın.”

Akşam yemeği için Burç Halife binasının karşısındaki bir Türk lokantasına düştü yolumuz. Doğum günü kutlamalarının yapıldığı, sanatçılı ve oldukça gösterişli bir mekanmış... Oturduğumuz masanın karşısında bronzdan çıplak bir orangutan heykeli var. Çıplak orangutanın ağzında düdük, kafasında huni şapkası ve şişmiş göbeğiyle partiye gidiyor. Aslında bu heykel, arkasındaki dünyanın en yüksek binası ve lokantada yemek yiyen zevata ironik bir gönderme yapıyor. Benim AVM’de yürürken yaşadığım çelişki yumağını çok güzel şekilde özetlemiş: Gururlanma ey insanoğlu! Bu dünyaya çıplak geldin, yine çıplak gideceksin. Son mekanında nasibin varsa iki metre bezin, iki metre yerin olacak.

Dubai’nin zengin-gösterişli ortamlarında böyle duygular yaşadım. Bilmiyorum diğerleri de benim yaşadıklarımı hissettiler mi? Pek sanmıyorum. Yüzlerde, edalarda, tavırlarda, “Bu dünyaya bir daha mı geleceğiz. Yiyelim, içelim, giyinelim, süslenelim!” çabası gördüm.

BAE, 1971 yılında kurulmuş bir devlet. “54 yılda dünyanın en zengin marka ülkelerinden biri haline gelmek hangi aklın ürünüdür?” diye merak ediyor insan...