Dünya patlamak üzere; panik yok, teyakkuz var inşaallah

Abone Ol

Cenab-ı Allah, dünyaya vaziyet etme görevini son seferde gavurlara verdi; ama onlar başaramadılar, ellerine yüzlerine bulaştırdılar. İnsanoğlunun son iki yüz yılı adaletin değil, zulmün çağı oldu. Dünya sıkıştı.

Afrika’yı, Güney Amerika’yı, Güneydoğu Asya’yı talan ettiler. Öldürdüler, zincire vurdular, gasp ettiler, zapt ettiler. Doymak bilmediler. Zulümde birbirleriyle yarıştılar.

Cenab-ı Allah’ın ilham ettiği tüm alet edevatı bu yolda harcadılar. İlim öldürmek için birinci silah oldu, teknoloji en çok katletmeye adandı.

Sonra güya geri çekildiler. Güya durulmak istediler. Fakat hala doymak bilmiyorlardı. Akıl nimetini türlü şeytanlıklar için tasarruf etmeyi sürdürdüler. Çekildikleri yerlerde tesis ettikleri bütün bir nizam, amaçlarına uygun şekilde, fesat biriktirmekten başka bir işe yaramadı.

“Fakir” ve “zengin” kavramlarını paraya endekslediler; yedikçe yediler, şiştikçe şiştiler.

Bu hırsla elbette ki kendi aralarında da bir türlü anlaşamayacaklardı. Dünya sadece 30 yıl içinde iki büyük savaşa sahne oldu. İnsan hiç ölmediği kadar çok öldü, hiç öldürmediği kadar çok öldürdü.

Ders almış gibi yaptılar. İcat ettikleri uluslararası örgütlerle daimi barışı ideal edindiklerine inandırmaya çalıştılar. Oysa dünyayı ikiye bölmüşlerdi, zulümde yarışa devam ediyorlardı. Dünyanın bir ucundaki gariban bir çiftçi, dünyanın öbür ucundaki gariban bir kunduracının konjonktürel stratejik düşmanı oldu.

“Sovyetlerin dağılmasıyla” girdiğimiz yeni dönemde de değişen bir şey yok. Yukarıda aşağıda, sağda solda deprem deprem üstüne. Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu tepetaklak; Güney Amerika ve tabii ki Afrika tepetaklak. Avrupalılar “mülteci”, “işçi”, “göçmen”, “vatandaş” kavramlarını bir türlü tanımlayamıyor. Yeni saldırılar yeni savunmaları, yeni vahşi saldırılar yeni vahşi savunmaları doğuruyor. Paraya dayadıkları iktisadi sistemleri çatırdıyor. “Kanun, eşittir, adalet” sandıkları için hayal kırıklıkları büyüyor. Olmuyor. Olmuyor.

Kangren şiddetini artırıyor.

***

Dünya sıkıştı. Allah biliyor ya, yakında çok büyük sarsıntılara şahit olacağız. Şimdiye kadarkilerle kıyas dahi kabul etmeyecek büyüklükteki sınır hareketleri, göçler, sosyal krizler yaşayacağız. Haritalar değişecek. İnsanlar da değişecek. Yepyeni iktisadi sistemler, yepyeni hukuki yaklaşımlar, yepyeni “devlet”, “ülke”, “millet” tanımları göreceğiz. Uluslararası ilişkiler, şu an hayalimize dahi gelemeyen yeni önerilere sahne olacak. Bir kez daha zulüm çağı, yerini adalet çağına bırakacak. Belki on sene, belki yirmi sene, belki de elli sene sonra… ama olacak.

Hiçbir şey, ama hiçbir şey bizi ümitsizliğe sevk edemez. Yaşadığımız devri dünya tarihinin en önemli devri, yaşadığımız olayları insanlık tarihinin en önemli olayları sanmadığımız müddetçe bunu başarabiliriz. Bir kırılmanın orta yerinde olduğumuz doğrudur. Belki de son iki yüz yılın en büyük kırılmasıdır bu. Dua ederiz, ilahi adalet için yalvarırız, yeri gelir tüm sorumluluğu da üstlenerek “Allah’ım bizi bu işe memur kıl” deriz. Cenab-ı Allah verir, ya da vermez. Dünyanın patlamak üzere olduğu şu devirde yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla, söylediklerimizle ve söylemediklerimizle bizden sonrakileri utandırmayalım, hatta mümkünse bizim için “Allah razı olsun” diyecekleri amellerle göçüp gidelim; kafi inşaallah.

Gökgürültüsü ürkütüyor, evet. Şimşekler gözlerimizi alıyor. Amma büyük rahmet yağdı yağacak; yarın, öbür gün, ya da elli sene sonra… ne fark eder?