DÜŞTÜĞÜN YERDEN KALKMAK

Abone Ol

İnsanoğlunun yeryüzü serüveni, inişleri ve çıkışlarıyla, düşüşleri ve kalkışlarıyla örülü uzun bir yolculuktur.

Bu yolculukta hiç sendelemeden, hiç tökezlemeden menzile varan tek bir yolcu gösterilemez.

Zira hayat, pürüzsüz bir zemin değil; taşıyla toprağıyla, çukuruyla tümseğiyle imtihan dolu bir güzergâhtır.

Kimi zaman bir fırtına yakalar bizi yolun ortasında, kimi zaman beklenmedik bir uçurum çıkar karşımıza.

Sıkıntılar, dertler, problemler; bunlar hayatın arızaları değil, bizzat hayatın kendisidir.

Kâh bir hastalık, kâh bir kayıp, kâh bir hayal kırıklığı; her biri kapımızı habersiz çalar.

Mesele düşmemek değildir; çünkü düşmek, yürüyen herkesin kaderidir.

Asıl mesele, düştüğün yerden tekrar kalkabilmek, silkinip yeniden yola koyulabilmektir.

Yere serilen pehlivan değil, minderde kalan pehlivan mağlup sayılır.

Tohum toprağa düşmeden filiz veremez; insan da düşüşlerinden güç devşirmeden kemale eremez.

Nice ağaç vardır ki fırtınada eğilir, kırılmaz; rüzgâr dindiğinde yeniden doğrulur ve göğe uzanır.

İnsanın da fıtratında bu vardır: eğilmek ama kırılmamak, sarsılmak ama savrulmamak.

Sıkıntı yaşamamak değildir marifet; marifet, o sıkıntıyı aşabilecek bir iradeyi ortaya koyabilmektir.

Modern çağ, bize konforu mukaddes bir hedef gibi sunuyor; sıkıntısız, dertsiz, pürüzsüz bir hayat vaat ediyor.

Oysa bu vaat, insanı zayıflatan, iradesini törpüleyen büyük bir aldatmacadan ibarettir.

Zorluklardan kaçan insan, aslında kendi kemalinden, kendi inşasından kaçmaktadır.

Zira çelik ateşte su verilerek sertleşir; insan da imtihan ateşinde pişerek olgunlaşır.

Bizim irfan geleneğimiz, düşmeyi ayıp saymaz; ayıp olan, düştüğü yerde kalmayı kabullenmektir.

Her düşüş, doğru okunduğunda bir derstir; her sıkıntı, sabırla karşılandığında bir basamaktır.

Sabır, pasif bir bekleyiş değil; ayağa kalkmak için toplanan aktif bir kuvvettir.

Karanlık gecelerin ardından şafağın sökmesi gibi, her darlığın ardında bir ferahlık saklıdır.

Önemli olan, o şafağa olan inancı yitirmemek, karanlığın ortasında dahi nura yürüyebilmektir.

Gemisini fırtınada terk eden kaptan değil, dümene sımsıkı sarılan kaptan limana ulaşır.

Hayata tutunmanın en sağlam noktası da burasıdır: yıkılmayan bir umut, bükülmeyen bir irade, tükenmez bir azim.

Düştüğünde toprağı avuçlayıp kalkan insan, o topraktan aldığı güçle daha dirayetli yürür.

İşnsanın kıymeti, hiç düşmemesiyle değil, her düşüşünden sonra nasıl kalktığıyla ölçülür.