Siyasette iki şey tehlikelidir:
Biri belgeye dayanmayan iddia.
Diğeri geri adım atmayı gurur meselesi yapmak.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel son haftalarda kürsü kürsü dolaştı.
İsmini, tarihini, takvimini vererek konuştu.
“Şu tarihte açıklayacağım.” dedi.
“Süre veriyorum.” dedi.
“Meydan okuyorum.” dedi.
Hedefte kim vardı?
Akın Gürlek.
İddia neydi?
Mal varlığına ilişkin büyük bir şaibe.
Siyasette bu cümle kurulduğu an artık geri dönüş yoktur.
Ya belgen vardır…
Ya da duvara toslarsın.
Günler geçti.
Takvimler yaprak döktü.
Verilen süreler doldu.
Ama ortada tek bir resmi belge yok.
Tek bir somut doküman yok.
Savcılığa verilmiş bir dosya yok.
Meclis’e sunulmuş bir önerge yok.
Kamuoyuna açıklanmış bir tapu kaydı yok.
Peki ne var?
Meydan okuma var.
Sert cümleler var.
Yüksek ton var.
Ama içi dolmayan bir iddia var.
Bu tablo siyasetin en zayıf anıdır.
Çünkü siyaset, dedikodu kürsüsü değildir.
Siyaset, belge işidir.
Eğer bir bakan hakkında mal varlığına ilişkin ciddi bir itham ortaya atıyorsanız, bunun yolu bellidir:
Ya savcılığa gidersiniz,
Ya Meclis’te soruşturma talep edersiniz,
Ya da kamuoyunun önüne evrak koyarsınız.
Hiçbiri yapılmadı.
Şimdi asıl soru şu:
Sayın Özel’i kim yanılttı?
Kulağına kim ne fısıldadı?
Hangi “kaynak” ona bu kadar kesin konuşma cesareti verdi?
Kim “dosya hazır” dedi?
Siyaset liderliği, duyduğunu tekrar etmek değildir.
Siyaset liderliği, doğrulamadan kürsüye çıkmamaktır.
Eğer ortada belge yoksa, iki ihtimal var:
Ya bilgi yanlış.
Ya da lider, kontrol etmeden konuştu.
İki ihtimal de ağırdır.
Türkiye’de siyaset zaten yüksek tansiyonlu.
Ekonomi konuşulması gerekirken,
Dış politika konuşulması gerekirken,
Deprem güvenliği konuşulması gerekirken…
Günlerce bir “mal varlığı bombası” beklentisi üretildi.
Sonuç?
Koca bir sessizlik.
Ve bu sessizlik en çok iddia sahibine zarar verir.
Muhalefet elbette denetler.
Soru sorar.
Sert eleştirir.
Ama bir çizgi vardır: İddia ile ispat arasındaki çizgi.
O çizgi aşılırsa, siyaset güven kaybeder.
Şimdi Sayın Özel’in yapması gereken çok basit:
Ya elindeki belgeyi açıklamak.
Ya da kamuoyuna dönüp “yanıltıldım” demek.
Çünkü liderlik, hata yapmamak değildir.
Hata yaptığında sorumluluk almaktır.
Aksi halde bu tablo şunu gösterir:
Yüksek sesle konuşmak, haklı olmak anlamına gelmez.
Takvim vermek, dosya sahibi olmak demek değildir.
Meydan okumak, gerçeği garanti etmez.
Ve siyaset, duvara tosladığında en çok güven kaybeder.
Top şimdi Sayın Özel’de.
Belge mi?
Yoksa özür mü?