Elli yılın sessiz muhasebesi

Abone Ol

Bugün elli yaşı geride bıraktım.
Bu dünyada yarım asrı tamamladım.
Ne bir zafer çığlığı atıyorum ne de geçmişe dönüp kendimi alkışlıyorum. Sadece duruyorum. Nefes alıyorum. Ve ilk kez bu kadar sakin bakıyorum arkama.

Hayat bana şunu öğretti: İnsan, en çok gürültüden uzaklaştığında kendini duyar.
Bugün duyduğum şey; büyük hayaller değil, küçük gerçekler.

Güzel bir ailem var.
Eşim, çocuklarım, kedilerim…
Bir evin içinde çoğu zaman kelimelere bile ihtiyaç duymadan anlaşabildiğim bir hayat.
Artık çok şey istemiyorum.
Huzurum bozulmasın, ağzımızın tadı kaçmasın…
Gerisi gerçekten teferruat.

Pişmanlıklarım var mı?
Hem de çok.
Ama içlerinde biri var ki hepsinden ağır, hepsinden yakıcı:
Aileme yaptığım haksızlıklar.

Hayatın telaşı, geçim kaygısı, öfke, yorgunluk, yanlış öncelikler…
Bazen en güvende sandığımız insanları incitiyoruz.
“Nasıl olsa anlarlar” dediğimiz yerden en derin yaraları açıyoruz.
Ben de yaptım.
En büyük yanlışı, en çok sevdiklerime karşı yaptım.

Bu satırların tam ortasından, hayatımın en zor günlerinde beni ayakta tutan kadına bir selam göndermek istiyorum.
Sevgili eşim Didem’e…

Öyle günler yaşadık ki…
İşsiz kaldık.
Parasız kaldık.
Bu bir edebiyat cümlesi değil, süslenmiş bir hatıra hiç değil.
Gerçekten bir soğanı kırıp yediğimiz günler oldu.

Cebimizde para yoktu.. Patlamış kredi kartları birikmiş kira borçları..
Ama ne yaptık biliyor musunuz?..
Sırt sırta verdik ve hallettik..

Beraber sokak sokak dolaştık.
Anketörlük yaptık.
Çocuğumuza mama parasını bez parasını taştan çıkarttık birlikte..

O günlerde etrafımda kalabalıklar yoktu.
Telefonumun belki günlerce belki haftalarca çalmadığı olurdu..
Çalışıyor mu diye kontrol etmek için birbirimizi arardık…

Ne yüksek sesle konuşanlar, ne akıl verenler…
Sadece Didem vardı yanımda.

Yorulduğumda sırtımı dayadığım…
Umudum bittiğinde “bir yol daha var” diyen…
Beni, ben olmaktan vazgeçmeden taşıyan bir kadın.

Ve ben…
Buna rağmen onu kırdım.
Haksızlıklar yaptım.
Bugün dönüp baktığımda en ağır yüküm, ona karşı eksik kaldığım anlar.
Bu pişmanlık benimle bir ömür yürüyecek, biliyorum.
Ama en azından artık inkâr etmiyorum.
Kabul ediyorum.
Ve şükranla eğiliyorum.

VE..
Siyasi kavgalar…
Yıllarca birbirimizi yediğimiz, kelimeleri mermiye çevirdiğimiz tartışmalar…
Bugün açıkça söylüyorum: Kimseye faydası olmadı.

Sadece dostluklar bitti, insanlar kırıldı.
Günün sonunda siyasetçiler hep kazandı; biz hep kaybettik.

Bana çok haksızlıklar yapıldı.
İtibar suikastleri yaşadım.
Adım, hak etmediğim yerlere taşındı.
Ama elli yaş bana şunu öğretti:
Taşınacak her yük, insanı biraz daha yere yaklaştırıyor.

Bugün hepsini bırakıyorum.
Hepsini affediyorum.
Çünkü affetmek; güçlü olmak değil, artık yorulmak istememektir.

Elli yılın bana bıraktığı en büyük ders şu oldu:
En büyük zenginlik, akşam eve döndüğünde kapıyı açacak bir yüzün olmasıdır.
En büyük başarı, başını yastığa koyduğunda vicdanının susmasıdır.

Bugün yeni bir hayat kurmuyorum.
Sadece hayatımı sadeleştiriyorum.
Daha az öfke, daha çok şükür…
Daha az kavga, daha çok sessizlik…

Allah kalan ömrümüzde huzurumuzu eksiltmesin.
Ağzımızın tadını kaçıracak insanlardan, sözlerden ve hırslardan uzak tutsun.
Gerisi gerçekten mühim değil.

Nice sakin, ağırbaşlı ve vicdanlı yıllara…