Krizler fırsat ve maliyet gibi iki olgu etrafında değerlendirilir. Sisli ortam olarak tanımlanan krizler hem fırsatı hem de maliyeti içinde barındırır. Ülkeler eğer doğru politikalarla krize yaklaşır ve panik oluşmadan güveni sağlarsa diğer aktörlerin önüne geçer. Küresel Finans Krizine bu açıdan yaklaşıldığında kriz Batı dünyası için felaket getirmiş ancak Çin için fırsatlar ortaya çıkarmıştı. Çin ihracatını düşük maliyet ve güçlü finans sistemiyle artırmış ve Batılı ülkelerin zayıf konumlarından yararlanmıştı. Böylesi bir durum Kovid-19 olarak isimlendirilen krizler silsilesinde de meydana geldi. Ukrayna Savaşı ise Çinlilerin krizlerle mücadelede örnek bir model yarattığı gerçeğini öne çıkardı. Siyasi istikrarla birleşen finansal sistemin dış dünyaya kapalı yapısı Çin’i krizlerin dışında tuttu. Mevcut olay örgüsü içerisinde krizleri fırsata çevirebilen farklı bir örnek var. Bu örnek Türkiye şeklinde beliriyor. Kovid-19 sürecinde ve Ukrayna Savaşında benimsediği politikalarla Türkiye imalat sanayinde, turizmde, savunma sanayinde ve dış ticarette son yüzyılın rekorlarını altüst etti. Günümüzde tecrübe edilen İran-İsrail-ABD savaşı da geçmiş dönem politikaların bir yansıması şeklinde Türkiye’nin önünde yer alıyor. Enerji arzında yaşanan krizler silsilesi, Hürmüz Boğazının kapalı konumu ve fiyatlarda yaşanan şok dalgaları dünyayı derinden etkiliyor. Vietnam ve Tayland benzin tedarikini sürdüremezken kamu personellerini izne gönderiyor. Avrupa ise enerji hırsızlıklarıyla mücadele ediyor.
Çatışmanın başlamasıyla birlikte enerji fiyatlarındaki artışlar Türkiye’de kısmen kamu vergileri üzerinden finanse edildi. Herhangi bir enerji yokluğu yaşanmazken dünyanın farklı ülkelerinden benzin kıtlıkları haberleri geliyor. Doğalgaz fiyatları ise Ukrayna Savaşında olduğu gibi artışına devam ediyor. Böylesi bir dönemde analiz edilmesi gerekenin ne olduğu meselesi önem kazanıyor. Önem kazanan mesele Türkiye’nin son çeyrek asırda enerji arz güvenliğinde ortaya koyduğu uzun vadeli politikalar. Türkiye enerji tedarikinde çeşitlendirmeye giderken enerji ithal ettiği ülkelerle ilişkilerini geliştirdi. Enerji nakit hatlarıyla da döşenen tüm ülke Türkiye’yi enerji naklinde kilit bir aktöre dönüştürdü. Nükleer enerji tesislerinin de yapımına devam edilmesi enerji politikalarında Türkiye’nin kararlığına işaret ediyor. Mevcut duruma dünyanın en başarılı ekonomik birliği olan Avrupa Birliği (AB) gözünden bakıldığında ise tam bir başarısızlık örneği ortaya çıkıyor. Birlik Ukrayna Savaşıyla birlikte ciddi enerji kriziyle karşı karşıya kaldı. Ancak sol partilerin yönettiği AB gerekli aksiyonları alamadı. İran Savaşında da benzer bir durum meydana geldi. AB sadece olaylardan etkilenen taraf olarak kalıyor. Enerji ithalatında Körfez ülkelerinin bir opsiyon olarak tercih edilememesi birlik genelinde benzin sıkıntısının baş gösterme tehlikesini ortaya çıkarıyor. Bu durum eğer bir realiteye dönüşürse orduların hareket kabiliyetinden üretime kadar kıtayı felç edebilir. Siyasi elitler ise önlem almak bir yana dursun enerji politikasında nükleer tesisleri kapatmaya devam ediyor. Sonuç olarak AB enerji politikalarında yanlış tercihlerde sol partiler nedeniyle ısrar ederken Türkiye tarihin doğru noktasında durarak hayati bir krizin önüne geçiyor.