☰
✕

ERDOĞAN ATEŞ ÇEMBERİNDE YÜRÜRKEN, SİZ NE YAPIYORDUNUZ?

Abone Ol

Türkiye sıradan günlerden geçmiyor.

Dışarıda savaşlar, bölgesel hesaplaşmalar, ekonomik mücadeleler, Türkiye’yi çevreleyen jeopolitik tehditler…

İçeride hayat pahalılığı, ekonomik sıkıntılar, terörle mücadele, siyasi gerilimler ve toplumsal beklentiler…

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bütün bu ateş çemberinin ortasında, içeride ve dışarıda hassas dengeleri gözeterek devletin ve milletin yükünü omuzlamaya çalışırken; siyasette, bürokraside veya devlet çevresinde bulunan bazı insanların kendi kişisel bekalarının ve servetlerinin peşine düşmüş olmalarını anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Hele bir de son dönemde tartışılan fonlar üzerinden üç-beş ay gibi akıl almaz derecede kısa sürelerde servetine servet katmaya çalışanlar varsa, onlara sormak gerekiyor:

Siz ne yapıyordunuz?

Hiç mi düşünmediniz?

Hiç mi aklınıza gelmedi?

Milyonlarca liranın birkaç ay içerisinde katlandığı, bazı fonların ve hisselerin olağan ekonomik ölçülerle açıklanması giderek zorlaşan kazançlar ürettiği bir sistemin bir gün duvara çarpabileceğini hiç mi hesap etmediniz?

Daha önemlisi:

Bunun bir kumpas olabileceği ihtimali hiç mi aklınıza gelmedi?

Ben bugün kesin hüküm vermiyorum. Kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verir. Kimin hangi işlemi yaptığı, hangi bilgiyi kullandığı, kimin kimlerle irtibat kurduğu soruşturma ve yargılama sonucunda ortaya çıkar.

Ama siyasi akıl başka bir şeydir.

Devlet sorumluluğu başka bir şeydir.

Bir siyasetçi veya üst düzey bürokrat, önüne konulan paranın sadece miktarına bakamaz. O paranın nereden geldiğini, neden bu kadar hızlı çoğaldığını ve yarın patladığında kimin üzerine yıkılacağını da düşünmek zorundadır.

Çünkü siz sıradan bir yatırımcı değilsiniz.

Sizin yaptığınız iş sadece sizi bağlamaz.

Bulunduğunuz makamı, temsil ettiğiniz siyasi hareketi ve nihayetinde Cumhurbaşkanı’nı da etkiler.

İşte benim asıl itirazım burada başlıyor.

Diyelim ki hukuken suç işlemediniz.

Peki siyasi sorumluluk?

Peki ahlaki sorumluluk?

Peki devlet adamlığı feraseti?

Bunlar nereye gitti?

Üç-dört ayda servetinize servet katarken hiç mi kendi kendinize sormadınız:

“Bu değirmenin suyu nereden geliyor?”

Bir gün bu sistem çökerse yüz binlerce insanın mağdur olabileceğini, ortaya çıkacak skandalın doğrudan AK Parti’nin üzerine yıkılacağını ve nihayetinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne siyasi bir fatura olarak konulacağını hiç mi hesaplamadınız?

Daha da açık soruyorum:

Böyle bir skandalın büyüyerek 2028 seçimlerinin dahi kaybedilmesine yol açabilecek bir siyasi tahribata dönüşebileceğini hiç mi akıl etmediniz?

İşte benim aklımın almadığı budur.

Sayın Erdoğan dışarıda devletlerle mücadele edecek.

İçeride ekonominin yükünü taşıyacak.

Terörle mücadele edecek.

Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını koruyacak.

Milletin geçim sıkıntısının faturasını üstlenecek.

Bir de kendi çevresinde makam, nüfuz ve para imkânına ulaşmış insanların açgözlülüğünün siyasi bedelini mi ödeyecek?

Olmaz.

Bu kadar ağır bir sorumsuzluk kabul edilemez.

Ben meseleyi çok basit görüyorum:

Eğer bütün bunların nereye varabileceğini gerçekten göremedilerse, devlet ve siyaset taşıyacak ferasete sahip değillerdir.

Gördükleri hâlde kendi servetlerini ve kişisel çıkarlarını tercih ettilerse, milletin emanetini taşıyacak ahlaki kaliteye sahip değillerdir.

Yok eğer ortada gerçekten siyasi sonuçları hesaplanmış organize bir kumpas varsa ve buna bilerek iştirak edenler bulunuyorsa, mesele zaten bambaşka bir hukuki ve siyasi boyuta taşınır.

Hangisi?

Bunu devlet ortaya çıkaracaktır.

Ama benim açımdan sonuç değişmiyor:

Eblehlikse devlet yönetiminde yerleri yoktur.

Menfaatperestlikse siyasette yerleri yoktur.

İşbirlikçilikse zaten hukuk gereğini yapmalıdır.

Türkiye'nin böylesine hassas bir döneminde kimsenin kendi servetini, makamını ve kişisel bekasını milletin ve devletin bekasının önüne koymaya hakkı yoktur.

Hele Sayın Recep Tayyip Erdoğan ateş çemberinin içinde Türkiye’nin yükünü omuzlamış yürürken, onun arkasından kendi servet hesabını yapanların hiç yoktur.

Bu insanlar hangi makamda, hangi partide, hangi bürokraside bulunursa bulunsunlar; eğer milletin emanetini kişisel menfaatlerinin gerisine düşürmüşlerse artık yapmaları gereken bellidir:

Defolup gitmelidirler.

Çünkü mesele artık birkaç kişinin ne kadar para kazandığı meselesi değildir.

Mesele Türkiye’dir.
Mesele devlet ahlakıdır.
Mesele milletin güvenidir.
Ve mesele, kişisel ihtirasların bir ülkenin siyasi geleceğine fatura edilmesine izin verilip verilmeyeceğidir.