ERDOĞAN ‘DAN DAHA İYİSİ YOK

Abone Ol

Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Türkiye, tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçmektedir. Kuzeyimizde savaş, güneyimizde istikrarsızlık, yakın coğrafyamızda ise her an yeni krizlerin yaşanabileceği bir güvenlik ortamı bulunmaktadır. Böylesine zorlu bir süreçte en önemli mesele, ülkemizin bu fırtınalı coğrafyadan zarar görmeden yoluna devam edebilmesidir.

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin doğrudan bir savaşın içine sürüklenmemesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü dış politikanın önemli bir payı olduğu kanaatindeyim. Dünyanın farklı güç merkezleriyle aynı anda diyalog kurabilen, krizleri diplomasiyle yönetmeye çalışan bir liderlik anlayışı Türkiye’nin elini güçlendirmiştir.

Özellikle Donald Trump ile kurulan diyalog kanallarının da Türkiye açısından stratejik önem taşıdığı görülmektedir. Devletler arasında kişisel ilişkiler tek başına belirleyici olmasa da, liderler arasındaki sağlıklı iletişim birçok krizin büyümeden çözülmesine katkı sağlayabilmektedir.

Mevcut uluslararası şartlara baktığımızda, ülkeyi güvenli şekilde geleceğe taşıyabilecek en tecrübeli liderin Sayın Erdoğan olduğu yönünde bir değerlendirme yapmak mümkündür. Kusursuz bir yönetim iddiası elbette hiçbir siyasi hareket için geçerli değildir. Eksikler, aksayan yönler ve eleştirilebilecek uygulamalar mutlaka vardır. Ancak böylesine hassas bir dönemde devlet tecrübesi ve uluslararası kriz yönetimi her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.

Diğer taraftan ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, kamuoyuna yansıyan iç tartışmalar, parti içindeki güç mücadeleleri ve yaşanan siyasi gerilimler nedeniyle toplumun önemli bir kesimine güven vermekte zorlanmaktadır. Parti enerjisinin ülke meselelerinden çok kendi iç hesaplaşmalarına yöneldiği algısı oluşmaktadır. Ayrıca partinin, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceği etrafında şekillendiği yönündeki değerlendirmeler de kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir. Böyle bir tablo içerisinde CHP’nin dış politikada Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu ağır sınamaları aynı başarıyla yönetebileceğine dair güçlü bir güven ortamı oluşmadığı görülmektedir.

Türkiye açısından bir diğer kritik başlık ise “Terörsüz Türkiye” hedefidir. Bu sürecin başarıya ulaşması; güvenlikten ekonomiye, yatırımdan toplumsal huzura kadar birçok alanda ülkemize büyük katkılar sağlayacaktır. Bu hedef gerçekleşirse, bunda Devlet Bahçeli ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu siyasi iradenin önemli bir payı olacağı açıktır.

Son olarak üzerinde özellikle durulması gereken bir konu daha vardır. Sayın Erdoğan görevinin başındayken, sağlığı yerindeyken ve milletin verdiği yetkiyle ülkeyi yönetmeye devam ederken, sürekli “Erdoğan sonrası” senaryoları üretmek doğru değildir. Böyle tartışmaların zamansız şekilde gündeme getirilmesi hem siyasi istikrara zarar verebilir hem de gereksiz ayrışmalara ve fitneye sebep olabilir. Devlet yönetiminde devamlılık ve istikrar esastır. Geleceğe ilişkin planlamalar elbette zamanı geldiğinde yapılır; ancak bugün öncelik, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu riskleri birlik ve beraberlik içerisinde aşabilmesidir.

Allah, devletimizi ve milletimizi her türlü fitneden, kaostan ve beladan muhafaza etsin.

Son sözüm değişmez;
Allah vatana, millete ,devlete zeval vermesin.
Vesselam.