Erdoğan Trump ile neden masaya oturdu?

Abone Ol

Esirlerin görüntüleri aklımdan çıkmıyor.

Filistinli serbest bırakılan esirler, iki yılda 20 yıl yaşlanmış gibi.

İşkence izleri, kafa ve bedenlerinde çıplak gözle görülebiliyor.

Zayıflamış, bitkin düşmüş ve bakımsız kalmışlar.

Adeta ölüm kampından çıkmış gibiler. Tıpkı Esed’in Sednaya Hapishanesi’nde yaptıklarına benziyor.

Hamas’ın serbest bıraktığı İsrailli esirler ise çok farklı bir manzarayı ortaya koyuyor.

O denli zor şartlarda bile savaş hukukuna uygun biçimde davranılmış ve İslami ahlak üzere esirlere iyi muamele yapıldığı açıkça görülmekte.

İşkence ve şiddet görmemiş, aç ve susuz bırakılmamışlar.

Salıverilen esirlerin itirafları da her şeyi daha net ortaya koyuyor.

Hamas onca yokluğun ve hürriyet mücadelesinin içinde kadim devlet anlayışıyla hareket ederken İsrail hukuksuzluk zemininde terör örgütü gibi davranıyor.

Hamas ve İsrail’in esirlere davranışı, tarih yazılırken not edilen çok önemli hususlardan biri olarak öne çıktı.

BÜYÜK ŞEYTAN AMERİKA

Gazze Ateşkes Planı ile ABD barış rüzgarları estiriyor.

Trump, öyle bir imaj oluşturmaya çalışıyor ki sanki ABD, Orta Doğu’da milyonlarca Müslüman’ı katletmemiş gibi.

Sanki İsrail’in tüm katliamlarının ortağı ve destekçisi değil gibi…

Trump’ı bu noktaya getiren şey; dünyada değişen İsrail algısı, gelişen siyonizm nefreti, öne çıkan aktivizm hareketleri, halkların devletlere baskısı ve oluşan BM gündemi.

Bu gelişmeler yaşanmasaydı biz bal gibi biliyoruz ki Trump da ABD de soykırımdan oldukça memnundular. “Gazzelilerden ölenler ölsün, ölmeyenler sürülsün, sonra o harika manzaralı Gazze, ticari bir destinasyona dönüştürülsün.” Trump’ın hayali buydu ama olmadı.

ERDOĞAN FİLİSTİN DEVLETİ İÇİN ÇIKIŞ ARAYIŞINDA

ABD’nin despot anlayışını, Cumhurbaşkanı Erdoğan çok çok iyi bilir.

Peki neden Trump ile masaya oturdu?

Çünkü Erdoğan’ın bildiği bir şey daha var ki; Müslüman toplumlara liderlik yapan çoğu diktatör, Filistin meselesini önemsemiyor ve hatta arka planda Hamas’ın İslamcı kodlara sahip olması nedeniyle onun kuyusunu kazıyor.

Yani gelinen aşamada ümmet coğrafyasının hükümetlerinden Filistin’e bir barış gücü iradesi çıkmadı.

Güçlü bir siyasi birliktelik ve irade yoksa yapılacak şey; var olan Batı eksenli dünya sistemi içinde çıkış yolları arayıp bulabilmekti.

Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan, ustalıklı siyasetini devreye soktu.

Erdoğan’ın Trump’ı bir seviyeye getirmesi, Gazze Planı’na garantör ülke olması, Filistin Devleti’nin kurulması adına söylem ve eylem ortaya koyması, bunu hem Doğulu hem Batılı kesimler tarafından ortaklaştırarak harekete geçirmesinin arka planında iki senelik yürütülen diplomasinin birikimi var.

Bu birikimin içinde hayal kırıklıkları ve başarısızlıklar da var. Özellikle Doğu cephesinde. Ama yapılacak şey; realist düşünmek ve idealist hedefe kilitlenmek.

Bu bakış açısıyla Gazzeliler biraz olsun nefes aldılar.

İşgal geri plana çekildi.

İnsani yardım girişi oldu.

Esirler kısmen serbest bırakıldı.

Ve dünya çapında Filistin Devleti’nin kurulmasına dönük gündem, işletilmeye devam ediyor.

Tabiidir ki ABD’ye güven olmaz.

Tabiidir ki İsrail’e güven olmaz.

Ve fakat yılmadan denemeye ve yeni stratejiler üretmeye devam etmeliyiz.

Yılmadan ümmet coğrafyasında birlik için fikir ve eylem ortaya koymalıyız.

Bakınız, çağın ruhu farklı bir şey söylüyor.

Çağ, bizden yana.

Merhum Kadir Mısıroğlu’nun zikrettiği gibi; “Müslümanların kayığı akıntıya düştü.”

Müslümanlar az bir efor sarfetseler bile Allah o gemiyi hızla istikametine götürecek inşallah.

Biz bir adım atalım, görün bakın neler oluyor.

Oldu bile.

Düğüm 15 Temmuz’da Anadolu’da çözüldü. Sonra Suriye. Şimdi Gazze.

Devamı gelecek inşallah.