Türkiye’de siyaset yapıcıların da dışarının da gördüğü bir şey var: Erdoğan siyasette var olduğu sürece, eli AK Parti üzerinden eksilmedikçe AK Parti’nin gerileme çansı yok! Bu nedenle ne yapıp edip ya Erdoğan’ı etkisiz kılmak ya da partiyi bugüne taşıyan “birlik ve beraberliği” yok etmek…
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına çıkması, 3 dönem meselesi, Çözüm Süreci, Suriye ve ekonomi gibi meseleler üzerinden Erdoğan sürekli olarak tartışmaya açıldı; ancak toplum gözünde liderliği sorgulanmadı. Bugün aslında mesele “Erdoğan’ı sorgular hale getirmek ve onun politikalarının Türkiye’de kamplaştırmayı artırdığı” tezini kamuoyunda görünür kılmak.
Üzülerek ifade edeyim ki, bazı kişi ve grupların devlet içindeki kişisel hırsları, “devleti biz dizayn edebiliriz” yaklaşımları ve adeta devletçilik oynamaları, sürecin bugüne kadar gelmesinin en önemli unsuru. Bunlar özellikle listelerin oluşumu sürecinde “güven bunalımı” meydana getirerek konuşulamaz bir ortam hazırlıyorlar. Kendilerini bürokrasiye, siyasete taşıyan Erdoğan’ın altını oymakla kalmıyor, onu yalnızlaştırmak için de kamuoyu oluşturuyorlar.
“Paralel devlet yapılanması madem bertaraf ediliyor…” diyerek o yapının yerine kendisini konumlandırmaya çalışan kişi ve gruplar, AK Parti içinde Davutoğlu ve Erdoğan arasındaki makasın açılması için de ellerinden geleni yapıyorlar.
Daha önce Abdullah Gül ve Erdoğan arasını açan bu kişi ve gruplar, kendi kişisel kazanımlarını her şeyin üstünde tutup sağda solda “Biz devleti dizayn edeceğiz” diyerek Erdoğan’ı sorgular hale getiriyorlar.
Bunlar, “Erdoğan artık Türkiye siyasetini taşımıyor, artık krizlerle anılıyor, dolayısıyla Davutoğlu üzerinden yeni bir dil inşa edebiliriz” diyerek Davutoğlu’nun da haberi olmadan sağda solda onun adına karar verip ortamı daha da gerginleştiriyor ve böylece güven bunalımını daha da derinleştiriyorlar. Bunların Davutoğlu’na yakın olmaları nedeniyle etrafta söylenenler de “Davutoğlu tarafından söylenmiş” algını oluşturuyor ve güvensizlik böylece inşa ediliyor.
Yarın daha ayrıntılı bir şekilde yazacağım; ama bu gruplardan cesaret alan bazı yabancı diplomatlar, AK Parti il binalarında “Erdoğan’ın dönemi bitti” ifadelerini kullanmaktan kaçınmıyor. Çünkü birbirini besleyen yapılarla karşı karşıyayız.
Bugün yapılması gereken öncelikle bu fitneye alet olanların tespit edilmesi ve bunların uzaklaştırılmasıdır. Eğer bu şekilde devam ederse Türkiye siyasetinde ANAP’laşma sendromunun AK Parti’yi de etkilemesi kaçınılmazdır.
Önceki gün parti içinde başlayagelen tartışmalar, iki kişi arasındaki bir tartışma değildi. Aslında Erdoğan’ın toplum önünde sorgulanmasının yolunu açan bir görüntüydü. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, “Millet AK Parti’ye Erdoğan için oy veriyor ve onun karizmatik liderliğini kabul etmiş” durumda!
YAŞANANLARI EN İYİ ANLATAN FIKRA
Son günlerde her kafadan bir ses çıkınca meseleyi bir fıkrayla açıklamak sanırım durumu daha güzel özetler:
“Yan yana evlerde hayatlarını idame ettiren iki komşudan bir gün birinin horozu, diğerini rahatsız etmiş. Kapısına dayanmış ve “Komşu, artık bu horoza dayanamıyorum, bak başka horozlar da ötmüyor zaten, sen kes bunu bence” demiş. Beriki komşu gayet mülayim, “Hay hay! Akşam gel bize, keseceğim yeriz beraber madem” diye karşılık verince bizimki ümitlenmiş.
Akşam olmuş, oturmuşlar sofraya beraberce, durmadan ötüp duran horozu bir güzel afiyetle yemişler.
Sabah olunca etraftan o güne kadar çıtı bile çıkmayan diğer horozların sesini duyan şikayetçi komşu, şaşkınlık içinde ikinci kez yan tarafın kapısını tıklatmış: “Ya komşu, bu ne hal! Bu horozların sesi de nereden çıktı?” deyince beriki yapıştırmış cevabı: “Kestiğimiz horozun korkusundan bunların sesi çıkmıyordu. Şimdi o gidince hepsi birden ötmeye başladı.”