Küresel sistemin fay hatlarının derinden sarsıldığı, tek kutuplu dünya düzeninin çatırdadığı ve uluslararası hukukun yerini Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın da sıkça vurguladığı gibi "orman kanunlarına" bıraktığı tarihi bir kırılma noktasından geçiyoruz. Böylesine kaotik bir küresel iklimde, Türkiye’nin iç siyasi dengelerini günlük basit siyasi çekişmeler, oy hesapları veya kısır parti rekabetleri üzerinden okumak, yapılabilecek en büyük stratejik körlüktür.
Bu bağlamda, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli arasındaki ilişkiyi basit bir "seçim ittifakı" veya "politik koalisyon" parantezine sıkıştırmaya çalışanlar, Türkiye’nin içinden geçtiği bu küresel varoluş mücadelesini anlamaktan fersah fersah uzaktırlar. Bu birliktelik; günübirlik bir siyasi sözleşme veya bir protokol değil, emperyalist kuşatmaya karşı etten ve kemikten örülmüş, binlerce yıldır süre gelen devlet aklının bizzat sahaya inmiş halidir. Yani ortadaki durum tam anlamıyla bir "Stratejik Gerçekliktir."
15 Temmuz Ruhu: Günlük Siyaset Değil, Tarihi Sözleşme
Bu stratejik gerçekliğin kodlarını çözmek için miladın 15 Temmuz 2016 gecesi olduğunu unutmamak gerekir. O gece, sokağa dökülen milyonlar, sadece bir darbe girişimini bastırmakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci yüzyılını inşa edecek olan siyasi omurgayı da çelikleştirmiştir. Erdoğan ve Bahçeli’nin o gece ve sonrasında ortaya koydukları ortak irade, küresel istihbarat servislerinin taşeronlarına karşı çekilmiş milli bir settir. Cumhur İttifakı, kapalı kapılar ardında bakanlık veya koltuk pazarlıklarıyla değil; tankların, F-16'ların ve namluların karşısında dimdik duran aziz milletimizin şahitliğinde kurulmuştur. Dolayısıyla, bu iki liderin her kritik dönemeçte bir araya gelmesi, basit bir durum değerlendirmesi değil; 15 Temmuz ve onun sonrasında ortaya çıkan yeni konjektörle temeli atılan "Tarihi Sözleşme'nin" güncellenmesi ve tahkim edilmesidir.
İşbölümünün Stratejik Doğası: Operasyonel Güç ve Sarsılmaz Çıpa
Erdoğan ve Bahçeli arasındaki uyumun dünyada pek az örneği vardır. Bu ittifakın sırrı, iki liderin birbirini tamamlayan eşsiz siyasi karakterlerinde yatmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan; küresel ölçekte oyun kuran, ezber bozan, diplomatik manevra kabiliyeti olağanüstü yüksek, dinamik ve operasyonel bir liderlik sergilemektedir. Nitekim bölgemizde oluşturulmak istenen terör koridoruna karşı Suriye’nin Kuzeyinde ve Irak’da ki kazanımlarımız neticesinde bugün terör örgütü kendini feshederek, Terörsüz Türkiye’nin kapıları sonuna kadar aralanmış bulunmaktadır. Hatta devlet aklının sahadaki bir karşılığı olarak Terörsüz Türkiye stratejisi bölgemizi ateşe atmak isteyen küresel provokasyonlara karşı Terörsüz Bölge politikasına dönüşmüş durumdadır. Bunun da en somut örneği İslam coğrafyasının kalbini muhafaza etmeyi önceleyen, Siyonist İsrail’in yayılmacı emellerini ve bölgenin ateş çemberine atılmasının önüne geçmeyi hedefleyen Mekke İttifakı’dır. Bu ittifak, diplomatik zekânın sahadaki en net yansımasıdır. Öte yandan, Karadeniz'in güvenliğini tehdit eden ve kuzeyimizde devasa bir kriz yaratan Rusya-Ukrayna savaşındaki kilit arabulucu rolümüz, sınırlarımızın çok ötesine uzanan güçlü bir siyasi iradenin eseridir. Bu proaktif devlet aklı sayesinde aziz milletimiz, hem içeride hem de dışarıda tam bir güvenlik iklimi içinde yarınlara emin adımlarla taşınmaktadır.
Sayın Devlet Bahçeli ise; Türk devlet geleneğinin o ağırbaşlı, tavizsiz ve tarihsel hafızasını temsil eden sarsılmaz bir "çıpa" konumundadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası arenada ABD, Rusya veya Avrupa ile o zorlu jeopolitik satrancı oynadığı esnada; MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, iç cephenin dağılmasını engelleyen, devletin kırmızı çizgilerini her fırsatta hatırlatan ve milli şuuru hem ülke içerisinde hem de yurtdışındaki milyonlarca soydaşlarımız ile diri tutan ana ve taşıyıcı kolondur. Bir geminin hem güçlü bir motora hem de onu fırtınalarda sabit tutacak ağır bir çıpaya ihtiyacı vardır. İşte Erdoğan bu geminin durdurulamaz motoru, Bahçeli ise devletin şaşmaz çıpasıdır. Bu kusursuz işbölümü, her iki liderin de birbirlerinin siyasi ağırlığına duydukları derin saygıyla beslenmektedir.
Ateş Çemberindeki Coğrafya ve 'Beka'nın Yeniden İnşası
Bugün haritayı önümüze koyduğumuzda, etrafımızın kelimenin tam anlamıyla bir ateş çemberi olduğunu görüyoruz. Kuzeyimizde Karadeniz'i kan gölüne çeviren Ukrayna-Rusya savaşı, güneyimizde İsrail'in Siyonist hezeyanlarla Gazze ve Lübnan üzerinden başlattığı bölgesel savaş provokasyonları, doğumuzda Kafkasya'daki kırılgan barış ve güneydoğumuzda Suriye ile Irak'ın kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan yapay terör koridoru...
Muhalefet cephesinin yıllarca hafife aldığı, hatta alay konusu yapmaya çalıştığı "Beka" kavramı, bugün sınırlarımızın hemen dibinde patlayan bu mücadelerle ete kemiğe bürünmüş durumdadır. ABD emperyalizminin Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'ye on binlerce tır silah yığdığı, yine ABD’nin taşeronu İsrail’in, ağababası ABD ile İran ve Ortadoğu başta olmak üzere bölgeyi bölgeyi ateş çemberine çevirmeye çalıştığı, Yunanistan'ın Adalar Denizi'nde ve Doğu Akdeniz'de bu emperyal güçlerin taşeronluğa soyunduğu bir denklemde; Ankara'nın zafiyet gösterme, siyasi krizlere girme veya koalisyon pazarlıklarıyla vakit kaybetme lüksü yoktur.
Erdoğan'dan Bahçeli'ye uzanan stratejik gerçeklik, tam da bu haritaya bakarak şekillenmektedir. İki lider de bilmektedir ki; eğer Ankara'daki merkezi irade zayıflarsa, emperyalizmin bölgedeki vahşi planları hızla devreye girecektir. Ancak bu sarsılmaz irade sayesinde "Terörsüz Türkiye" hedefi adım adım gerçeğe dönüşmekte, sınırlarımızda kurulmak istenen garnizon devletçikler tarihin çöplüğüne atılmaktadır. Sadece sınır ötesini temizlemekle kalmayan bu kararlılık, yeni Suriye rejiminde Türkiye'nin kurucu rolünü de sahada ve masada tüm dünyaya kabul ettirmektedir. Bu durum, Terörsüz Türkiye stratejisinin Terörsüz Bölge stratejisine dönüştüğünün en net göstergesidir.
Küresel Emperyalizmin 'Çatlak' Beklentisi
Özellikle Batılı düşünce kuruluşlarının raporlarına, yabancı istihbarat analizlerine ve fonlanan medyanın manşetlerine baktığınızda sürekli bir "Cumhur İttifakı'nda çatlak" algısı pompalanmaya çalışıldığını görürsünüz. İki liderin olağan görüşmelerinden kriz senaryoları türetmek, verilen mesajları cımbızlayarak aralarına nifak tohumları ekmek, Batı'nın Ankara'ya karşı yürüttüğü psikolojik harbin en temel enstrümanıdır.
Fakat anlamadıkları, daha doğrusu Batılı pragmatist zihinlerinin bir türlü idrak edemediği husus şudur: Bu iki lider, mesele memleket olduğunda tüm her şeyi bir kenara bırakabilme erdemini göstermiş, kadim kültürümüzün köklerinden yeşeren devlet adamlarıdır. Onların arasındaki bağ, çıkar üzerine değil, hedef birliği üzerine kuruludur. Bu nedenle, dışarıdan veya içeriden yapılan fitne operasyonları, Cumhur İttifakı'nın sarsılmaz duvarlarına çarpıp tuzla buz olmaya mahkumdur.
İç Cepheyi Sağlam Tutmak: Yeni Anayasa ve Kurumsal Temizlik
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "İç cepheyi sağlam tutmalıyız" çağrısı ve Sayın Bahçeli'nin bu çağrıya verdiği kayıtsız şartsız destek, önümüzdeki dönemin yol haritasıdır. Türkiye'nin küresel bir güç merkezi ve global ölçekli oyun kurucu olma yolundaki yürüyüşü, 12 Eylül'ün o darbeci ve vesayetçi ruhunu taşıyan mevcut anayasa ile menziline maalesef ulaşamaz. Erdoğan ve Bahçeli'nin ortak vizyonu, Türkiye Yüzyılı'na yakışacak, sivil, kapsayıcı ama bir o kadar da devletin üniter yapısını ve milli kimliğini koruyan yeni bir anayasanın inşasıdır.
Aynı zamanda bu stratejik uyum, bürokrasinin kılcal damarlarına sızmaya çalışan kripto yapılara, FETÖ vari yeni vesayet heveslilerine ve mafyatik organizasyonlara karşı da devletin çelik yumruğunu temsil etmektedir. Yargıdan emniyete, ordudan istihbarata kadar devletin tüm kurumlarının tek bir vizyon etrafında, milli menfaatler doğrultusunda senkronize çalışması, bu iki liderin sağladığı siyasi istikrar sayesinde mümkün olmaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı ve Kızılelma Vizyonu
Erdoğan ve Bahçeli arasındaki bu stratejik gerçekliğin ufku, sadece Misak-ı Milli sınırlarıyla da kısıtlı değildir. Can Azerbaycan’ın 44 günlük Karabağ zaferi sonrasında imzalanan Suşa Mutabakatından Karabağ'ın azatlığından Zengezur Koridoru'nun inşasına, Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) küresel bir jeopolitik aktör olarak tarih sahnesine çıkmasına kadar atılan her adımda bu ittifakın vizyonu vardır.
Bahçeli'nin fikri dünyasında yüzyıllardır kor ateş gibi yanan "Kızılelma" mefkûresi, bugün Erdoğan'ın liderliğinde devletin resmi jeopolitik doktrinine dönüşmüştür. Dışa bağımlılığı paramparça eden destansı savunma sanayii hamlelerimiz, denizlerimizdeki haklarımızın yegâne teminatı olan Mavi Vatan davamızdaki tavizsiz duruşumuz ve Orta Asya'dan Afrika'ya uzanan Türk etki alanı, bu stratejik bütünlüğün meyveleridir.
Sonuç: Türkiye Yüzyılı'nın Sarsılmaz Omurgası
Toparlamak gerekirse; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli arasındaki ilişki, siyaset biliminin alışılagelmiş tanımlarıyla izah edilemez. Bu, değişen dünya düzeninde varoluşsal bir tehdit algısına karşı verilmiş refleksif bir yanıtın, zamanla köklü ve sarsılmaz bir devlet doktrinine dönüşme serüvenidir.
Sonuç olarak; yazının başında Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’a atıfla belirttiğim gibi, uluslararası hukukun yerini "orman kanunlarına" bıraktığı, güçlü olanın zayıfı ezdiği bu acımasız yeni dünya düzeninde, Türkiye'nin günlük, sığ politikalarla veya kısır çekişmelerle oyalanma lüksü kesinlikle yoktur.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın küresel sisteme karşı her zaman belirttiği "Dünya beşten büyüktür" iradesi, işte bu orman kanunlarına ve emperyalist dayatmalara karşı çekilmiş en güçlü milli kılıçtır. Bu küresel meydan okumanın iç cephedeki teminatı ise MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin 2023 seçimleri sonrasında dile getirdiği o tarihi ve feraset dolu uyarıda gizlidir: "Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, inşallah Türkiye değişmez."
Evet, dünyada dengeler sarsılıyor, haritalar yeniden çizilmek isteniyor ve sınırların ötesinde çok şey değişiyor. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın küresel ölçekli liderlik enerjisi ile MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin o sarsılmaz devlet aklı bir arada olduğu müddetçe; Türkiye değişmeyecek, yalpalamayacak ve emperyalizme teslim olmayacaktır. Şahsi hesaplarını vatanın selametinin ardında bırakan bu iki liderin inşa ettiği "Stratejik Gerçekliği" göremeyenler, tarihin akışını da asla okuyamazlar. Türkiye Yüzyılı, bu milli ve stratejik ufukta yükselmeye devam edecektir.