☰
✕

EVET, YİNE DE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I DESTEKLEYECEĞİM!

Abone Ol

Değerli dostlar…

Bu defa duygularımla kelimelerimin arasına bir perde koymayacağım. Ne yaşadıysam, ne düşündüysem, içimde ne varsa açıkça yazacağım.

Uzun yıllardır Sayın Erdoğan’a sevgi ve saygı duyuyorum. Bu sevgi yalnızca sandıkta verilen bir oydan, uzaktan söylenen birkaç destek cümlesinden ibaret olmadı.

17-25 Aralık sonrasında paralel devlet yapılanmasını anlatan konferansların içinde yer aldım. Henüz Cumhur İttifakı ortada yokken, ülkücü camia ile AK Parti camiasının aynı çatı altında buluşması için yürütülen miting çalışmalarının içinde yer aldım. Başkanlık sistemini anlatmak üzere 53 ilde gerçekleştirilen konferansların içinde yer aldım.

Televizyon programlarında konuştum, gazete köşelerinde yazdım. İnandığım düşünceleri, tartışmaların en sert olduğu zamanlarda da savundum.

Bunları bir hesabın satırları olarak yazmıyorum. Kimseye “Ben bunları yaptım, karşılığını verin” demiyorum.

Sadece anlatacağım hikâyenin nereden başladığı bilinsin istiyorum.

Bunca yıl boyunca üst düzey bir bağlantım olmadı. Bir temas, bir davet, bir teveccüh ne bekledim ne gördüm.

Ama insan aynı yolda yürüdükleriyle arasında zamanla bir dostluk oluşacağını düşünüyor. Bir selamın, bir hatır sormanın, “Seni biliyoruz” demenin o yolun tabii bir parçası olduğuna inanıyor.

Ben de öyle sanıyordum.

Sayın Erdoğan’ı birkaç defa programlarda yakından gördüm. Çevresinde hep yıllardır yanında bulunan kurmayları vardı. Fatma Betül Sayan’ı da bu programlarda gördüm.

Ben ise bir defa yanına yaklaşabildim, bir defa da fotoğraf çektirebildim.

Hepsi bu.

O fotoğrafa baktığımda kendi kendime düşündüğüm zamanlar oldu: Bu hareketin içinde yakınlık kurabilmek için geçmişten gelen bir tanışıklık mı gerekiyor? Aile dostu olan bir kuşaktan mı gelmek gerekiyor? Sizi tanıtacak birinin bulunması mı gerekiyor?

Emek vermek, mücadelede yer almak, zor zamanda düşüncesinin arkasında durmak insanları birbirine yaklaştırmıyor mu?

Benim yaşadığım tecrübe, bunun her zaman böyle olmadığını gösterdi.

Biz, Erdoğan’ı seven ve onun için mücadele eden milyonlarca insandan biriyiz.

Sahada varız. Seçimde varız. Mitingde varız. Bir fikrin savunulması gerektiğinde varız.

Fakat daha ötesine geçmek söz konusu olduğunda önümüzde görünmeyen bir mesafe beliriyor.

Bazen bana iki ayrı dünya varmış gibi geliyor: Bir tarafta sürekli görev alan, sürekli görünen, kapıları açık dar bir çevre; diğer tarafta oy veren, bayrak sallayan, zamanından ve hayatından ayırarak mücadeleye katılan milyonlar…

“Yüzde bir ve yüzde doksan dokuz” derken bir istatistikten değil, gördüğüm bu mesafeden söz ediyorum.

Bu mesafe yalnızca kapılarda da karşıma çıkmadı.

Bir defasında “AK Parti kaybediyor, kadroda değişim yapın Sayın Erdoğan” başlıklı bir yazı yazmıştım.

O yazıya kadar AK Parti’yi ve Sayın Erdoğan’ı destekleyen onlarca yazım yayımlanmıştı. Benim bildiğim ve yaşadığım şekliyle, o eleştirel yazının ardından Külliye’den gazete aranmış ve yazı kaldırılmıştı.

Destek yazılarım için gelen bir teşekkürden haberim olmadı. Fakat bir özeleştirimin ardından yazımın kaldırıldığını gördüm.

Demek ki sesimiz duyulabiliyormuş.

Peki, yalnızca eleştirdiğimizde mi?

O yazıyı kaybetsinler diye yazmadım. Kaybetmelerini istemediğim için yazdım. Yanlış gördüğümü söylemenin de bu mücadeleye karşı sorumluluğum olduğunu düşündüm.

İnsanın dostça söylediği bir sözün bile kendisine karşı çevrilmesi düşündürücü değil mi?

Sonra Külliye’de sanatçıların, futbolcuların, şarkıcıların ağırlandığını gördük. Elbette ağırlansınlar.

Ama yıllardır bu mücadelenin içinde yer alanların da bir selamla hatırlanması gerekmez mi?

Bir insanı görmek için ona makam vermek gerekmez. Bir teşekkür için kararname gerekmez. Bir selam için geçmişten gelen aile dostluğu gerekmez.

Bazen küçücük bir söz, insana yıllardır yürüdüğü yolda yalnız olmadığını hissettirir.

Zaman içinde başka şeyler de gördüm.

İmkânları büyüdükçe insanlarla arasındaki mesafeyi büyütenler… Makam sahibi oldukça sesini, bakışını, tavrını değiştirenler… Gücün ve kibrin esiri olanlar…

Herkesi aynı kefeye koymuyorum. Fakat gördüğüm bu tavırları da yok sayamıyorum.

Çünkü bunun bedelini yalnızca o insanlar ödemiyor. Onların temsil ettiği hareket de ödüyor.

Benim kanaatim şu: AK Parti’nin kaybını yalnızca muhalefette aramamak gerekir. Kendi insanından uzaklaşanların, emeği görmeyenlerin, eleştiriye tahammül edemeyenlerin payını da konuşmak gerekir.

Şimdi bütün bunları söyledikten sonra soracaklar:

“Peki, sen ne yapacaksın?”

Cevabım açık.

Evet, yine de Erdoğan’ı destekleyeceğim!

“Ekonomi böyleyken mi?” diyecekler. Yanlışları, skandalları sıralayacaklar. “Erdoğan hata yapmaz mı?” diye soracaklar.

Elbette yapar. Hiçbir lider eleştiriden muaf değildir. İnsanların geçim derdini de küçümsemiyorum, yanlışların hesabının sorulmasına da karşı çıkmıyorum.

Ama Erdoğan’a verdiğim desteği, çevresindeki herkesin tavrına teslim etmeyeceğim.

Beni görmeyenlere bakıp inandığım her şeyi inkâr etmeyeceğim. Bir davet gelmedi diye dün savunduğum düşünceleri bugün çöpe atmayacağım.

Benim desteğim, bana gösterilen ilginin karşılığı olarak doğmadı ki ilgisizlikle sona ersin.

Erdoğan’ın bu vatan için hizmetleri olduğuna inanıyorum. Mücadelesine, liderliğine ve bu ülkeye kattıklarına değer veriyorum.

“Bütün bunlara değer mi?” diye sorarlarsa, kendi adıma cevabım yine aynı olacak:

Değer.

Seçim kazanır ya da kaybeder. Şartlar değişir. Bir gün devran da dönebilir.

Ama ben yalnızca kazananın yanında durmak için yola çıkmadım.

Meşru siyasi eleştiriyi düşmanlık saymam. Erdoğan’a oy vermeyen herkesi aynı kefeye koymam. Fakat muhalefet görüntüsü altında Erdoğan’a ve ailesine karşı nefreti büyütenlere, tehdit ve şiddeti meşrulaştıranlara karşı onun yanında durmaya devam edeceğim.

FETÖ’nün bu ülkeye yaşattıklarını da unutmayacağım.

Peki, bir şey mi bekliyorum?

Hayır.

O hâlde neden bunları yazıyorum?

Çünkü yaşadıklarımı söylemek istiyorum. Çünkü destek olmak, gördüğünü saklamak zorunda olmak değildir. Çünkü insan sevdiği bir lidere bağlı kalırken çevresindeki yanlışları da anlatabilmelidir.

Ben bugün bir pazarlığın kapısını açmıyorum. Durum tespiti yapıyorum.

Yıllardır içinde yer aldığım mücadelenin bende bıraktığı düşünceleri yazıyorum.

Biz kaypak, fırsatçı, menfaatine göre yer değiştiren insanlar olmak istemedik. Bir kapı açılınca öven, kapanınca söven bir anlayışı kendimize yakıştırmadık.

Taş yerinde ağırdır.

Ben kendi yerimde duracağım.

Gördüğümü söyleyerek, yanlışa yanlış diyerek, düşüncemi saklamadan…

Bir makamın, bir davetin, bir yakınlığın hesabını yapmadan…

Evet, yine de Erdoğan’ı destekleyeceğim.

Çünkü benim durduğum yeri, bana açılan kapılar belirlemiyor.

İnandıklarım belirliyor.

Değerli dostlar son sözüm değişmez ,
Allah vatana millete devlete zeval vermesin.

Vesselam.