F-35 DOSYASI: TÜRKİYE’YE VERİLEN SÖZLERİN TUTULMADIĞI PROGRAM

Abone Ol

ANKARA’DA MASADA SADECE UÇAK DEĞİL, MÜTTEFİKLİK SINAVI VAR

Trump’ın Ankara’da Erdoğan’la düzenlediği ortak basın toplantısında F-35 sorusuna verdiği cevap, yıllardır kilitli duran dosyanın yeniden açıldığını gösterdi. Trump, “Bu meseleyi de Ankara’da konuşacağız” derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz zaten beş uçak için söz almıştık, bu sözlerin yerine getirilmesini bekliyoruz” çıkışı aslında Türkiye’nin yıllardır söylediği cümlenin diplomatik özetiydi: Türkiye müşteri değil, ortak üretici olduğu bir programdan siyasi kararla dışlandı.

F-35 meselesi yalnızca savaş uçağı meselesi değildir. Bu dosya, Türkiye’nin parasını ödediği, sanayisiyle katkı verdiği, pilotlarını hazırladığı, parçalarını ürettiği bir programda müttefiklik hukukunun nasıl askıya alındığının dosyasıdır. Türkiye 2007’de F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı’na ortak üretici olarak katıldı; Türk savunma sanayii şirketleri yıllarca uçağın gövdesinden motor parçalarına kadar kritik üretim zincirinde yer aldı.

Bugün Ankara’da yeniden açılan başlık şudur: Amerika, Türkiye’ye verdiği sözü tutacak mı?

Türkiye’nin F-35 macerası aslında büyük bir güven testidir. Ankara bu programa “hazır alıcı” olarak değil, üretim ortağı olarak girdi. Türk şirketleri F-35 tedarik zincirinde yüzlerce parçanın üretiminde görev aldı; bazı değerlendirmelere göre Türk sanayiinin programdaki iş paketi milyarlarca dolarlık büyüklüğe ulaşıyordu. Alp Aviation, AYESAŞ, Kale, TUSAŞ, TEI gibi şirketler bu zincirin parçasıydı.

Ama sonra S-400 bahanesiyle dosya siyasi bir kuşatmaya dönüştürüldü.

ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasını gerekçe göstererek 2019’da Türkiye’yi F-35 programından çıkarma sürecini başlattı. Pentagon, “Türkiye hem S-400’e hem F-35’e sahip olamaz” çizgisini ilan etti. Ardından Türk pilotların eğitimi durduruldu, teslimat süreci askıya alındı, Türkiye’nin programdaki rolü adım adım tasfiye edildi.

Oysa Türkiye’nin S-400’e yönelmesinin arkasında da Batı’nın yıllarca oyaladığı hava savunma ihtiyacı vardı. Türkiye Patriot istedi; alamadı. Teknoloji paylaşımı istedi; karşılık bulamadı. Suriye’den gelen füze tehdidi, 15 Temmuz sonrası güvenlik mimarisi ve bölgesel kuşatma Ankara’yı kendi hava savunmasını güçlendirmeye itti. Türkiye’nin tercihi bir “eksen kayması” değil, müttefiklerinden alamadığı güvenliğin başka yoldan temin edilmesiydi.

F-35 dosyasındaki en ağır başlık ise paradır. Türkiye bu programa yaklaşık 1,4 milyar dolar ödeme yaptı. Buna rağmen uçaklar teslim edilmedi. Türkiye için üretilen uçakların hangarda bekletildiği yıllarca konuşuldu. Yani mesele yalnızca “siyasi anlaşmazlık” değil; aynı zamanda bedeli ödenmiş bir hakkın teslim edilmemesi meselesidir.

Amerika’nın tavrı burada müttefiklik hukukuyla bağdaşmadı. Çünkü Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip ülkesiydi. Afganistan’dan Balkanlar’a, Karadeniz’den Orta Doğu’ya kadar ittifakın en kritik cephelerinde yük taşımıştı. Buna rağmen Washington, Türkiye’ye müttefik gibi değil, yaptırım uygulanacak sıradan bir ülke gibi davrandı.

CAATSA yaptırımları da bu sürecin siyasi mühürlerinden biri oldu. ABD, 2020’de Türkiye’nin savunma sanayii kurumlarına yaptırım uyguladı. Kongre ise F-35 konusunda yasal bariyerler inşa etti. Bugün Trump yönetimi yeniden F-35 satışına veya Türkiye’nin programa dönüşüne sıcak baksa bile, Amerikan Kongresi ve mevcut yasal düzenlemeler hâlâ ciddi engel olarak duruyor. Reuters’ın bugünkü haberine göre Trump’ın Ankara ziyareti sırasında Türkiye’ye F-35 kapısını yeniden açmaya destek vermesi bekleniyor; ancak S-400 ve Kongre engeli hâlâ masada.

Bu noktada Türkiye’nin tavrı nettir: Verilen söz tutulmalıdır.

Çünkü Türkiye F-35 programına sonradan kapıya gelen müşteri gibi girmedi. Para koydu. Emek koydu. Sanayi koydu. Mühendislik koydu. Üretim zincirine katkı verdi. Uçağın sadece alıcısı değil, ortağı oldu. Sonra bir siyasi kararla dışarı itildi.

Bugün Ankara’da konuşulan beş uçak meselesi, aslında daha büyük bir hesabın sembolüdür. O beş uçak, Türkiye’ye verilmiş sözün testidir. O beş uçak, Washington’ın “müttefiklik” kelimesini ne kadar ciddiye aldığının göstergesidir. O beş uçak, Türkiye’ye karşı yıllardır uygulanan çifte standardın kırılıp kırılmayacağını gösterecektir.

Üstelik Türkiye artık 2019’un Türkiye’si değildir. F-35’ten dışlandıktan sonra kendi yolunu açmıştır. KAAN’ın ilk uçuşu 21 Şubat 2024’te yapıldı. Türkiye kendi beşinci nesil savaş uçağı vizyonunu sahaya indirdi. HÜRJET, KIZILELMA, ANKA-3, AKINCI ve savunma sanayiindeki diğer hamleler gösterdi ki Türkiye’ye kapı kapatanlar, Ankara’yı durdurmadı; tersine hızlandırdı.

Bu yüzden F-35 meselesi bugün Türkiye için bir muhtaçlık dosyası değildir. Bir hak dosyasıdır.

Türkiye F-35 istiyorsa, bunu diz çökerek değil; ortaklık hukukunu hatırlatarak istemektedir. “Paramızı verdik, üretime katkı sağladık, söz aldık, şimdi gereğini bekliyoruz” demektedir. Bu cümle, yerli ve milli duruşun en net ifadesidir.

Amerika açısından ise tablo açıktır: Ya Türkiye’ye verilen söz tutulacak ya da NATO içinde güven krizi daha da derinleşecektir. Çünkü müttefiklik, sadece kriz anlarında Türkiye’den destek istemek değildir. Müttefiklik, Türkiye’nin güvenlik ihtiyacını da ciddiye almaktır. Müttefiklik, Türkiye’nin parasını ödediği uçağı siyasi pazarlık malzemesine çevirmemektir. Müttefiklik, Ankara’ya “sen bekle” deyip başka başkentlerin itirazlarına göre karar vermemektir.

Nitekim İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump’a Türkiye’ye F-35 verilmemesi yönünde çağrı yapması da bu dosyanın yalnızca teknik değil, bölgesel güç dengesi meselesi olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin F-35’e erişimi bazı başkentleri rahatsız ediyorsa, bu bile Ankara’nın bölgesel ağırlığının nerelere ulaştığını gösterir.

Sonuç şudur: F-35 dosyası Ankara’da yeniden açıldıysa, bu Türkiye’nin ısrarının sonucudur. Türkiye haklıydı, haklı olduğunu yıllarca anlattı, bugün o dosya yeniden masaya geliyorsa bu Ankara’nın sabrının, direncinin ve artan stratejik ağırlığının sonucudur.

Trump’ın sözleri önemlidir; ama asıl önemli olan uygulamadır.

Türkiye artık vaat değil, teslimat bekliyor.

Çünkü bu dosyada mesele uçak değil; verilen sözün namusudur.