FAİLİ BELLİ ADALET

Abone Ol

ARAŞTIRMA / ANALİZ:

Devlet dediğimiz toplumsal müessese, yalnızca sınır boylarında nöbet tutan, bayrağı dalgalandıran, vergi toplayan veya diplomatik masalarda güç mücadelesi veren mekanik bir yapıdan ibaret değildir. Devlet; her şeyden önce kılıcı keskin, terazisi hassas, hafızası silinmez bir adalet nizamıdır. Bir devletin asli bekası ve gücü, sadece envaiçeşit silah sistemleriyle veya jeopolitik manevralarla değil, kendi vatandaşının kalbinde ve zihninde inşa ettiği o sarsılmaz "adalet" duygusuyla güvence altına alınır. Ülkemizin yakın siyasi tarihi, ne yazık ki bu adalet duygusunun küresel istihbarat servisleri, içimize sızmış vesayet odakları ve taşeron terör örgütleri tarafından sistematik olarak hedef alındığı, örselendiği karanlık dönemlerle doludur. Yıllarca tozlu raflarda, kilitli arşiv odalarında bekletilen, üzeri bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya isteyerek örtülen "faili meçhul" cinayetler; aslında devletin bir acziyeti değil, devleti içeriden çürütmeye ve milletle olan mukaddes bağını koparmaya çalışan karanlık bir aklın operasyonudur.

"Faili meçhul" kavramı, sadece adli ve hukuki bir terim olmanın çok ötesindedir. Bu kavram, aynı zamanda toplumsal barışa vurulmuş ağır bir pranga, milletin devlete olan güvenini sarsmaya çalışan sinsi bir düşmandır. Geçmiş on yılların o kaotik ikliminde, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak, sosyolojisini zehirlemek ve ülkeyi istihbarat örgütlerinin satranç tahtasına çevirmek isteyen karanlık odaklar, tetikçilerini ve ardındaki azmettiricileri ustalıkla gizlediklerini sandılar. Oysa kadim devlet geleneğimizde zaman, suçun üzerini örten bir örtü değil, adaletin tecelli etmesi için olgunlaşan, ilmek ilmek dokunan bir süreçtir. "Devlet unutmaz" ilkesi, tam da bu noktada bütün haşmetiyle devreye girmektedir.

Bugün Türkiye, hem ekonomik hem de askeri anlamda kendi kendine yetebilen, dosta güven, düşmana korku veren vizyonuyla uluslararası arenada oyun kurucu rolünü üstlenirken, içeride de adalet çarklarını bu bağımsız, yerli ve milli devlet aklıyla yeniden yapılandırmaktadır. Bu bağlamda, Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek'in bizzat duyurduğu ve bizzat liderlik ettiği yeni süreç, Türk hukuk ve güvenlik mimarisinde devrim niteliğinde bir milattır. Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasındaki o sağlam koordinasyon, Cumhuriyet Başsavcılıkları, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarının kusursuz işbirliğiyle kusursuz çalışmaktadır. 24 Nisan 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, basit bir idari yapılanma değil; devletin karanlık maziyle hesaplaşma ve milletine verdiği “Adalet” sözünün kurumsal teminatıdır.

Ortaya konan tablo, rakamların ötesinde bir başaranın da resmidir. Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek'in paylaştığı verilere göre; söz konusu Daire Başkanlığı'nın kuruluşundan bugüne kadar geçen kısa süre zarfında tam 40 dosyada, 46 maktul ve 7 yaralının bulunduğu faili meçhul olay üzerindeki sis perdesi tamamen aralanmış, aydınlatılmıştır. Sadece son dört aylık periyotta 30 dosyada 35 faili meçhul cinayetin aydınlatılmış olması, geçmişte bu dosyaların üzerine bilerek nasıl beton döküldüğünün en çıplak kanıtıdır. Teknolojinin sunduğu bütün imkânlar, HTS kayıtları, daraltılmış baz çalışmaları, sosyal medya yazışmaları ve iletişim kayıtları titizlikle analiz edilerek en ince ayrıntısına kadar yeniden işlenmektedir.

Bunun en sarsıcı örneği, 5 Ocak 2020 tarihinden beri akıbeti meçhul olan Gülistan Doku dosyasıdır. Eylül 2026 itibarıyla devlet; "Şubat" kod adlı gizli tanığın beyanlarıyla bu karanlık ağı paramparça etmiş; delilleri kararttıkları ve resmi belgeleri yok ettikleri gerekçesiyle dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel başta olmak üzere, eski jandarma komutan yardımcılarını, doktorları, polisleri ve bilişim uzmanlarını derdest ederek cezaevine göndermiştir. Sınırları aşan bu devlet aklı, kırmızı bültenle aranan firari şüpheli Umut Altaş'ı ABD'de FBI aracılığıyla sorgulatmış ve o kan donduran cinayet itirafını kayıtlara geçirtmiştir. Gülistan'ın, dönemin valisinin oğlu Mustafa Türkay Sonel tarafından araç içinde vurularak katledildiği ve cansız bedeninin Pertek yoluna saklandığına yönelik resmi itiraflar; makamını ve üniformasını cinayet örtbas etmek için kullanan çürük elmaların devletin çelik yumruğuyla nasıl ezildiğinin en net kanıtıdır.

Benzer bir karartma operasyonu, Van'da kaybolduktan 18 gün sonra 24 kilometre uzaklıkta cansız bedeni bulunan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş vakasında da çökertilmiştir. Başlangıçta "suda boğulma" denilerek kapatılmaya çalışılan dosyada, devletin hassas adli tıp mekanizmaları Rojin'in bedeninde iki farklı erkeğe ait DNA profili tespit etmiş; dahası midesinde ameliyatlarda kullanılan ve kasları tamamen felç eden "Rokuronyum" adlı ağır tıbbi ilacın bulunduğunu belgelemiştir. Rojin'i ilaçla felç edip suya bırakanların; olay saatinde yalan beyanla başka yerde olduğunu iddia edip daraltılmış baz istasyonu sinyalleriyle cinayet mahallinde olduğu kanıtlanan şüphelilerin ve olaydan tam 15 dakika önce iletişime geçip ardından hesabını kapatanların etrafındaki çember artık tamamen daralmıştır.

Aydınlatılan dosyalar arasında ise öyle olaylar var ki, okuduğunuzda insanın kanı donmakta, "bu kadar da olmaz" dedirtmektedir. Kırıkkale’de 2014 yılında sırra kadem basan Hüseyin Okumuşoğlu'nun dosyasını hatırlayalım. Yıllarca "kayıp" sanılan bu vatandaşımızın cansız bedeni, 2025 yılında bir ikametteki derin dondurucuda bulunmuştur. İşte kurulan Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı ve devletimizin adalet vizyonu ile bu dosya yeniden açılmış, iğneyle kuyu kazar gibi 98 kişinin ifadesine başvurmuş, 112 farklı kurum ve kuruluşla yazışma gerçekleştirmiştir. Sonuç? Tespit edilen 17 şüpheliden 16'sı bir sabah vakti düzenlenen operasyonla adaletin şefkatli ama tavizsiz kollarına teslim edilmiştir.

Ya Ankara'da yaşanan o seri cinayetler zinciri? 2015 yılında aynı yöntemle, adeta bir hayalet gibi gerçekleştirilen 3 kasten öldürme ve 6 kasten öldürmeye teşebbüs olayı yıllarca gizemini korumuştu. Hasan Saygın, Muhsin Demirdirek ve Mustafa Çağmaoğlu'nun katledildiği, 6 kişinin canına kastedildiği olaylar, devletin titiz hafızası sayesinde tek bir isme, M.Ö. isimli şüpheliye uzanmış ve bu seri katil 7 Ağustos'ta tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.

Mardin Nusaybin'de 2012 yılında işlenen, insanın yüreğini parçalayan o vahşet... İsmail Akın ile daha hayatının baharını bile görememiş henüz 10 yaşındaki kızı Elif Akın'ın katledilmesi. Bu dosya tam 14 yıl sonra tozlu raflardan indirilmiş, beyanlardaki çelişkiler, HTS ve baz kayıtlarıyla harmanlanarak 15 şüpheli dört ilde eş zamanlı dev bir operasyonla gözaltına alınmıştır. Osmaniye'de 2019'da evlerinde katledilen Mustafa ve Hüsna Ala çiftinin katili Y.K., olay yeri baz kayıtları ve PTS verilerinin yeniden taranmasıyla 21 Ağustos'ta tutuklanmıştır. İstanbul'da 12 Eylül 2022'den beri kayıp olan Zeynep Yıldırım cinayetinde Fethi Dağlı'nın sorgusuyla 1 Eylül 2026'da cesede ulaşılmış, Manisa Akhisar'da 2016'da öldürülen Abdurrahman Aysu cinayetinde 7 şüpheli, Kızılcahamam'da 2018'de öldürülen Emrah Daşdemir dosyasında Halil Can Çelik yakalanmıştır.

Hiç kimse, makamı, nüfuzu veya arkasındaki güç ne olursa olsun, hiçbir karanlık el bu cinayetlerin üzerini küllerle örtemeyecektir.

Tüm bunlar, sıradan polisiye başarılar değil; devletin, vatandaşının bir damla kanı için dünyayı ayağa kaldıracağının ilanıdır. Ancak bu sürecin en kritik, devlet aklını ve jeopolitik hesaplaşmayı en derinden ilgilendiren hamlesi şüphesiz Kaşif Kozinoğlu dosyasıdır. Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu, Asya'nın derinliklerinde, Afganistan'dan Orta Asya'ya kadar Türkiye'nin çıkarları için mücadele etmiş bir isimdi. Tutuklu bulunduğu Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 12 Kasım 2011 tarihinde "rahatsızlanarak" hayatını kaybettiği açıklanmış, olay aceleyle örtbas edilerek 10 Nisan 2012 tarihinde takipsizlik kararıyla kapatılmıştı. FETÖ'nün yargı ve emniyetteki en güçlü olduğu, kurumlara sızarak devleti zehirlediği o karanlık günlerde bu ölümün ardındaki sır perdesi bilerek kapatılmıştı. Ancak Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı bu dosyayı yeniden açtı. Silivri Sulh Ceza Hâkimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla o kirli takipsizlik kararı yırtılıp çöpe atıldı. Bugün gelinen noktada, olay tarihinde o cezaevinde görev yapan 11 şüpheli hakkında işlem başlatıldı, 10'u gözaltına alınırken 1 kişinin FETÖ firarisi olarak yurt dışında olduğu saptandı. Bu, sadece bir cinayet soruşturması değil; devletimizin FETÖ kumpasları ve derin yapıların ihanetleriyle girdiği amansız mücadelenin en somut göstergesidir.

Öte yandan, sadece sokaktaki vatandaşın değil, siyaset ve inanç dünyasının kritik figürlerinin şüpheli ölümleri de artık yeniden sorgulanmaktadır. Eski Ulaştırma Bakanı ve Süleymancılar cemaatinin eski lideri olan Arif Ahmet Denizolgun'un ani ve kamuoyunda ciddi şüpheler uyandıran ölümü, yıllarca "kalp krizi" denilerek geçiştirilmiş, ardındaki cemaat içi güç savaşları, finansal ve siyasi rant çatışmaları hasıraltı edilmiştir. Kozinoğlu dosyasını 15 yıl sonra yeniden açarak FETÖ bağlantılarını deşifre eden kudretli devlet aklı, Denizolgun’un şüpheli ölümünün ardındaki sis perdesini de dağıtacak, dini yapıların içine sızmış karanlık ağların rant ve iktidar uğruna işledikleri iddia edilen suçlarını da tek tek gün yüzüne çıkaracaktır. Hiçbir tarikat, hiçbir holding, hiçbir istihbarat ağı devletin adalet kılıcından daha keskin, devletin hafızasından daha derin değildir.

Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek'in altını kalın çizgilerle çizdiği "Aradan kaç yıl geçerse geçsin hiçbir dosyayı unutmayacak, hiçbir faili meçhulün peşini bırakmayacağız" iradesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin Yeni Yüzyıl manifestosudur. Kamu vicdanında açık kalan hiçbir dosyanın sahipsiz kalmayacağı, ulaşılan her yeni izin peşinden kararlılıkla gidileceği bu yeni dönem; suçluların, kumpasçıların, terör baronlarının ve ihanet şebekelerinin korkulu rüyası olmaya devam edecektir.

Artık bu topraklarda "faili meçhul" adı altında suçları ört bas etme devri kapanmıştır. Devletin gölgesine saklanarak millete pusu kuranların, istihbarat örgütleri ve dış mahfillerden aldıkları talimatlarla dosyaları karartanların devri kapanmıştır. Türkiye Yüzyılı'nın lügatinde meçhul yoktur; sadece 'faili belli' piyonlar, deşifre edilmiş tetikçiler ve bu milletin çelik iradesi karşısında hesap vermek üzere yargı önüne çıkarılan vatan hainleri vardır. Milletimiz müsterih olsun; devlet, kendi adalet nizamını, yitip giden her bir canın hakkını savunarak, sarsılmaz bir kudretle Türkiye Yüzyılını emin adımlarla inşa etmektedir.