Bazı dosyalar kapanır ama bazı acılar kapanmaz.
Aradan on yıl, on beş yıl, hatta daha fazlası geçse de bir annenin evladını kimin öldürdüğünü bilmemesi, bir çocuğun babasının katilinin bulunmasını beklemesi, bir ailenin yıllarca aynı soruyla yaşaması devlet açısından yalnızca “eski bir soruşturma dosyası” olarak görülemez.
Faili meçhul cinayetler tam da bu nedenle adalet sisteminin en ağır yüklerinden biridir.
Ve bugün Türkiye'de bu dosyalar konusunda dikkat çekici biçimde yeni bir dönem başlıyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek döneminde 24 Nisan 2026 tarihinde Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının kurulması, kanaatimce bu alanda atılmış sıradan bir idari adım değil. Bu karar, yıllardır çözülemeyen dosyaların kaderine terk edilmeyeceğini ortaya koyan yeni bir devlet politikası anlamına geliyor.
Çünkü artık mesele yalnızca yeni suçların soruşturulması değil.
Yıllar önce işlenmiş ancak faili bulunamamış suçların da yeniden masaya yatırılması söz konusu.
Beş ay dolmadan 40 dosya aydınlatıldı
Ortaya çıkan tablo, kurulan yapının kâğıt üzerinde kalmadığını gösteriyor.
24 Nisan'dan bugüne kadar Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıklarıyla yürütülen çalışmalar sonucunda 40 dosyada, 46 maktul ve 7 yaralının bulunduğu faili meçhul olayın aydınlatıldığı açıklandı.
Son olarak üç ayrı dosyada yapılan çalışmalar bunun nasıl gerçekleştirildiğini de gösteriyor.
İstanbul'da 2022 yılından beri kayıp olan Zeynep Yıldırım dosyası yeniden incelendi. Yıldırım'ın kaybolmadan önce iletişim kurduğu belirlenen ve başka bir cinayet soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Fethi Dağlı yeniden sorgulandı. Yapılan yer gösterme işleminin ardından bir kadın cesedine ulaşıldı ve şüpheli yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı.
Mardin Nusaybin'de İsmail Akın ile henüz 10 yaşındaki kızı Elif Akın'ın 2012 yılında öldürülmesine ilişkin dosya ise 14 yıl sonra yeniden ele alındı. Eski ifadelerdeki çelişkiler, HTS kayıtları, daraltılmış baz çalışmaları ve yeni bulgular birlikte değerlendirildi; dört ilde düzenlenen operasyonlarda 15 şüpheli gözaltına alındı.
Manisa Akhisar'da 2016 yılında öldürülen Abdurrahman Aysu dosyasında da yaklaşık on yıl sonra mevcut deliller yeniden değerlendirildi. HTS ve baz kayıtları tekrar incelendi, ifadelerdeki çelişkiler karşılaştırıldı, olay yeri ve mevcut deliller yeniden ele alındı. Çalışmalar sonucunda cinayetin failleri olduğu değerlendirilen kişiler ile suçun gizlenmesinde rol aldığı düşünülen şüphelilere ulaşıldı ve üç ilde gerçekleştirilen operasyonlarda 7 kişi gözaltına alındı.
Bu üç dosyanın ortak bir özelliği var:
Zaman geçmişti ama devlet dosyayı unutmamıştı.
Yeni teknoloji, eski delil
Faili meçhul soruşturmalarında belki de en önemli değişim burada ortaya çıkıyor.
On yıl önce sonuç vermeyen bir delil, bugün aynı delil değildir.
HTS kayıtlarının yeniden analizi, daraltılmış baz çalışmaları, dijital verilerin karşılaştırılması, kriminal inceleme imkânlarının gelişmesi, Adli Tıp teknolojilerindeki ilerleme ve farklı kurumların elindeki verilerin birlikte değerlendirilmesi yıllarca çözülemeyen bir dosyanın düğümünü çözebilir.
Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir.
Birilerinin o dosyayı raftan indirmesi gerekir.
Bir savcının eski ifadeleri yeniden okuması, kolluğun yıllar önceki baz kayıtlarına tekrar bakması, çelişkilerin tek tek çıkarılması, yeni teknolojiyle eski delillerin yeniden konuşturulması gerekir.
İşte Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının asıl önemi burada ortaya çıkıyor.
Faili meçhul dosyaların takibi artık münferit çabalara bırakılmak yerine kurumsal ve sürekli bir çalışma alanına dönüştürülüyor.
Akın Gürlek döneminin önemli adımlarından biri
Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı döneminde ortaya koyduğu yaklaşımın merkezinde “cezasızlıkla mücadele” vurgusu bulunuyor.
Faili meçhul dosyalarda başlatılan çalışma ise bunun belki de en somut karşılıklarından biri.
Çünkü cezasızlıkla mücadele yalnızca bugün suç işleyen kişiyi yakalamak değildir.
On dört yıl önce suç işlediğini düşünüp artık kendisine ulaşılamayacağına inanan kişinin kapısının da yıllar sonra çalınabileceğini göstermektir.
Bunun çok önemli bir caydırıcılık mesajı vardır:
Takvim yapraklarının değişmesi, suçun unutulduğu anlamına gelmez.
Deliller yeniden incelenebilir.
Tanıklar yeniden dinlenebilir.
Eski ifadelerdeki çelişkiler yeniden sorgulanabilir.
Teknoloji dün görülemeyeni bugün görünür hâle getirebilir.
Ve dosya yıllarca rafta beklemiş olsa dahi adalet yeniden o dosyanın peşine düşebilir.
Devletin hafızası zamandan uzun olmalı
Faili meçhul dosyaların çözülmesinin yalnızca cezalandırma boyutu da yok.
Bir yakınını cinayete kurban vermiş ve yıllarca failin kim olduğunu öğrenememiş aile açısından devletin yıllar sonra kapısını çalıp “Dosyanızı unutmadık” demesinin başka bir anlamı vardır.
Bu, devlet ile vatandaş arasındaki adalet bağını yeniden kurar.
Çünkü güçlü bir hukuk devletinin hafızası suçlunun sabrından daha uzun olmak zorundadır.
Fail, yılların kendisini koruyacağını düşünmemelidir.
“Yeterince zaman geçerse bu dosya unutulur” rahatlığına sahip olmamalıdır.
Bugün ortaya çıkan sonuçlar, Türkiye'de faili meçhul dosyalar bakımından tam da bu anlayışın değişmeye başladığını gösteriyor.
24 Nisan'da kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı henüz birkaç aylık bir yapı.
Buna rağmen 40 dosyanın aydınlatılmış olması küçümsenecek bir başlangıç değildir.
Asıl önemli olan ise bunun sürdürülebilir hâle getirilmesidir.
Türkiye'nin farklı şehirlerinde yıllardır çözülemeyen dosyaların tek tek çıkarılması, yeni teknolojik imkânlarla yeniden incelenmesi, savcılık-kolluk-Adli Tıp koordinasyonunun güçlendirilmesi ve elde kalan en küçük delilin dahi yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Çünkü adaletin bazen gecikebildiği doğrudur.
Ama devletin vermesi gereken mesaj çok daha nettir:
Dosya eskir, delil eskir, hatıralar silikleşebilir.
Fakat cinayet unutulmaz.
Akın Gürlek döneminde faili meçhul dosyalarda başlatılan yeni dönemin en güçlü cümlesi de sanırım budur:
Aradan kaç yıl geçerse geçsin, adaletin dosyası kapanmaz.