☰
✕

FON KRİZİ VE TARİHÎ KONUŞMANIN PERDE ARKASI: GÜVEN, ADALET VE AK PARTİ'NİN KURULUŞ KODLARI

Abone Ol

Türkiye’nin gündemini uzun süredir meşgul eden fon meselesine, finansal boyutunun ötesinde, güven ve siyaset perspektifinden bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Yaklaşık 450 bin vatandaşımızın mağduriyet yaşadığı bu süreç, yalnızca yatırımcıların kayıplarından ibaret değil. Türkiye’nin en güçlü finansal kurumları arasında yer alan bankacılık sistemine ve uluslararası ölçekte güven kazanan sermaye piyasalarımıza duyulan güven de ciddi biçimde sınanıyor.

Oysa Türk yatırımcısı, geçmişte yaşanan sayısız ekonomik krize rağmen yatırım yapmaktan, üretmekten ve büyümekten vazgeçmeyen; şartlar ne olursa olsun çözüm arayan, dirayetli bir profile sahiptir. Böylesine güçlü bir yatırımcı kitlesinin yalnızca ekonomik kayıplarla değil, geleceğe dair güven endişesiyle de karşı karşıya kalması, meselenin asıl ağırlığını ortaya koyuyor.

Daha da tehlikelisi, toplumda siyasi bağlantıları bulunan kişilerin hesap vermeyeceği, suçluların yanına kâr kalacağı yönünde bir algının oluşmasıdır. Ancak yürütülen soruşturmalar kapsamında iş insanlarından fon yöneticilerine, siyasetçilerden bürokratlara kadar farklı isimlerin, konumlarına ve ilişkilerine bakılmaksızın yargı süreciyle karşı karşıya kalması, meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor.

Gündemdeki isimlerden birinin partiden ihraç edilmesi ve siyasi nüfuz sahibi kişilerin de soruşturma kapsamında bulunması, bu sürecin siyasi ve toplumsal önemini artırıyor. Medyada öne çıkan isimler üzerinden tartışmalar yürütülürken, arka planda yaşanan gelişmelerin ve soruşturmanın bütününün gözden kaçırılmaması gerekiyor. Elbette burada belirleyici olan, kişilerin kimliği değil, yargı sürecinin bağımsızlığı ve herkes için eşit işlemesidir.

Gelelim Cumhurbaşkanımızın AK Parti Genel Merkezi kürsüsünden yaptığı konuşmaya…

Bana göre bu konuşma, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana ortaya koyduğu siyasi çizgi açısından son derece dikkat çekiciydi. Kürsüden yalnızca bir siyasi değerlendirme değil; serzenişin, kırgınlığın, öfkenin, inancın ve kararlılığın iç içe geçtiği güçlü bir mesaj verildi.

Bu mesajın merkezinde, AK Parti’nin kuruluş yıllarındaki temel değerler vardı: Garip gurabanın, fakir fukaranın yanında olmak; toplumun her kesimine dokunmak; sekülerinden muhafazakârına, Alevisinden gayrimüslimine kadar herkese ulaşmak ve gönül kazanmak için kapı kapı dolaşmak…

Bir yanda bu hareketin başarısı için ailesinden, çocuklarından ve işinden fedakârlık eden insanlar; diğer yanda siyasi gücü ve nüfuzu kişisel menfaatleri için kullananlar…

Konuşmanın en çarpıcı tarafı, bu iki anlayış arasındaki farkın açık biçimde ortaya konulmasıydı. Yılların emeğiyle kazanılan siyasi itibarın, kibirli tavırlarla ve vatandaşa tepeden bakan bir anlayışla zedelenmesine karşı güçlü bir hatırlatma yapıldı.

Aslında bu konuşma, AK Parti’nin 25 yıllık siyasi başarısının hangi değerler üzerine inşa edildiğinin yeniden hatırlatılmasıydı. Çünkü hiçbir siyasi hareket, kendisini var eden ilkelerden uzaklaşarak kalıcı başarı sağlayamaz. Güç, sorumlulukla taşınmadığında; makam, hizmet aracı olmaktan çıkıp kişisel imtiyaza dönüştüğünde, en büyük zararı yine o hareketin kendisi görür.

Cumhurbaşkanımızın konuşmasından çıkardığım temel mesaj şudur: Hiç kimse siyasi kimliğini, makamını veya yakınlıklarını hukukun üzerinde göremez.

Bugün milyonlarca insanın beklentisi de tam olarak budur: Adaletin tecelli etmesi, sorumluların hesap vermesi ve vatandaşın hakkının korunması…

Çünkü ekonomik krizler aşılabilir, piyasalar yeniden güçlenebilir ve sermaye yeniden büyüyebilir. Ancak toplumun devlete, adalete ve finansal sisteme duyduğu güvenin yeniden inşası çok daha büyük bir sorumluluk gerektirir.

Cumhurbaskanimizin mesajindan anlasilan sudur ki siyasetin gerçek gücü, sahip olduğu nüfuzdan değil, milletin gönlünde kazandığı güvenden gelir. O güveni korumanın yolu ise kuruluş ilkelerine sadakatten, adaletten ve kim olursa olsun yanlış yapanın karşısında durabilmekten geçer.