Fransa’nın Kıbrıs muhasebesi

Abone Ol

Kıbrıs’ta iki toplum temelinde tek bir devletin kurulması amacıyla yürütülen müzakerelerden bugüne kadar hiçbir sonuç elde edilemedi. Kıbrıs’ta çözüm arayışlarına son noktayı koyan ve böylece olası çözüm denemelerini bloke eden gelişme Avrupa Birliği’nin (AB) 1 Mayıs 2004’te çözüm girişimlerinin sonucundan bağımsız olarak Kıbrıs’ın tamamını üye olarak kabul etmesi oldu. Dolayısıyla AB almış olduğu bu stratejik kararla adadaki statükoyu üstü kapalı bir şekilde onaylayarak, adayı çözümsüzlüğe mahkûm etti. Öncelikle bu karar, Kıbrıslı Rumların çözüm için bir anlaşma arama motivasyonunu ortadan kaldırdı.

Böylece AB üyeliğinin teşvik edici unsuru ortadan kayboldu. 2004 sonrası gelişen olaylara Kıbrıslı Rumların gözüyle bakıldığında, kendi koşulları dışında bir anlaşmaya varmak için herhangi bir zorlayıcı veya teşvik edici bir faktör bulmak mümkün değildir. O nedenle mevcut şartlar altında ellerindeki güçten feragat etmek doğal olarak işlerine gelmemektedir. Maalesef uluslararası toplum ve siyasi aktörler bu gerçeği kabul etmede isteksiz davranmaya devam etmektedir. Dahası bilinçli bir şekilde, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde Kıbrıs önemli bir bahaneye dönüştürüldü. Bu konuda üzerine gidilmesi ve düşünülmesi gereken nokta, “Kıbrıs bahanesinde” Fransızlar ile Rumların birlikte hareket etmesidir.

Daha açık bir ifadeyle, Fransız diplomatlar ve üst düzey yetkililer, Türkiye’nin üyeliğini engellemek için Kıbrıslı Rumlarla sıkı bir işbirliğine girdiler. Daha geriye gitmekle birlikte, 2005 yılından beri Fransa’nın Kıbrıs’ta üs edinme çalışmalarına hız vermesi, yeni keşfedilen doğalgaz enerji kaynakları ve Fransa’nın en önemli projesi olan “Akdeniz İçin Birlik” gibi önemli politika ve stratejiler hesaba katıldığında, Türkiye-Kıbrıs ve Türkiye-AB ilişkilerinin genel anlamda söylenen klişe sözleri aşan, uzun soluklu siyasi ve ekonomik bir muhasebeye dayandığı görülmektedir.

Her ne kadar Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin öncülüğünde büyük beklentilerle oluşturulan Akdeniz İçin Birlik projesi Arap Baharı sonrası ciddi ölçüde sorgulanmaya başlasa da, Fransa’nın bu projeyi hala canlı tutmaya çalıştığı bilinmektedir. Bunun nedeni, Akdeniz İçin Birlik projesinin Fransa’nın Akdeniz siyasetine önemli bir şemsiye görevi sağlamasıdır. Zira bu projeye AB’nin bir diğer lokomotif gücü Almanya başından beri karşı çıkmıştır. Almanya, Fransa’nın bu proje sayesinde AB’nin imkânlarıyla, Akdeniz’e kıyısı bulunan AB ülkelerini kendi etrafında toplayacağını düşünmüştür. Almanya projeye destek için, bunun sadece Fransa’nın bir projesi olarak değil, Berlin – Paris ekseninde tüm AB üyelerinin katılımıyla yürütülecek bir Avrupa projesi olma şartını öne sürmüştür. Aksi durumda Fransa’nın tek başına Akdeniz gücü olmasına müsaade etmiş olacaklardı.

Fransa’nın bu projeyle Akdeniz’de kendi nüfuz alanını genişletmeyi arzuladığı ortadadır. Bu nedenle de, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs ile yakın ilişkiler kurmayı hedef haline getirmiştir. Bu bağlamda Fransa, Türkiye-AB ilişkilerini Akdeniz hesapları üzerinden bir değerlendirmeye tabi tutmuştur. Bu sebeple Türkiye’nin hem Avrupa’da hem de Akdeniz’de etkin bir rol oynamasını sürekli engellemeye çabalamıştır. Günümüzdeki Rusya-Türkiye yakınlaşmasına da bu açıdan yaklaşıyor.  Fransa, AB üzerinden Kıbrıs Rum Yönetimi’ne sağladığı destekle, Kıbrıs’ı bütünleşik bir güç olmaktan uzaklaştırmıştır. Çünkü Güney Kıbrıs’ı kendi siyasi, ekonomik ve askeri gücüne bağımlı hale getirmek Fransa’nın çıkarlarına uyum göstermektedir. Fransa’nın buradaki asli hedefi, Mısır ve Kıbrıs üzerinden Avrupa ve Afrika enerji pazarını ele geçirip yönetmektir. Bu amaç doğrultusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi ve AB’nin başat gücü Fransa, enerji şirketleri ve donanmasıyla Doğu Akdeniz’de yoğun bir diplomatik, askeri ve ticari faaliyet yürütmektedir. Bu açıdan konuya bakıldığında, Fransa’nın kendi çıkarlarına uygun bir çözüm modeli ortaya çıkana kadar, Kıbrıs’ta bölünmüşlüğü yani statükoyu savunduğunu söylemek mümkündür.