Mortal Kombat 2
Dövüş oyunları tarihinin en köklü efsanelerinden biri olan, ancak beyazperdedeki makûs talihini bir türlü yenemeyen Mortal Kombat serisinin son halkası Mortal Kombat II vizyondaki yerini aldı. Kariyeri sadece bu seriden ibaret olan yönetmen Simon McQuoid, sinematik anlatının temel unsurlarına dikkat edeceğine, reklam estetiğindeki vizör oyunlarıyla koca evreni ayağa kaldırmaya çalışarak, projenin baştan ölü doğmasına neden oluyor. Sinemanın, sadece estetik karelerin ve sahnelerin ardı ardına dizilmesi değil, bir tutarlılık disiplini olduğunu çözememiş gözüken McQuoid’in elinde harcanan bu ikinci film, ne yazık ki kötü kurgulanmış bir tanıtım videosu niteliğinde.
Filmin hikâye düzlemine geçildiğinde; izleyici, bırakın tali hikâyeleri, bir ana olay örgüsü dahi göremezken, sadece birbirine kaba kurguyla tutturulmuş parçalı dövüş sekansları buluyor. ‘Earthrealm’in kaderini belirleyecek olan kadim turnuva, bu kez yerini anlamsız bir oradan oraya savrulma haline bırakmış durumda. Antagonist-protagonist karmaşasında, karakterlerin neden ve nasıl bir arada olduğu, nereye gittikleri ya da neyi korumaya çalıştıkları sorusu, aralara serpiştirilen ‘fatality’ soslu yapmacık dövüşlerin gürültü-patırtısı arasında kaybolup gidiyor.
Senaryo metni bir dramatik yapı kurmak yerine, izleyiciye bir bilgisayar oyununun ara sahnelerini izletmeyi tercih etmiş gözüküyor. Mekanik ve duygu dünyasından uzak diyaloglar, karakterler için birer yön tabelası gibi çalışarak, izleyiciyi bir sonraki sahneye hazırlama amacından öte gidemiyor. Hikâyenin içinde ne bir ruhsal derinleşme, ne bir karakterin tekâmülü, ne de izleyiciyi sarsacak bir duygusal patlama mevcut. Dolayısıyla herhangi bir katarsisin de beklenemediği film, başladığı noktadaki sığlığıyla bitiş çizgisine ulaşıyor.
Tutuk mimikler, inandırıcılıktan uzak, mekanik tepkilere sahip oyunculuklar da izleyicinin karakterle özdeşleşmesini imkânsız hale getiriyor. The Lord of the Rings, Star Trek, Riddick gibi başarılı filmlerin ardından kariyeri tepetaklak aşağı giden, ‘Johnny Cage’ rolündeki Karl Urban ve ‘Kano’ karakterini canlandıran Josh Lawson’ın aşırı gereksiz esprileri filmin onca vahşet ve ciddiyet iddiası arasında sırıtıyor. Buna bir de duygusal yoğunluk gerektiren sahnelerde, özellikle kadın oyuncuların sergilediği donuk tavırlar eklenince, filmin ciddiye alınma çabası bir parodiye dönüşüyor.
Dijitalin soğuk ve plastik dokusundan bir türlü kurtulamayan sinematografi, filmin atmosferini derinlikten yoksun, stüdyo sınırları içinde, karton bir dünyaya hapsediyor. Böylesi yapay atmosferler genel de set, kostüm veya ses tasarımıyla kurtarılmaya çalışılırken, burada kostüm ve makyajların yapaylığı da sinemanın gerçeklik illüzyonu yaratma misyonunu tamamen baltalayacak seviyede. Ses tasarımı ve müzikler ise tam bir kakofoni.
Oysa oyun dünyasından sinemaya transfer olan yapımlar arasında, bu türün nasıl yapılabileceğine dair çok sağlam örnekler mevcut. Atmosfer yaratmada gayet başarılı olan Silent Hill, Resident Evil, Prince of Persia, Tomb Raider, Ready Player One vs. gibi yapımlar düşünüldüğünde, Mortal Kombat 2 son derece sönük kalıyor. Söz konusu bu yapımlar, tek parça ve kusursuz bir kumaştan dokunmuşken; McQuoid, oyunun köklü mirasından kopardığı yamaları üstünkörü bir dikişle tutturmaya çalışan başarısız bir terzi gibi davranıyor.
Mortal Kombat serisinin sinematik geçmişine baktığımızda, bu son halkanın sadece seleflerinin değil, kendi mirasından da ne kadar uzaklaştığı görülüyor. Paul W.S. Anderson’ın yönettiği, 1995 yapımı, Christopher Lambert’lı ilk Mortal Kombat, teknik imkânların kısıtlılığına rağmen bugün hala bir kült olarak anılıyor. Dönemin ruhunu yakalayan ikonik müzikleri, karakterlerine tanıdığı alan ve kendi içinde tutarlı bir evren tasavvuru sunan film, dövüş sanatları sinemasıyla oyun estetiği arasında bir köprü kurmaya da çalışıyordu. Simon McQuoid ise ne 90’ların o samimi aksiyon enerjisine ne de modern sinemanın derinlikli anlatı diline temas edebiliyor; ortaya sadece ruhsuz bir CGI yığını koyabiliyor.
Ezcümle; Mortal Kombat II, modern blockbuster sinemasının en büyük tuzağına düşerek, hikâye anlatma misyonunu bir kenara itip, sadece marka değerinin ekmeğini yemeye çalışan vizyonsuz bir yapım. Senaryo boşlukları ile vasat prodüksiyon tasarımı bir araya geldiğinde, sinematik bir başarı hikayesi sunmak yerine, teknik bir veri yığını olmaktan öteye gidemiyor. Bir filmin sadece dövüş sahnelerinden ibaret olamayacağını, o sahnelerin arkasında yatan bir veya birden fazla hikâye olması gerektiğini, izleyici bir kez daha acı bir şekilde tecrübe ediyor. Kendi mitolojisinin ağırlığı altında ezilen Mortal Kombat II, bir efsaneyi yaşatmak yerine, onu ruhsuz bir dijital kargaşanın içine gömerek izleyicisine sadece 'Game Over' dedirtiyor.