Gecikmiş bir vefa kalıntısıyla…

Abone Ol

Çok türkü dinlerim. Daha çok da etnik şarkılar dinlerim. Ama ne zaman bozlak dinlesem daha bir içlenirim. Bugün, uzun zamandır dinlemediğim Rodrigo Gitar Konçertosu'nu dinlemek düştü aklıma. Şu anda onu dinliyorum. Bu konçertoyu sanırım lise yıllarında epey dinlemiştim.

Kendimi bilmeye başladığım, ülkemi tanımaya ve sevmeye başladığım, ilk aşık olduğum, ilk ayrılıkları ve ilk hasretleri yaşadığım zamanlardır, Rodrigo…

Sosyal medyada çokça zaman geçiriyorum. İnsanları dinliyorum. Bedenimi dinliyorum. Para harcıyorum. Alışveriş merkezlerine gidiyorum. Pikniklere, davetlere katılıyorum. Düğün ve cenaze törenlerine daha sık gider oldum. Anlıyorum ki o konçertonun ve ilk dinlediğim bozlağın üzerinden epey bir zaman geçmiş.

Çok yağmurlu bir bahar günüydü. Seçime günler vardı. İstanbul’daydım. Adını ilk kez duyduğum bir adam, İstanbul belediye başkanı seçilmişti. Medyada onun hakkında epey haber çıkıyordu. Sürekli suçlayan, hesap soran, itham eden haberler. Sürekli savunmada olması isteniyordu âdeta. Rahat bir adamdı. Uzun adamdı. Yine kazanan adamdı. Kavga eden adamdı.

Bugün bu yazıyı yazmazsam biliyorum, bir gün üzüleceğim. Hafta sonu seçimin sonucu ne olursa olsun; yiğidi öldür hakkını ver, kavlince yazacağım. Vicdanımı rahatlatmak, paye almak, birilerine yaranmak için yazmıyorum. Bu, bir vefa kalıntısı belki de…

Birileri ona “diktatör” derken, siyasi analiz yaptıklarını söyleyerek perdeleyip düşmanlıklarını yazarken objektif oluyor ama ben ona vefamı yazarken yalaka oluyorum. Belki de yazının özeti bu: Duygularını bilimsel analizmiş gibi kastıranların, objektif bakış açısına sahip olduğunu kafamıza vura vura konuşanların olduğu bir ülkede evet, ben de duygularımı yazacağım.

Sevdiklerinize oy vereceksiniz. Sonra da en doğru, en haklı, en dürüst onlar, diyeceksiniz. Şu konuda anlaşalım: Sevmiyorsunuz. Yaptıklarından, yapmadıklarından dolayı değil; varlığını sevmiyorsunuz. Karşınızdaki siyasi figürün sizden olmadığını biliyorsunuz ve sizden olanın hatasını nasıl görmüyorsanız; sevmediğinizin de doğrusunu aynı şekilde görmüyorsunuz.

Evet, benim sevdiğim liderin etrafında melek halesi yok. Peygamber değil. Filozof değil. Sadece soğuk savaş döneminin değil; dijital zamanların da siyasetçisi. Ben ne siyasetçiyim ne de sosyal medyada kendisine muhalif diyen edebiyatla iştigal eden ve her fırsatta iktidara, Recep Tayyip Erdoğan’a laf atan, hakaret eden, aşağılayıcı sözler yazanların meşrebince “sevmediğim”, “beğenmediğim”, "benimle aynı mahalleden olmayan”, icraattan çok laf üreten siyasilere hakaret etmedim. Yazma gereği bile duymadım. Ama başları ağrısa onu bile iktidardan bilen çok tanınmış yazar, şair ya da sosyal medya fenomeni hep muteber, hep analizci, hep bilimsel, hep haklı, hep hakları gasbedilmiş… Ne kadar çok söylerlerse o kadar çok gerçek ve doğru olarak kabul edilecek yalanlara sığınan insan… Burada duruyorum. "Bir yalanı ne kadar çok söylerseniz o kadar gerçek olur." kavlince yazan, konuşan, anlatanların muteber olduğu dünyada yaptıklarından dolayı, kazandırdıklarından dolayı, dik duruşundan dolayı yakınlık duyduğum bir lideri bile fısıltıyla övüyorum! Haklı olduğuna inandığımız bir insanı bile korka korka seviyoruz. Gizli gizli görmeye gidiyoruz. Günahmış gibi. Oysa her günahı meydanda olanların ahlaklı kabul edildiği bir zamanda; bürokratlarının ve yalakalarının yediği haltlardan dolayı kötülendiği, suçlandığı o kaba korodan korkuyoruz.

Recep Tayyip Erdoğan ölümlüdür. İnsandır. İnsanların önünü açmıştır. Konforun kapılarını açmıştır. Birçok insanın rüyasında göremeyeceği yerlere gelmesini sağlamıştır. Bir hayali olan liderdir. O hayale milyonları ortak etmiştir. Birçok düşmanın saygısını kazanmıştır.

Bu pazar seçim var. Kimilerine göre onun kaybedeceği ilk seçim. Kimilerine göre kazanacağı son seçim. Hakkını tevdi etmek için yazıyorum: Kazandıktan sonra yazanlardan olmayacağım. Kaybettikten sonra susanlardan olacak değilim. Onun hakkında olumlu yazmak hele böyle bir günde yalakalık değil; onun hakkında olumsuz söylemek inanın sizleri çok cesur ve adaletli yapmaz. En fazla, keyfinize göre yazdığınızı, işinize gelmediğini, sevmediğinizi gösterir. Düşmanlığınızın onun yaptıklarının, iyi icraatlarının üzerini kapattığını söyleyebilirim.

İslamcılık, demokrasi ve Avrupa Birliği, ekonomi… AK Parti bu üç sacayağı üzerine kurulmuştu. Evet, bunlarda yıpranmalar oldu. Yetersizlikler oldu. Hatta bu üç sacayağı kırıldı. Ama Recep Tayyip Erdoğan bir şeyin olabileceğini gösterdi insanlara. Çok çok muhalif arkadaşlarımın sesi geliyor kulağıma: Siyasetle nasıl zengin olunuyormuş, falan diyorlar. İnanın, Reisicumhur’un parası pulunu bilmiyorum. Afganistan’a, İran’a, Kosova’ya gittim, görev yaptım. Farklı ülkelerde bulundum. Ülkemi oradan uzun uzun izledim. Batan bir ülkeyi, yıkılmış insanları su yüzüne çıkardığını biliyorum. Pandemiye, Ukrayna ve Suriye savaşlarına rağmen dibi görmekten memleketi kurtardığını, ekonomik krize rağmen maaş artışları ve ekonomik iyileştirmelere gittiğini biliyorum. On bir şehri vuran depreme karşı nasıl bir irade gösterdiğini ve tüm zorluklara rağmen kriz ve kaosa izin vermeden yaraları sardığını biliyorum. Ayakkabı kutularına değil, memleketin yüzüne bakıyorum. Bu memleketin yüzünü güldüren adamdır Recep Tayyip Erdoğan.

Kaba bir dille, bıktık, yeter, değiştirelim dediğiniz bir oyun değil ki! Bu kadar da uzun süreyle yönetim olmaz ki; bu kadar uzun süreli ilişki olmaz, dostumdan bıktım, demeyiz. Dosttan az ötede durup geri onun yüreğine geliriz.

Her neyse… Yüz yılda bir; çalışan, üreten, kavga eden, yöneten, işi kotaran, adımıza sahip çıkan, eşeğe binen adamın altına Mercedes çeken bir adam geldi ve onu sevdiğini söylemek ayıpmış gibi susuyoruz. Abi, siz sevmediğiniz için kötü diyorsunuz; ben iyi olduğu için seviyorum. Devrimci olduğu için, sağ gösterip sol vurmadığı için, yorulduğu için, hata yapabildiği için, affedebildiği için, öfke duyduğu için, başkaları adına kavga edebildiği için, aldandığı için, söylediklerini yaptığı için, her şeye yetişemediği hâlde her şeye yetişecek organizasyonlara yol verdiği için, bize küfredemediklerinde, ona küfrettikleri için, bir inancı, bir milleti onun şahsında sevip onun şahsında hor gördükleri için… Evet, o bir sembol. Çalışan, yorulan, hayal eden, hayalini gerçekleştiren, yıpransa da ahde vefa gösteren, toparlayan bir sembol. Ve insan olduğu, ağlayabildiği için, irade ortaya koyduğu için kıymetli. Savunan Adam Erbakan'ın talebesi olduğu için kıymetli. "Türkiye, Türkiye'den büyüktür." sözünün gerçeğini bildiği için... Bir vefa kalıntısı ile şimdi bir "bozlak" dinleyeceğim...