GENÇLİK NEREYE GİDİYOR?

Abone Ol

Değerli okurlarım,

Söze başlığımı düzelterek başlayayım.

Bugün Türkiye’de en çok sorulması gereken soru şu: Gençlik nereye gidiyor değil, biz gençliği nereye sürüklüyoruz? Çünkü ortada bireysel bir sapma değil, toplumsal bir yön kaybı var.

Bugün Türkiye’de gençlerin önemli bir kısmı ne eğitimde ne istihdamda ne de üretimin içinde. Araştırmalar gösteriyor ki gençlerin yaklaşık %28’i “ne okuyor ne çalışıyor” kategorisinde. Daha da çarpıcı olan şu: çalışmayan gençlerin üçte ikisi iş aramayı bile bırakmış durumda. Mesele işsizliği de geçti yani. Gençlik, vazgeçmişliğin kıyısında.

Gençlik meselesini romantik cümlelerle açıklayamayız. Bu işin temeli ekonomi. Genç işsizlik yüzde 10’nun üzerinde. Bir araştırmaya göre gençlerin yarıdan fazlası geçimin ailesinden sağlıyor. Ekonomik bağımsızlığını kazanamış bir nesil ne hayal kurabilir ne evlenip bir yuva kurabilir. Peki kendi ayakları üzerinde duramayan bir gençlik kime yaslanacak.

Okuyor ama karşılığını alamıyor

Çalışıyor ama yetmiyor

Hayal kuruyor yaşayamıyor

Böyle bir tabloda gençler her şeyden önce bir aidiyet bunalımı yaşar. Devletine küser topluma yabancılaşır. Şüphesiz bu karamsar tabloyu aydınlatan örnekler yok mu? Tabi ki var. Madden Teknofest gençliği, manen Ayasofya gençliği…

Ancak ben bardağın boş tarafından bakıyorum bu yazımda. Zira bu coğrafyada artık bazı şeylerin eksik kalması ağız tadını bozuyor.

Gençler siyasette daha çok yer almalı, sözleri ve hayalleri dikkate alınmalı. Siyasetten uzaklaşan gençlik uçlara kayar; ya apolitikleşir ya radikalleşir.

Bugünün gençliğin en büyük sorunu ne işsizlik, ne madde bağımlılığı, ne şiddet ne başka bir şey…En büyük sorun anlamsızlık.

Evet gençler, yaşanan hiçbir gelişmeyi anlamlandıramıyor. Hiçbir istatistik gençleri ikna etmiyor. Gençlik maddenin şeklini alamıyor, taşıyor veya sızıyor.

Ve uzaklardan bir ses duyuluyor: “Gençlik bozuldu.” Hayır efendim. Ne münasebet!

Gençlik bozulmadı. Zemin kaydı.

Yani görünen fotoğraf sebep değil sonuç.

“Bizim zamanımızda” diye başlayan cümleler kurmak yerine “zaman bizim zaman mı?” diye aklımıza getiriversek belki gençliği anlayacak bakış açısını yakalayabiliriz.

Devlet, medya, toplum, aile, birey… Herkes elini çabuk tutmalı

Zira kaybolan gençlik değil gelecek…