İlk olayın yaşandığı günden beri bunun bir cinayet olduğunu her platformda söyledim. Bugün gelinen noktada hazırlanan iddianameye baktığımda, o gün neden böyle düşündüğümü bir kez daha hatırlıyorum.
Rahmetli Güllü'yü, yani Gül Tut'u çok iyi tanırdım. Geçmişte yapımcılığını yaptığım birçok televizyon programına defalarca konuk olarak ağırlamıştım. Son görüşmemizde Yalova'da yaşadığını söylemiş, bir ara yeniden programlarımdan birine katılmak istediğini de ifade etmişti.
Onu tanıyan herkes bilir... Hayat dolu, güler yüzlü, insanlarla iletişimi güçlü, yaşam enerjisi yüksek bir kadındı. Kimseye kötülüğünü ne gördüm ne de duydum. Sahneye çıktığında salonu coşturan, dost meclisinde ise etrafına neşe saçan bir insandı. Arabesk ve Fantezi müziğinde kendine has yorumu, sesi ve sahne performansıyla hafızalara kazınmış isimlerden biriydi. Okuduğu eserler bugün hâlâ dillerde dolaşıyor.
İşte tam da bu yüzden ölüm haberini aldığım gün içime bir şey sinmedi.
"Camdan düştü..."
Ardından "İntihar etmiş olabilir."
Sonra "Alkollüydü."
Her kafadan farklı bir ses çıkıyordu.
Ben ise daha kamera görüntülerini görmeden, daha bilirkişi raporları hazırlanıp kamuoyuna yansımadan tek bir cümle kurdum:
"Bu bir cinayet."
Çünkü yaşamayı seven, yeniden sahneye çıkmak isteyen, geleceğe dair planlar yapan bir insanın hiçbir neden yokken kendisini camdan aşağı bırakacağına inanmadım.
Belki yanılıyor olabilirdim...
Ama gazetecilik bazen sadece gördüğünü değil, görünmeyeni de sorgulamaktır. Gazetecilik; ilk açıklamaya teslim olmak değil, sorular sormaktır. Ben de tam bunu yaptım. "Bu işte bir gariplik var." dedim ve araştırmaya başladım.
Yakın çevresini aradım.
Olayı bilenlerle konuştum.
Kendi kaynaklarımdan bilgi almaya çalıştım.
Bir süre sonra kamera görüntüleri ortaya çıktı. Ardından ses kayıtları...
İzledikçe ve dinledikçe kafamdaki soru işaretleri daha da büyüdü.
Üstelik Güllü'nün o gece sahne aldığı mekânın işletmecisi Ferdi Aydın'ın da benimle aynı şüpheleri taşıdığını gördüm.
Derken iddialar peş peşe gelmeye başladı.
Bugün ise dosya artık bambaşka bir noktada.
Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Güllü'nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter hakkında "tasarlayarak yakın akrabayı öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
Elbette bunun bir iddianame olduğunu, son sözü mahkemenin söyleyeceğini unutmamak gerekir. Hukuk devletinde hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Ancak iddianamede yer alan iddialar, bilirkişi raporları ve tanık anlatımları kamuoyunun dikkatle takip ettiği çok ağır bir dosyaya işaret ediyor.
Savcılığın değerlendirmesine göre olay gecesi Tuğyan Ülkem Gülter, arkadaşı Sultan Nur Ulu'dan annesinin çok sevdiği "Malkata" isimli roman havasını açmasını istedi.
İddiaya göre şarkı özellikle Gül Tut'u olayın yaşandığı odaya getirmek amacıyla açıldı.
Banyodan çıkan Gül Tut müziği duydu, odaya geldi, odadakilerle birlikte bir süre roman havası oynadı.
Savcılık, bunun planlanan eylemin bir parçası olduğu değerlendirmesinde bulundu.
İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından incelenen ses kayıtlarında ise düşmeden hemen önce genç bir kadın sesinin alaycı ve neşeli bir tonla "Hadi görüşüürüüüz..." dediği belirtildi.
Savcılık bu sözlerin Tuğyan Ülkem Gülter tarafından söylendiği kanaatine vardı.
İddianamede ayrıca bu sözlerin hemen ardından Gül Tut'un kalça altından iki elle kavranarak ayaklarının yerden kesildiği ve pencereden aşağı atıldığı iddiasına yer veriliyor.
Dosyadaki en dikkat çekici bölümlerden biri ise olay sırasında evde bulunan Sultan Nur Ulu'nun ifadeleri.
İlk ifadesinde Gül Tut'un alkollü olduğunu ve pencereden düştüğünü söyleyen tanık, daha sonra verdiği ifadede olayın farklı şekilde gerçekleştiğini anlattı.
Tuğyan'ın annesini iki eliyle kaldırarak aşağı attığını söyledi.
Üstelik avukatıyla yaptığı ve kayıt altına alınan telefon görüşmesinde, "Ben Tuğyan'ın yaptıklarının bedelini ödemek istemiyorum. Gidip gerçekleri anlatacağım." dediği de dosyada yer aldı.
Savcılık bu ses kaydını da sonradan verilen ifadeyi destekleyen önemli delillerden biri olarak değerlendiriyor.
Dosyada yer alan dijital incelemeler de en az bunlar kadar dikkat çekici.
İddianameye göre olay öncesinde "Saçta metamfetamin çıkar mı?", "Esrar saçtan kaç günde çıkar?", "Uyuşturucu saçtan ne zaman temizlenir?", "Kokain saçta ne zaman çıkar?" şeklinde internet aramaları yapıldığı, ayrıca antipsikotik bir ilaç olan Haloperidol hakkında araştırmalar bulunduğu öne sürülüyor.
Bunun yanında bir alışveriş uygulaması üzerinden "Çözülmemiş Davalar - Seri Katil - Dedektif Oyunu - Suçluyu Bulma" isimli kutu oyununun incelendiği de iddianamede yer alan tespitler arasında.
Bir başka dikkat çeken iddia ise olay sonrasında kamuoyunda mağduriyet algısı oluşturmak amacıyla "40 kiloya düştüm" şeklinde haberler yaptırmaya çalıştığı yönünde.
Eğer bu iddialar doğruysa, kamuoyunun vicdanını etkilemeye yönelik böyle bir çabanın kabul edilebilir hiçbir tarafı olamaz.
Daha sonra kamuoyuna cezaevinde Aleyna Çakır dosyasının sanığı Ümitcan Uygun ile mektuplaştığı ve aralarında bir yakınlaşma olduğu yönündeki iddialar da yansıdı. Bu iddialar da kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Ben burada kimseyi mahkûm etmiyorum.
Ben sadece şunu söylüyorum...
Bazen vicdan, bazı gerçekleri hukuk dosyasından çok daha önce hisseder.
Benim ilk gün hissettiğim de buydu.
Bugün dosyada yer alan gelişmelere baktığımda, o gün kurduğum cümlenin neden bu kadar güçlü olduğunu daha iyi anlıyorum.
Şimdi söz yargıda...
Mahkeme bütün delilleri değerlendirecek, tanıkları dinleyecek ve kararını verecek.
Bizim görevimiz ise yargıya saygı duymak, ancak gerçeklerin de sonuna kadar ortaya çıkmasını istemektir.
Çünkü adalet sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da tecelli eder.
Rahmetli Güllü artık aramızda değil.
Ama arkasında cevabını bekleyen çok büyük sorular bıraktı.
Dileğim odur ki, bu soruların tamamı yargılama sonunda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde cevap bulsun.
Çünkü gerçekler bazen geç ortaya çıkar...
Ama asla sonsuza kadar saklanamaz.