Ömrümüz tükendi…
Vallahi de billahi de bıktık…
Hani viral olan bir videoda vatandaşın biri “Bir değişiklik olsun artık, bıhtıh yaaa, bıhtıh yaaa…” diyor ya…
Aynen öyle diyorum sabah sabah…
Yok dürüstçe yazayım öğlen, öğlen…
“Bıhtıh yaaa, bıhtıh yaaa…”
Tüm toplum sosyolojisini AK Parti ve Erdoğan nefreti üzerinden okumanızdan “bıktık…”
Tırnağınız taşa deyince dindarları ağzınız köpüre köpüre “bağnaz, cahil, yobaz” diye tavsif etmenizden, bıktık, yorulduk, usandık…
Rica ediyorum başörtülüler, namaz kılanlar, oruç tutanlar oy kullanmasın bundan böyle… Depremzedeler, bu cüce magazin figürleri nereye işaret ediyorsa oraya oy versin.
Özetle…
Cumhuriyeti kurmak için ne diye zahmet edildi ki? Jakobenizm geri gelsin. Cahil, Milli Anadolu insanı yerine bu milleti “cahil” diye aşağılayan, millete tepeden bakan, soldan bakmayan herkesin eğitimini, kültürünü yok sayan bir kısım jakobenler (zorba, dayatmacı, tepeden inmeci) oy kullansınlar!
Zira bunların eşitlikten anladığı bu…
Bunların demokrasiden anladığı bu…
Bunların solculuktan anladığı bu…
Bunların Marksizm’den, Atatürkçülük’ten, Sosyalizm’den anladıkları bu…
Kendilerince iki kesim olarak görüyorlar toplumu, çağdaşlar ve diğerleri… Kendileri gibi olanlar ve diğerleri… Çünkü kendilerini halktan üstün görüyorlar. Kendi akıllarını fikirlerini putlaştırıyorlar!
(Narsistik kişilik bozukluğu…)
Herkes bir hayat yaşıyor değil mi? Herkes bir anne babadan doğuyor. Karakteri, kaderi, kendi yetiştiği ailede, coğrafyada şekilleniyor. Neden biri diğeri gibi olmak zorunda olsun? Herkes fikrini, siyasi görüşünü, inancını, diğerinin üstünsediği fikre, siyasi görüşe, inanca yontmak zorunda mı?
Yooook… Bu yüce şahsiyetlerin renk kartelasında iki renk var; ya ak ya kara… Ara renk yok.
Çağdaş tanımını bile kendilerince “dindar olmayan, İslami olmayan, Anadolulu olmayan” olarak yorumluyorlar…
“Çağdaş” ne anlama geliyor peki?
Aynı çağda yaşayan…
Yahu aynı anne babadan, aynı aile disiplini içerisinde her kardeş ayrı bir düşünce renginde, ayrı bir siyasi görüşte, ayrı eğitim düzeyinde, farklı kültür seviyesinde olabiliyor. Akrabaların her biri ayrı bir renk…
Bakış açılarımız bile parmak izlerimiz gibi birbirinden farklı… Homojen bir toplum yaratma düşü çok denendi ama en diktatör en zalim monarşiler tarafından bile başarılamadı.
Peki nedir derdiniz kardeşim?
Allah’ı bırakıp kayıtsız şartsız size mi teslim olalım yani? Sizi mi kutsayalım? Sizi mi putlaştıralım?
Bunlar açıkçası firavun gibi Tanrılığa oynuyorlar! Ellerinden gelse bir toplumu yok edip, sadece kendileri yaşayacaklar!
İşte demokrasi bunun için var… İnsan hak ve özgürlükleri bunun için var…Yoksa üzerine gün doğmamış kabile toplumlarında olduğu gibi inananları diri diri kılıçtan geçirmeleri işten bile değil!
Kahve…
Balzac, günde 50 fincan kahve içerdi… Bazen kahve çekirdeklerini kuru kuru bile yerdi.
Voltaire, 40-50 fincana kadar sınırlarını zorlardı.
Jack London, günde 40 fincan…
Kierkegaard, şeker küplerini bardakta yığıp üzerine kahve dökerek içmeyi severdi.
Gertrude Stein, dönemin sanatçıları ve yazarlarıyla kahve eşliğinde buluşurdu.
Benjamin Franklin, kahvehaneleri favori çalışma noktası olarak seçerdi.
İşte ben de bir kahve bağımlısı olarak gece vakti kupa kupa filtre kahve, 10 fincan Türk kahvesi içtikten sonra uykum kaçtı tabii. Jean-Jacques Rousseau’nun “Yalnız gezenin düşleri” modundan çıkabilmek için yine kitap okudum, balkona çıktım, kedimle oynadım…
Uykunun zerresi yok. Biraz da online takılayım derken, birinin Süleymancılar yorumunu izledim… Dindarlara “gericiler, bağnazlar” diye saydırıyordu.
Gerçi bize yabancı değil… Çocukluğumda neyse bu jakobenler şimdi de o…