Beslenme hayatın kendisi demektir, neslin devamı demektir, spor demektir, sağlık demektir, sanat demektir, ibadet demektir, başarı demektir, aile demektir...
Gıda hayattır!
Sosyolojik açıdan tarifi “gıda, beslenme, açlık” olarak yapabiliriz.
Ekonomik olarak ise “üretim, arz, tüketim” üçlüsüyle izah edebiliriz.
Her ne şekilde tarif edersek edelim; gıda sektörü stratejik bir sektördür, gıda ürünleri ise vazgeçilmez hayat kaynaklarımızdır.
Gıda dendiğinde akla ilk ekmek gelir.
Ekmeğimizi paylaşırız, yeni başladığımız bir işte ekmek vardır. Ekmeğimizin peşindeyizdir, ekmek parası için ter dökeriz.
Ancak ekmeğimizi “güvenli” tüketmeliyiz.
Paylaşırken “israf” etmemeliyiz!
Son günlerin en sıcak konularından birisi ekmek israfı!
Bu israfın neden olduğu ekonomik kayıplar korkutucu boyutlara ulaşmış durumda.
İsraf konusuna Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan da müdahil oldu. Çok sayıda farkındalık çalışması yapıldı.
Ancak, son israf verilerine göre pek ders aldığımız söylenemez.
Ekmek israfının Türkiye’ye faturası çok ağır oluyor.
Rakamlar farklı olsa da israf edilen ekmek maliyetiyle bilmem kaç adet okul, hastane, kütüphane yaptırılabiliyor. Yüz binlerce aç insan doyabiliyor…
Bunların hepsi doğru.
Türkiye Fırıncılar Federasyonu kaynaklarından öğrendiğimiz bilgilere göre ‘günde 2 milyon ekmek sadece fırınlarda israf ediliyor’. Gerisini siz düşünün artık!
Toplum sağlığı adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beyaz ekmek tüketimi yerine ‘tam buğday ekmeği’ tüketilmesi tavsiyesini hatırlarsınız. Bu tavsiyeyi yerinde bulanlar var elbet. Mevcut ekonomik şartlarda ütopya olmaya doğru gittiğini söyleyenlerin sayısı da az değil!
7-10 lira aralığında satılan beyaz ekmeğe karşılık, kepekli ekmek fiyatları 25 liralardan başlıyor.
Bazı tavsiyelerin uygulanabilirliği halkın satın alma gücüyle direkt orantılıdır.
Tam buğday ekmeği tüketimi, tuz tüketimi, israf etmeme bilinci vb. gibi eğitsel etkinlikler ve farkındalık kampanyaları düzenlenirken bunlar göz önünde bulundurulmalı.
Bir de “üç çocuk” meselemiz var tabii!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iştirak ettiği ‘çocuk’ temalı; nişan, nikah ve düğün konulu hemen her etkinlikte yeni çiftlere ve ailelere “üç çocuk” tavsiye ettiğine şahit oluyoruz.
Ancak, GDO'lu mısır ve buğdaylarla, toksik madde dolu ürünlerle beslenen insanların nasıl sperm ve yumurta üreteceğini de bilmek zorundayız!
Sayın Cumhurbaşkanı, “kısır hibrit tohum dayatılan bir toplumda, bunları yiyen insanların nasıl sperm ve yumurta üreteceğini” kendisine bu açıklamaları yaptıranlara sormalı diye düşünüyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı’na bu açıklamaları yaptıranlar, acaba yanlış yönlendirmede bulunuyor olabilirler mi diye insanın aklına gelmiyor değil!
Yakın geçmişte gıda güvenliğiyle ilgili iç karartıcı konulara şahit olmuştuk.
Maalesef aynı suistimaller zinciri devam ediyor.
Birçok kötü niyetli üretici, Türk Gıda Kodeksi’nin “açık uçlu mevzuatından” cesaret alarak halkın sağlığıyla oynamaya devam ediyor.
Gıda üreten iş yerlerinde “sorumlu müdür” olarak çalışan çok sayıda gıda mühendisi çarpık üretim politikalarına itiraz ettiği için işsiz kalmış, patron merkezli üretim çarkında kaybolup gitmişti.
Gıda boyasıyla esmer şeker üretenler, çoklu tüp metoduyla yapılan su analizleri, rogena katkı maddesiyle boyanarak tezgâhlanan kepekli ekmekler, arı görmeden üretilen ballar, doymamış patronların doymuş yağlarla evlerimize soktuğu sözde atıştırmalıklar, janjanlı ambalajlarda tüketime hazır eritme peynirler; demiri, pası dahi eriten asitli içecekler, dondurma diye minik bedenlere tükettirilen boyalı buz küpleri…
Birileri bizim bu yazılarımızdan, tüketicinin bilinçlenmesinden rahatsız olabilir. Ancak konu toplum sağlığıysa biz bunları gündeme taşımakla görevliyiz.
Katıksız zalimliklerle üretilen katkı maddeli sözde gıdaların hayatımızı nasıl zehir ettiğini yazmaya devam edeceğiz.
Sağlıklı beslenin, sağlıcakla kalın.