İçeriğinde onlarca katkı olan beyaz ekmekler, kontrolsüz tuz tüketimi, beyaz şekerler, nişasta bazlı şeker, glikozlar, fruktozlar…
Özellikle merdiven altı üreticilerin rağbet ettiği nişkoz ve fruktoz ile tatlandırılan tatlılar…
Tatlı ve poğaça üretiminde kullanılan margarinler…
Soya soslu kimyasal soslar, limon aromalı kimyasal sular, nar aromalı kimyasal ekşiler, meyve suyu diye satılan binbir kimyasallı sıvılar, dondurma diye yutturulan buzlu kimyasallar…
Bugüne kadar yukarıdaki sözde ürünleri tüketiciye yedirdiler, içirdiler...
En sonunda “margarin ve tereyağı tebliği” ile bu ürünlerin hayatımızdan nasıl çıkarılacağı tekrar gündeme geldi.
Toplum sağlığını direkt ilgilendiren gıda üretimi ve tüketimi konularında tebliğ trafiği yaşıyoruz.
Geçmişte yapılan hatalar bir bir tamir edilmeye çalışılıyor.
Zararın neresinden dönerseniz kârdır!
Yıllardır Türk Gıda Kodeksi’nin “bize” uygun olmadığını, yeniden yazılması gerektiğini dile getiriyorum.
Merhum Alev Alatlı’nın da dediği gibi, “Yasal olan her hak helal değildir”. Sırf gıda kodeksi müsaade ediyor diye, yiyecek ve içeceklerin içeriğine meçhul formüllerle hazırlanan malum zehirleri katmak, bu millete yapılmış ve yapılacak en büyük kötülüklerdendir…
Biz millet olarak helal hassasiyetiyle; kimyasallardan ari, katkılardan mahfuz bir gıda endüstrisine kavuşmak zorundayız.
Bugünkü gıda endüstrisi kendi çıkarları için halk sağlığını hiçe sayan bir anlayışla üretim yapmaktadır.
Buna karşı gelen, itiraz eden her kim varsa ya provokatör olmakla suçlanıyor ya trol damgası yiyor!
Yıllar önce benzer girişimlerde bulunulmuş, halk sağlığını önceleyen birtakım önemli adımlar atılmıştı.
Beyaz ekmek tebliği ve tuz tebliği ilk akla gelenler…
Dönemin Gıda ve Tarım Bakanı Mehdi Eker, tuz ve ekmek konularında ciddi hamleler yapmıştı.
2012 yılında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın yayınladığı “un tebliği” bizi umutlandırmıştı. Böylece kepekli ekmek tüketimi yaygınlaştırılarak toplum sağlığı korunacak, un verimi artacak, buğday ve ekmek israfının önüne geçilecekti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı dönemiydi. Erdoğan’ın, “Beyaz ekmek dönemini kapatıyoruz. Beyaz ekmeği sofralardan kaldıralım. Bizim dedelerimiz, ninelerimiz beyaz ekmek mi yiyordu?” sözleriyle vurguladığı kampanya çerçevesinde, 2013 yılında Başbakanlık yemekhanesinde beyaz ekmek servisi dahi durdurulmuştu.
Gelinen noktada değişen bir şeyin olmadığını üzülerek söylemek istiyorum.
Halk sağlığını ilgilendiren kanunların uygulanabilir ve sürdürülebilir yapıya kavuşturulması büyük önem taşıyor.
Bu kural bugün ne durumda hiç merak edeniniz oldu mu?
Beyaz ekmek tebliği sektörde ne kadar uygulanıyor, fırınlar bu uygulamaya riayet ediyor mu? Peki ya tüketiciler? Tüketiciler bu durumdan ne kadar haberdar? Daha önemlisi ise bu duruma karşı tepkileri ne?
Kocaman bir hiç! Burada eğitimsizlik ve ekonomik yetersizlik en önemli etken olarak öne çıkıyor.
Şimdi gelelim yeni hamlelere. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı “toplum sağlığını” önceleyen yeni uygulamaları hayata geçirmeye çalışıyor.
Zincir marketlerde tıbbi beslenme tedavisi gerektiren hastalıklara yönelik gıda satışı zorunlu hâle getirildi. Çölyak hastaları ve glüten intoleransına sahip bireyleri doğrudan etkileyen bu karar, glütensiz un, ekmek ve atıştırmalık çeşitlerinin daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşmasını sağlayacak.
Limon suyu izlenimi veren limon aromalı sos, limon sosu, limonlu sos ve benzeri isimlerle satılan ürünler 31 Aralık 2024'ten sonra yurt içinde piyasaya arz edilemeyecek.
Özellikle “fast food” şeklinde tabir edilen hızlı tüketim gıdalarını üretip bunları toplu hâlde tüketime sunan işletmelerde kullanılan kızartma yağlarına yönelik denetim seferberliği başlatılıyor.
Özetle…
Tarladan sofraya kadar olan aşamalarda, gıdanın her adımını kontrol altında tutmalıyız.
Güvenilir gıdayı tüketicilere sunmanın gayreti içerisinde olmalıyız.
Bu gayreti de sürdürülebilir yapıya kavuşturmalı ve istikrarlı bir şekilde hayata geçirmeliyiz.
Gıda teröristlerine göz açtırmamalıyız!
Umarım bu defa başarılı oluruz.